Jump to ratings and reviews
Rate this book

Goethe'nin İnfazı

Rate this book
Dük'ün gizli danışmanı von Goethe, Weimar'a geleli yedi sene olmuştur. Önceleri sadece Dük'ün en yakın dostuyken şimdi prensliğin maliyesinden sorumludur, soyluluk mertebesine de yükseltilmiştir. Genç Werther'in Acıları elden ele gezmekte, okuyanları intihara sürükleyecek kadar etkilemektedir. Faust ise Dük'ün okumayı en sevdiği eserlerden olmuştur. Fakat artık "dehaya özgü bir imtiyaz" ile yaşadığı gençlik hayatı geride kalmış, sıra prensliği ortaçağ karanlığından çıkarmak için Dük'e yardım etmeye gelmiştir. Verilecek en önemli, fakat en zor kararlardan biriyse çocuğunu öldürdüğü iddia edilen Johanna'ya verilecek idam cezasıdır. Goethe'nin İnfazı, Goethe'nin çok bilinmeyen bir kararını ortaya çıkarmanın yanı sıra idam cezasının akla gelebilecek en acımasız yöntemlerle uygulandığı zamanlarda, bizi "genç Johanna'nın acılarına" ortak ediyor. Aşağı Değirmen'de çalışan bir besleme olan Johanna'nın hayat gerçeği; açlık, tecavüz ve onu idama kadar götürecek bir zalimlikten ibaretken, aristokrasinin av partileri ve resim dersleri ile yaşadığı zarafet romanın iki zıt öyküsünü oluşturuyor. Viktor Glass'ın mahkeme kayıtlarını kullanarak yazdığı bu etkileyici roman, geçmişten bugüne, insan haklarında katedilen mesafeyi ölçebilmek için de tarihi bir belge niteliğinde.

201 pages, Paperback

First published January 1, 2009

6 people are currently reading
109 people want to read

About the author

Viktor Glass

5 books

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
44 (35%)
4 stars
57 (45%)
3 stars
22 (17%)
2 stars
2 (1%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 17 of 17 reviews
Profile Image for Korcan Derinsu.
594 reviews421 followers
February 9, 2024
Öncelikle şunu söylemem gerekiyor ki bu kitabı okuyana kadar Goethe hakkında hiçbir şey bilmiyormuşum. Goethe’nin hem Faust hem de Genç Werther’in Acıları kitaplarını okumuştum, Alman romantizminin önemli isimlerinden biri olduğunu da biliyordum ama aynı zamanda üst düzey bir bürokrat olduğunu bilmiyordum.

Roman da Goethe’nin yazar yönüyle değil yönetici yönüyle ilgileniyor ve adalet üzerinden bazı sorular sorarak cevaplar bulmaya çalışıyor. Bir kadının doğurduğu bebeğin ölümüne sebep olması üzerinden başlayan hikaye, suç, ceza, kanun, adalet gibi birçok farklı açıdan ele alınıyor. Kadınların -özellikle- sınıf çatışması temelli uğradıkları haksızlıklara ve nedeni olmadıkları durumların sonuçlarına katlanmak zorunda kalmalarına dair kayda değer şeyler söylüyor yazar. Suçun işlendiği koşulları göz önüne alarak cezada nasıl bir yol izlenmelidir, her suç aynı cezayı mı hak eder vs. gibi soruları tartışmaya açıyor. Goethe’yi de bu tartışmanın ortasına yerleştirerek, onun suça ve suç-ceza üzerinden adalete karşı olan yaklaşımını, bu yaklaşımın iktidarla olan ilişkisine etkilerini irdeliyor. Gerçek mahkeme kayıtlarından ilhamını alması da başka bir boyutu romanın. Gerek ele aldığı meselelerle gerekse Goethe’nin varlığıyla beni çok etkileyen bir roman oldu Goethe’nin İnfazı. Romanın çevirisi de 2023 yılı Talat Sait Halman Çeviri Ödülü’nü Kairos (Jenny Erpenbeck) kazanan Regaip Minareci’ye ait ve tahmin edeceğiniz üzere çok başarılı.
Profile Image for Argos.
1,266 reviews497 followers
September 24, 2024
Gerçeklere dayanan bir kurmaca roman. Yazar Victor Glass o döneme ait mahkeme kayıtları dahil birçok belge ve yazılı kaynaklardan faydalanmış. Günümüzde J. W. von Goethe, Alman Edebiyatı’nda zirvedeki isim olarak kabul edilmektedir. Kitapta geçen olay da dahil çoğu anlatının Goethe’nin biyografilerinde yazılmış olaylar olduğunu anlıyorsunuz. Ama bu kitapta anlatılan Goethe’nin kişilik özelliklerinin, karakterinin sanki onun eserlerinden, yazdıklarından daha ön plana çıkarılmış olduğunu düşünüyorum, bu ise kitabı ilginç kılmakta.

Goethe’yi eserlerinden bağımsız bir de böyle tanımak hoşuma gitti. Yazarın kitap sonunda belirttiği zaman atlamaları veya bazı mantık hatalarına (gebeliğin seyri ve süresi, doğum sürecinin karikatürize anlatımı gibi) takılmayın. Öneririm.
Profile Image for İpek Dadakçı.
320 reviews419 followers
November 25, 2023
Alman yazar Viktor Glass’ın gerçek olaylardan ilhamla, tarihi belgelerden yola çıkarak kaleme aldığı Goethe’nin İnfazı, suçun sosyolojisi ve adalet kavramıyla ilgili etkileyici ve çok güzel bir roman.

On sekizinci yüzyılın sonlarında, bugünkü Almanya sınırları içinde kalan Saksonya Dükalığı’nda geçiyor hikâye. Annesi öldükten sonra çok sayıdaki çocuklarına bakamayacağı için babası tarafından bir değirmencinin yanına besleme olarak gönderilen bir kızın cinsel istismara uğraması ve ardından gelişen olayları okuyoruz. Suç, suçu işleyen insanın içinde bulunduğu toplumsal ve ekonomik şartlar göz önünde bulundurulmadan değerlendirilebilir mi ve değerlendirilmeli midir, her şart ve koşulda değişmez yasa ve cezaları uygulamak adil midir, adalet bu şekilde tesis edilebilir mi, sorularını masaya yatırıyor yazar bu kurgu ekseninde. Adaleti ve toplumsal düzeni sağlamak adına hareket ederken suçun sosyolojik boyutlarının inkârının aslında ne büyük bir haksızlık ve adaletsizliğe sebep olabileceğini etkileyici işliyor.

Suç ve adalet kavramlarının yanı sıra, kadınların sırf kadın oldukları için yüklenmek zorunda kaldıkları haksızlık ve adaletsizliklerle ilgili de düşündürüyor roman. İstismara uğrayan kadının suçlanması, yetmiyormuş gibi olası sonuçlarıyla da suçluymuş gibi tek başına mücadele etmek zorunda olması ve hatta bir kez de bunun için suçlanması, gerek toplum gerekse yasalar karşısında gördüğü haksız muamele çok güzel yansıtılmış romanda.

Yazar Goethe’yi de bu kez farklı bir kimliğiyle, Saksonya dükünün sağ kolu olarak görüyoruz kurguda. Prenslikte pek çok işin yürütülmesinden sorumlu olmasının yanında, dükün güvendiği danışmanlarından biri olarak o da yasaların değişmesinin ve idamın kaldırılması gerektiğinin gündemde olduğu dönemde belirleyici bir rol oynuyor. Goethe’yle beraber de vicdan, idam, insanın yaşama hakkı, cezaların caydırıcılığı ve hukuk sistemi üzerine düşünmeye sevk ediyor yazar okuru.

Elimden bırakamadan okudum. Çok beğendim.
Profile Image for küb.
194 reviews17 followers
January 20, 2024
Goethe’nin Weimar çalışma dönemini kapsayan yaşamının detaylı bir anlatımı. 1783 yılında yaşanan ve gerçekten her detayıyla sarsan bir dava dosyası üzerinden kurgulanan bir roman. Bölüm bölüm aslında sınıf farkı algısı üzerinden yapılan toplum düzeni, siyaset, adalet, yargılama, konumlandırma farklarını açık bir şekilde önümüze seriyor. Johanna Katharina Höhn davası üzerinden aslında çok klasik motiflerle bezeli olan ama çağdaş değişmeyen kadın yaşamı gelişememezliğini görüyoruz. Kitap o kadar gerçeklerle karşılaştırıyor ki çok sarsıcı.

“Şair Goethe ve insan Goethe, evet. Ama devlet adamı olarak değerlendirmek zorunda olduğu başka kriterler var.”

Evet Goethe’nin bilime, doğaya, sanata, edebiyata nasıl baktığını görmeyi sevdiğim ve siyaset hayatı içinde nasıl farklı, insani kalabildiğine şaşırdığım bir kitap oldu.
Profile Image for divayorgun.
190 reviews32 followers
July 4, 2024
İlk satırından beni saran inanılmaz bir okuma serüveni oldu Geothe'nin İnfazı ancak son sayfalarda temponun düşmesi ve bilindik bir son yazılması kitaptan bir yıldız kırmama sebep oldu.

Gerçek mahkeme kayıtlarına dayanarak yazılan bu kitap,kadınların yüzyıllardan beri çektiği çileye,haksızlığa bir kadının tecavüze uğrayarak gebe kalıp o çocuğun ölümünden sorumlu tutulmasını anlatarak cevap veriyor.

Hem çevirisi hem de anlatılan hikaye ile beni çok etkiledi ancak bilindik sonu ile de beni biraz üzdü Geothe'nin İnfazı.
Profile Image for Ferda Nihat Koksoy.
520 reviews29 followers
July 8, 2024
Goethe'nin yaşam gerçekleri temelinde, 250 yıl önceki orta Almanya'dan, bir prenslik merkezi Weimar'dan şaşırtıcı ve ibretlik kesitler içeren bir roman, çok öğretici, çok başarılı.

***

"Bir hizmetçi kızın (Sulu tahıl çorbası, lapa ve efendilerinden kalan yemek artıkları ile beslenen, leş gibi ter, idrar ve küf kokan yaş samanın üzerinde, keçi ahırı yanındaki penceresiz odada geceleri iki büklüm üç dört saat uyuyabilen) aşığının olması imkânsızdı, bunu herkes bilirdi. Zaten olsa da sonu olmazdı. Evlenmek ve çocuk sahibi olmak efendilere göre bir şeydi. Hizmetli dediğin sabahtan akşama kadar çalışırdı, eşe, çocuğa zamanı kalmazdı. Ayrıca sevgilisi olanın çocuğu da olurdu. ...Böyle durumda kadın hemen sokağa atılır ve bekâr bir anne olarak asla iş bulamazdı. Sokaktaki çukurlardan birinde barınan dilenci evine ya da insanların aşırı çalıştırıldığı ÇalışmaEvi'ne sığınan bir tutsak olurdu, ikisi de birbirinden beterdi. Oraya girecek çocuk daha yaşamının ilk yılında ya açtıktan va da donarak ölürdü. Evlilik de söz konusu değildi, prensliklerin birçoğunda hizmetlilerin evlenmesine izin verilmiyordu."

"Goethe'nin üzerine çok iş yığılmıştı. Weimar'a yedi sene önce gelmiş, başlarda genç Dük'ün dostu ve yareni olmuştu, Alman prensleri yanlarında böyle gözde adamlar bulundurmayı severdi, niyeti sadece birkaç ay kalmaktı ama şimdi maliye bakanı, paranın başındaki birinci adam olmuştu. Birkaç hafta önce Viyana'dan bir mektup almıştı, İmparator II.Joseph'in düzenlediği bir belgeyle soyluluk mertebesine yükseltilmişti. Otuz üç yaşındaki bir erkek için güzel bir ara bilançoydu bu.
Saksonya-Weimar-Eisenach, miras yoluyla parçalanmış küçük bir prenslikti, buraya yabancı beyliklerden geçerek ulaşılabiliyordu. Yolları kötü ve çukurla doluydu, arabayla geçmek pek mümkün değildi. Altı bin beş yüz nüfuslu küçük başkentte bile insanın ayaklarına sürekli domuzlar ve tavuklar dolaşıyor, akşamın yemek artıkları sabah sokağa dökülüyordu; aslında bir köydü bu Weimar."

"Genç Dük Karl August sefahat peşine düşmüş, kendini tiyatro, müzik, dans, kır gezintileri, yaban avı ve köylü kızlarından alamamıştı. Goethe ona bunların hepsinde hem de seve seve eşlik etmiş, Dük'ün taşkınlıklarını desteklemiş, hatta en dudak uçuklatıcı fikirler bizzat ondan çıkmıştı. Goethe, burada, Frankfurt'taki muhafazakâr baba evindeki yıllarının acısını çıkarıyordu. Kadınlar ikisinin ortak noktasıydı, ne kadar açık saçık konuşurlarsa o kadar zevk alırlardı; gönüllü bir köylü kızı ya da hizmetçi buldular mı kardeş payı yapar, bazen de birlikte tadını çıkarırlardı."

"...insanların hayal güçleri uzaydan daha genişti, üstelik duydukları her şeye gerçekleşememiş kendi gizli hayallerini de ekliyor, bunları başkalarını ayıplamak için kullanıyorlardı. Her şey kıskanç ruhların uydurduğu gibi yaşanmış olsaydı, insanlarla deneyim kazandıracak şahane bir macera olurdu bu!"

"O çılgın yıllar artık geçmişte kalmıştı. Goethe şimdilerde kendine bunların hepsini Dük'ün güvenini kazanabilmek için mecburen yaptığını söylüyordu; güven ve dostluk, onu yönetebilmek için şarttı. Karl August, prensliğin mutlak hâkimiydi ama bu hâkimiyeti iki farklı bir şekilde kullanabilirdi. Halkı esareti altına alıp sonuna kadar sömürebilir ya da halkına günün birinde başlayacak yeni bir çağa doğru ilerlemede liderlik edebilirdi. Fransa'da ve başka ülkelerde sosyal sınıflar artık homurdanmaya başlamıştı.
Dük birçok hususta umursamazdı. Goethe onu iyi bir hükümdar olarak yetiştirmeyi kendine görev bilmişti ancak bu hiç de kolay değildi; yedi yıl önce buraya geldiğinde Dük henüz on sekiz yaşındaydı ve iktidarı devralmaya hiç niyetli olmadığı halde annesi Grandüşes hoşlanmadığı idari işlerden el çekmişti."

"Goethe de bu hayatı sevmişti ama çok daha büyük hedefleri olduğunu asla aklından çıkarmamıştı."

"Dük ülke yönetmenin ne demek olduğunu yedi yıldan sonra bile hâlâ kavramış değildi, borç içindeydi, saray çok yüksek meblağlar yutuyordu; biraz sakinleşmişti ama eğlenceden vazgeçmeye niyeti yoktu. Bütün işlere saray memurları bakıyordu. Memurlara az hatta hiç maaş verilmediği için onlar da rüşvet, sahte mal pazarlama ve dolandırıcılıkla geçiniyorlardı; Goethe'nin içinden bazen bu sorumluluktan kurtulmak, bir yerlere, mesela İtalya'ya kaçmak geliyordu."

"Hapiste kalabildiğin her güne şükretmelisin, dedi ses. 'Buradan çıkınca daha da kötü olacak. Sorgu başlayacak, sana durmadan sorular soracaklar, bir şey söylemezsen dayak yiyip işkence göreceksin. Ben bunların hepsini atlattım. Öyle berbat bir hale geliyorsun ki idamını kurtuluşun olarak görüyorsun'.
Johanna'nın bütün bedeni ürperdi. 'İşkence', dedi. Bunu daha önce duymuştu. Gözünün önüne insanların ateşle dağlandığı, etlerine tahta çivilerin çakıldığı korkunç resimler geldi. İnsanları tekerleğe bağlayıp bacaklarını ve kollarını çekerek kopardıklarını etrafta konuşulanlardan duymuştu. Sonra bir de zincirleyip, sadece başları dışarıda kalacak şekilde kuyunun içine asıyorlar, üç gün üç gece orada bırakıyorlardı, ya da kızgın kerpetenlerle vücutlarından koca koca et parçaları koparıyorlardı."

"Seni sorgulayanlar en çok da çocuğun karnına nasıl girdiğini duymayı severler. Yüce efendilerin şehvetten salyalarının nasıl aktığını görürsün o zaman. Hikâyeni beğenirlerse eğer, tekrar tekrar dinlemek isterler, yetmez bir daha çağırırlar, sonra da Jena'ya gönderirler seni, şu hukukçuluk oynayan profesör efendiler de eğlensin diye. Çünkü eğlence kıttır onların mesleğinde!"

"Goethe, çatıları çökmüş birkaç viran binayı ve yangında harabeye dönmüş köyün dışındaki bir kalıntıyı gösterdi Dük'e. 'Köylülerin ceplerindeki para tepelerindeki çatıyı onarmaya hatta kendilerini yangından korumaya bile yetmivor'.
'Birkaç köylü çocuğunun askere alınıp sonra da Amerika'ya satılmasını emredeceğim', diyerek cevap verdi Dük. 'Gençler iyi para ediyor. Başka yerlerde bu yöntem müthiş bir gelir kaynağı olarak kullanıldı'.
Goethe başını iki yana salladı. 'O zaman köylü mahsulünü elden çıkaramaz, yaşlılığını da güvence altına alamaz. Hem en sağlam gençleri Prusya Kralı çoktan topladı bile'.
Aslında daha bir sürü şey söyleyebilirdi, mesela başka prensliklerden satın alınıp avlanmak üzere ormanlara salınan yabandomuzlarından, sarayda gereğinden fazla köpek beslendiğinden, av köpeklerinin büyük paralar yuttuğundan, avın lüzumsuzluğundan, debdebeli sofralardan, saraydaki yaşamdan dem vurabilirdi! Küçük kentin üçte birini kaplayacak yeni saray inşaatından da söz edebilirdi! Goethe'nin bütçeyle ilgili dikkat çekmek istediği o kadar çok madde vardı ki, ancak bunu şimdi yapamazdı, Dük bu konulardan bahsetmekten hep kaçınırdı."

"Eski Ahit 'Göze Göz Dişe Diş' prensibini temsil ederdi, Yeni Ahit ise 'Bağışlama ve Sevgi' prensibini esas alırdı. Bir katil kolayca bağışlanamaz ve sevilemezdi elbette, sonuçta kendinde birini öldürme hakkını görmüştü, kurbanının elinden biricik olan şeyini, yani yaşamını almıştı, onu çevresindeki insanlardan sonsuza kadar ayırmış, ona acı ve korku yaşatmış, ayrıca onu ölüm döşeğinde günahlarından ötürü tövbe ve kendisiyle barışma olanağından etmişti. Yine de bir katile bile yaptıklarının farkına varma, pişmanlık duyma ve cezasını çekme hakkı verilmeliydi. Bunun için Katoliklerin Arafı, Protestanların hapishanesi vardı: Ölümden sonraki Araf'ı ortadan kaldırmalı, onun yerine ölümden önce bir Araf inşa etmeliydi, böylelikle insanlar temizlenerek ebedi hayata geçme imkânı bulurdu.
Hapishanenin devlete sağladığı avantajlar vardı. Gerçi devlet, suçluya kalacağı basit bir yer sağlamakla yükümlüydü, ama mahkûmun bakımını akrabalarına yüklüyor, onu toplum yararına işgücü olarak kullanıyordu. Bu, suç işlemiş birinin, ona tanınan pişmanlık hakkı için ödediği adil bir bedeldi. Modern sistem eskisinden çok daha iktisadi olacaktı ve Dük bunu kabul ettirmeye kararlıydı. Ne var ki, devletin mutlak hâkimi olarak bile bunu tek başına başarması olanaksızdı. Çok gençti, ayrıca ona danışmanlık yapan yaşlı beyefendiler çok güçlenmişlerdi. Neyse ki şu Goethe'yi bulmuştu! Zapt edilemez kişiliğe sahip bu ünlü Frankfurtlu hukukçuyu saraya getirip kendine ve Weimar'a bağlamak kolay olmamıştı; karşılığında Goethe'ye bir sürü eğlence olanağı sunmak zorunda kalmıştı, neyse ki bunlar dan kendisi de zevk alıyordu."

"Bekâr anne sorununun toptan çözülmesi gerekiyor. Cezayı ikiye katlamak ya da mevcut diğer suçları ön plana çıkarmak yetmez. Weimar'da evlilik dışı ilişki nişanlı çiftler arasında bile yasaktı, iki taraf da yüksek para cezası ödemeyi ve birkaç gün hapse girmeyi göze almak zorundaydı. Gebelik söz konusu olduğunda ise, kadın kilisede yemin ederek bebeğin babasını resmen açıklamaya zorlanıyordu. Gebeliği gizlemek de hapisle cezalandırılıyor ve kadının koşulduğu ağır işler sırasında karnındaki bebek genelde ölüyordu. Bu kadınların 'namuslu' halk tarafından horlanmalarının sınırı yoktu. Kadının, çoğunlukla yaşandığı üzere, sevdiğine kendi rızasıyla teslim olması ile on bir, on iki yaşında kaçırılıp tecavüze uğraması arasında halkın gözünde bir fark yoktu. Bu utancı sadece evlilik ortadan kaldırabiliyordu."

(hizmetçisini gebe bırakan değirmenciye) "...ceza olarak, tanığın o uğursuz erkeklik gücünden kurtarılmasına hükmetmiştir. Mahkemenin uygulanacak olan kararı şöyledir: Sadece seçilmiş öğrencilerin ve iki memurun hazır bulunacağı halka açık olmayan bir infazla, değirmencinin erkeklik organı Jena Üniversitesi anatomi bölümünde tamamen ve kati olarak çıkarılacaktır; çıkarılan organlar anatomi biliminin hizmetine sunulacaktır. Karar mahkeme tarafından imzalanmış, onaylanmış ve yürürlüğü girmiştir."

"Görev başında olmak, salt çalışma değildir, bir özelliktir. Benim her an bir düşünür, bir ressam, bir şair, bir dramaturg, bir jeolog, bir botanikçi ve bir insan olmam gibi (Goethe)."

"Hapishane önü panayır yeri gibiydi ama neşe ve eğlence yoktu. Çevre köylerden gelen beslemeler, efendilerine aktarmak üzere yeni haberler duymaya çalışıyor, kendileri de taze dedikodular yayıyordu. Kesinleşmiş gibi artık idamın şekli konuşulur olmuştu. Kılıçla mı öldürülecekti? Oyle olursa eğlence başladığı gibi biterdi. Son kararı verecek olan Dük biraz yaratıcı olsa iyi ederdi. Kadın çuvala tıkılır, üzerine kazık çakılır, suda boğulur ya da tekerleğe bağlanabilirdi. Sonuncusu seçilirse ahali için görecek, duyacak çok şey olurdu: Kemikler çekiçle kırılırken ya da kargalar etleri gagalarken duyulacak çığlıklar örneğin! Belki de kılıçla bedenini dörde böler ya da Bavyera'da yaygın olduğu gibi birkaç tane at, bedeni farklı yönlere çekiştirerek parçalardı? Ya da kaynar yağla derisi canlı canlı soyulurdu? Halk idamı heyecanlı ve eğlenceli hale getirecek bir sürü yol biliyor ve her biri bir yerden duyduğunu savunduğu bilgileri ballandıra ballandıra anlatıp diğerini bastırıyordu. İdam eskisi kadar yaygın değildi, ancak yirmi senede bir gerçekleşiyordu, en azından Weimar'da durum böyleydi, hal böyle olunca alt tabaka olaydan tam anlamıyla bir gösteri yaratmaya uğraşıyordu."
Profile Image for Metin Celâl.
Author 33 books134 followers
December 8, 2023
Goethe’yi dünya edebiyatının en büyük ustalarından biri olarak tanırız ama onun aynı zamanda önemli bir devlet adamı olduğunu bilen pek yoktur. Goethe, Kasım 1775’te Weimar’a gelmiş. 26 yaşındaymış. Saksonya-Weimar-Eisenach!ın yani Saksonya Büyük Dükalığı’nın başkentine davet edildiğinde Avrupa çapında ünlü bir yazarmış. Dük Carl August’un güvenini kısa sürede kazanmış. Dük eyaletin yönetimine yardım etmesini önerdiğinde Goethe biraz tereddüt ettikten sonra bu öneriyi kabul etmiş. 1815’te Düklük dağılana kadar Dük Carl August’un hem en yakın dostu hem de gizli danışmanı ve yüksek meclis üyesi olarak görev yapmış.
Goethe, Dük’le birlikte seyahat ederek ülkeyi ve halkını tanımış. Madencilik endüstrisinin yenilenmesinden Weimar ordusuna asker toplama sorumluluğuna, yol inşaat komisyonu ve savaş komisyonunun başkanlığına kadar değişen önemli görevlerde bulunmuş. Dük’ten sonra Weimar’da en güçlü adam olmuş. Devlet adamı olarak hizmetlerini beğenenler olduğu gibi Dük için yaptığı çalışmalardan dolayı “prensin hizmetkarı” ya da “despot şair” olmakla da suçlanmış.
Johanna Catharina Höhn, Weimar’da yeni doğan çocuğunu öldüren ve bu yüzden idam edilen bekar bir hizmetçiymiş. Onun davası, Saksonya-Weimar-Eisenach Dükalığı’nda bebek öldürme cezasında reform yapılmasına ilişkin tartışmanın odak noktası olmuş. Çünkü hizmetçi kızların patronları ya da diğer çalışanlar tarafından tecavüze uğramaları ve hamile kalmaları çok yaygın bir olaymış. Bebekle birlikte yaşamlarını sürdüremeyecek, iş bulamayacak, toplumdan dışlanacak olan hizmetçiler de bu çocukları öldürmeyi çözüm olarak görüyormuş.
Johanna Catharina Höhn, 14 yaşından itibaren Weimar’daki bir değirmenci ailesinin yanında hizmetçi olarak çalışıyormuş. 1782 yılında 23 yaşındaki Johanna Höhn hamile kalmış. Bebeğin babası hakkında hiçbir şey bilmiyormuş ama ona sürekli tecavüz eden işvereni değirmeciden olmuş olması büyük ihtimalmiş. Hamile olduğunun farkında olmayacak kadar cahilmiş, fazla kilo aldım sanıyormuş. Ancak doğuma bir hafta kala hamile olduğunu işverenin karısı öğrenmiş. Sekiz aylık hamileliğin ardından Höhn, 11 Nisan 1783 günü öğle saatlerinde odasında bir erkek çocuk doğurmuş. Bebeği boynundan bıçakla üç kez bıçaklayıp öldürmüş. Doğumdan saatler sonra gelen ebe sorduğunda Höhn, ölü çocuğu nerede sakladığını göstermiş. Tutuklanıp hapsedilmiş.
İmparator V. Charles’ın 1532 tarihli, çocuk katillerinin diri diri gömülmesi, kazığa bağlanması veya boğulması yönündeki düzenlemesi hâlâ yürürlükteymiş. Böyle bir suçta son infaz 30 yıl önce yapılmış ve bebek öldürme ve çocuk katillerine yönelik ceza yasalarında reform tartışılıyormuş.
Çocuk öldürmenin cezasıyla ilgili mevcut reform tartışmasından etkilenen Dük, bu fırsatı değerlendirerek bu suça ilişkin ölüm cezasının daha etkili, daha caydırıcı bir cezayla değiştirilip değiştirilemeyeceği sorusunu gündeme getirmiş.
Mahkeme kılıçla kafa kesilerek ölüm cezasına karar vermiş. Eserlerinde ölüm cezasına tavır alan Goethe, mahkemenin kararını desteklemiş ve ölüm cezasının sürdürülmesi yönünde görüş bildirmiş. Johanna Catharina Höhn, 28 Kasım 1783’te Weimar ile Tröbsdorf arasındaki Galgenberg’deki Erfurt Kapısı önünde kılıçla başı kesilerek öldürülmüş.
1920’lerden itibaren Goethe’nin resmi görevleri bilinmeye başlayınca bu trajik davada nasıl tavır aldığı da araştırılmaya başlamış ve araştırmalar ve tartışmalar o günden günümüze dek sürmüş. Bu konuda birçok kitap ve 2009 yılında Höhn davasını konu alan Victor Glass’ın Goethe’nin İnfazı adlı romanı yayımlanmış.
Victor Glass, Alman yazar Dieter K. E. Walter’in takma adıymış. 1950 yılında Iserlohn, Almanya’da doğan Walter yazar, çevirmen ve gazeteci olarak çalışmış. Daha çok Avusturya üzerinde gezi rehberleri hazırlamış. Biyografi kitapları için hayalet yazarlık yapmış. Victor Glass adıyla çoğu polisiye beş romanı yayınlanmış.
Victor Glass, bu tarihi olayı, ikili akan bir kurguyla Johann Wolfgang von Goethe ile genç kadının yollarını birleştiren etkileyici bir anlatıyla değerlendirmiş. Usta çevirmen Regaip Minareci’nini çevirisinden okuduğumuz roman, o dönemdeki toplumsal sınıflar arasındaki uçurumu vurgulayarak, Johanna’nın yaşadığı zorlukları ve acıları çarpıcı bir şekilde anlatıyor.
Johanna’nın hizmet ettiği çevre ve çalışma koşullarını, dönemin yoksulluğunu ve insan hakları ihlallerini gözler önüne seriyor. Aynı zamanda, aristokrat sınıfın nasıl dokunulmaz konumda olduğu, halkın onca yoksulluğuna rağmen müsrif bir yaşam sürdüğünü de yansıtıyor. Viktor Glass, mahkeme kayıtlarını kullanarak okuyucuya tarihi bir belge niteliğinde bir eser sunuyor. Aristokrasinin gözde kişileri arasında yer alan Goethe’ye olan ilgiyi ve onun Weimar’daki önemli konumunu da detaylı bir şekilde ele alıyor. Goethe o yıllarda büyük aşklarından birini de yaşamış.
Goethe’nin içsel mücadeleleri, okuyuculara büyük bir yazarın insanlık, adalet ve vicdan konularındaki düşüncelerini anlama fırsatı sunuyor. Victor Glass, Johanna’nın trajik hikayesinin Goethe’nin yaşamına ve düşüncelerine nasıl etki ettiği sorusuna da cevap aramaya çalışıyor.
Johanna’nın acılı hikayesi, sadece onun bireysel trajedisini değil, aynı zamanda o dönemin kadınlarının yaşadığı zorlukları ve adaletsizlikleri de temsil ediyor. Victor Glass Goethe’nin İnfazı’nda insan hakları ve adalet konularını da ele alarak günümüz okuyucusuna düşündürücü bir örnek sunuyor. Goethe’ye, onun yaşamına, düşünce ve tavırlarına ilgi duyanlar için de okumaya değer bir roman.
Profile Image for Kerem.
414 reviews15 followers
May 1, 2018
Sefahat icinde yasayan ust tabaka ile hayati zindanda yasayan alt tabaka arasinda gidip gelerek zitliklari ortaya seren, Goethe'nin yonetici konumda orta yaslarini yasadigi Weimar dukaliginin detayli resmini bir idam muhakemesi ve onun etrafinda gelisenlerle cizen guclu bir roman. Her ne jadar tarihi belgelerden yararlanmis olsa da yazar aslinda kendi hayal ettigi sekilde bir Goethe portresi ciziyor, dogrusuyla egrisiyle insan bir Goethe.
Profile Image for Hatice.
20 reviews2 followers
February 5, 2024
Haksızlığa uğramış bir insanın karşılaştığı durumu yaşadıklarını çok etkileyici bir şekilde aktaran çok sarsıcı bir kitap .
Profile Image for Mustafa Doğru.
222 reviews4 followers
January 25, 2025
Goethe'nin İnfazı temellerini gerçek bir hikayeden alan kurmaca bir metin. Metnin ana teması suç ve adalet üzerine. Bunun yanında kitap 18. yüzyıl Avrupa toplumundaki kadının yerini ve aristokrasi toplum arasındaki uçurumu da açık bir biçimde gözler önüne seriyor. Olay örgüsü olarak bir nebze sıkıcı bir kitap, çünkü neler olacağını romanın en başından beri okuyucu biliyor. Ayrıca Goethe'nin romandaki rolü tarihi bir figür olmaktan öteye geçmiyor.

Goethe's Execution is a fictional text based on a true story. The main theme of the text is crime and justice. In addition, the book clearly reveals the place of women in 18th century European society and the gap between aristocracy and society. It is a somewhat boring book in terms of plot, because the reader knows what will happen from the very beginning of the novel. In addition, Goethe's role in the novel does not go beyond being a historical figure.
Profile Image for Konrad.
84 reviews
November 11, 2023
Ein kompakter historischer Roman über Goethe. Es geht um eine junge Magd, die ihr heimlich geborenes Kind getötet hat. Bei ihrem Prozess sprach sich Goethe als Minister für die Hinrichtung aus.

Dieses Buch gibt nicht all zu viel Info über die historischen Ereignisse, der Plot ist eher schwammig. Es gibt ein paar seltsame Abschweifungen, etwa über Goethes Neigung zu irgendwelchen Knaben. Auch die Beschreibung von Leben und Schicksal der Hingerichteten ist recht voyeuristisch. Was dem Buch aber gut gelingt, ist, goethehafte Stimmungen beim Beschreiben von Figuren und Szenen zu schaffen. Insgesamt schon lesenswert.
Profile Image for Oktay Dursun.
22 reviews4 followers
April 4, 2024
Tarihsel romanların gücü bu. Bir tarih metninde tek satırda geçecek bir konuya hayat veriyor, sizi de o döneme ve dönemin tartışmalarına dahil ediyor. Bugünün "büyük batı medeniyetinin" o üst düzey sanatsal yapıtları verdiği bir dönemde, aydınlanma çağının eşiğinde nasıl akıl ve insanlık dışı uygulamalara sahip olduğunu görüyoruz. Bir yandan o günden bu güne ne kadar çok şey değişmiş, insanlık ilerlemiş diyerek sevinebiliriz veya bir çok insan için hala pek bir şeyin değişmediğini görüp üzülebiliriz. Her halukarda haksızlığa ve eşitsizliğe karşı atılan en küçük adım bile tarihsel gelişim açısından değer taşıyor. O nedenle her şeye rağmen teşekkürler Goethe!
Profile Image for İrem.
9 reviews
January 23, 2025
Kitabın ilk yarısında inanılmaz bir atmosfer oluşturulmuştu inşa edilen tempoyla birlikte okuması çok keyifliydi fakat ikinci yarısı hem gittikçe düşen temposu hem de sonuyla hayal kırıklığına uğrattı açıkçası. Gerçek mahkeme kayıtlarına dayanan bir roman olması sebebiyle olayların çok esnetilememesi normal fakat ikinci yarısında olaylarla birlikte duygular da kısa kesilmiş gibiydi ilk yarısının verdiği keyifle kıyaslanamazdı. Biraz daha uzatılarak daha detaylı daha duygulu işlenebilirdi kitabın potansiyelinin harcandığını düşünüyorum 🧑🏻‍🌾
239 reviews1 follower
January 16, 2024
ok çarpıcı bir kitaptı benim için. Çok iyi yazılmış, bir kere Goethe çok canlı, gerçek anlatılmış. Annenin çocuğunu öldürmesi gibi çok üzücü, çirkin bir şey felsefi, hukuki bir mesele gibi ele alınmış, bir yandan da çok güçlü bir hikaye anlatılmış. Sonunda Johanna’ya çok üzüldüm.
Profile Image for Seda.
198 reviews15 followers
May 31, 2024
Bu kadar depresif bi kitap secmesem daha iyi diil miydi ya nerde bu neseli kikir kikir gulduren kitaplar nerde.
1 review
October 18, 2025
Yazım dili ve çevirisi harika bir kitaptı. Ancak hikaye çok güzel olmasına rağmen benim için yavaş okunabilir bir kitap oldu.
Displaying 1 - 17 of 17 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.