" Baba, işyerinde kredi kartı borçlarının faizlerini ödemek için çalışırken anne evde televizyon karşısına geçmiş alışveriş kanalını izlemektedir. Evin oğlu, arka odada, sanal üniversitede günün derslerini bitirmiş, sanal alışveriş sitelerinde sörf yapmaktadır. "Haftasonu tatilimizi nerede geçireceğiz anne?" diye seslenir. "Şehir dışındaki büyük alışveriş merkezine gideriz. Sen spor mağazasında yapay kaya tırmanışı yaparken biz de babanla dükkanlara girip çıkar, akvaryum bölümünü gezeriz; sonra da yağmur ormanları konulu restoranda buluşup bir şeyler atıştırırız," cevabıyla tatmin olarak, yeni çıkan CD'yi sanal alışveriş listesine ekler. Hiper tüketim ve simülasyon çağında yaşıyoruz. Yalnızca eğlendirici olmak için birbiriyle yarışan devasa büyüklükteki alışveriş merkezleriyle çevrelenmekle kalmadık; müzeler, parklar, üniversiteler, stadyumlar, havaalanları ve garlar da içlerindeki mağazalar, alışveriş standları, fast-food restoranlarıyla birer eğlence ve alışveriş merkezine dönüştü. Tüketim bizi canevimizden vurdu: Ticaret, bilgisayar, televizyon, internet ve telefon aracılığıyla yatak odalarımıza kadar girdi. Başta ABD olmak üzere dünyanın pek çok yerinde aynı ürünleri sunan mağaza zincirlerinden alışveriş ediyor; New York ya da Moskova'dakiyle aynı lezzetteki hamburgerleri yiyor, hatta aynı yüz ifadesini takınan kasiyerlerden aynı sözleri işitiyoruz. Tüketim katedralleri gösteri toplumunun ayrılmaz bir parçası haline geldi. Her şeyin simüle edildiği sanal ortamlarda hem alışveriş ediyor, hem eğleniyor, hem de yemek yiyoruz. Baudrillard'ın dediği gibi, her şey iç içe geçti, sınırlar yok oldu; eğlence, alışveriş, spor, eğitim dev bir gösteriye dönüştü. Ritzer, Toplumun McDonaldlaştırılması'nda modern akılcılaşma sürecinin yaşamlarımıza dayattığı tekdüzeliği gözler önüne seriyordu; McYemek, McYatak, McDoktorlar, McOto tamircileriyle montaj hattına benzeyen bir Mctoplum. Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemekte ise, tüketim araçlarını elinde bulunduranların, sonsuz bir tüketimi körükleyebilmek için, dünyayı "eğlenceli" kılarak nasıl yeniden büyülediklerini araştırıyor. Bunu yaparken Marx'tan üretim araçları; Weber'den akılcılaştırma, büyüleme ve büyünün bozulması; Baudrillard'dan simülasyon kavramlarını eksen alıyor. Görülen o ki, tüketim çılgınlığı durulmak bilmeyecek; peki biz Amerikanlaşmaya dur deyip doğaya, zaman ve mekanın sıkıştırmadığı ilişkilere, sahiciliğe yüzümüzü dönebilecek miyiz? "
George Ritzer is Distinguished University Professor at the University of Maryland. He has named at Distinguished-Scholar Teacher at Maryland and received the American Sociological Association’s Distinguished Contribution to Teaching Award. Among his academic awards are an Honorary Doctorate from La Trobe University, Melbourne, Australia; Honorary Patron, University Philosophical Society, Trinity College, Dublin; and the 2012-2013 Robin William Lectureship from the Eastern Sociological Society. He has chaired four Sections of the American Sociological Association- Theoretical Sociology, Organizations and Occupations, first Chair of Global and Transnational Sociology, and the History of Sociology. His books have been translated into over twenty languages, with over a dozen translations of The McDonaldization of Society alone.
Bu kitap için buraya gelecek arkadaşlara bir hatırlatma ve öneride bulunayım: Netflix'te de yayımlanan Bathtubs Over Broadway adlı belgeseli de mutlaka izlesinler. İşletmelerde çalışanları "büyülemek" üzerine muazzam -ve unutulmuş- bir sektörden bahsediyor belgesel. https://www.imdb.com/title/tt6029778/...
Kitabı Ayrıntı Yayınlarından okudum (2019 basımı) ve sistemde belirtildiği gibi 270 değil, 336 sayfa. Ritzer, tüketim sarmalı üzerine haklı noktalara dikkat çekiyor. Başta sosyologlar olmak üzere, pek çok sosyal bilimciye atıfta bulunması, çalışmanın bana kalırsa en güzel kısmı. Okuyucu böylelikle diğer araştırmacıların en öne çıkan fikirlerine de erişmiş oluyor. Çalışma biraz daha kısa olabilirdi, diye düşündüm. Ama bu düşünce benim, yalnızca bu kitap için değil, son zamanlarda okuduğum akademik kitaplara dair genel düşüncem. Okumaya değer.
I read this book for a graduate level Sociology class. It was interesting, for the most part, but repetitive. Consumerism impacts or social institutions and economy in a multitude of ways and this book delves into this topic.
I love Ritzer's ideas, I'm just tired of him capitalizing on writing the same idea in a different form 1,000 times. This is very similar to McDonaldization and other works by Ritzer. Good intro to Ritzer, though.
Bu tarz bir tez ortaya koyan kitapları yazıldıkları tarihte okumak değerli. Yazar ne bilsin dünyayı etkileyen bir pandeminin geleceğini, internetin bu kadar hızlı ve cep telefonlarına kadar yayılacağını. Haliyle tez bazı noktalarda arkaik kalıyor.
Hiç beğenmedim. Tüketim kültürü üzerine muhtemelen 50 sayfada özetlenecek bilgiyi, Amerika odaklı tüm dünya evreni üzerinde bu kadar gereksiz ayrıntılarla uzatmanın anlamını çözemedim. 1 puan vermemin tek sebebi kitabın ismini çok sevmiş olmam.
Page by page it makes you bored more and more while hoping to find some kind of critical thinking. It felt like you read a catalog which was one of the main issues in the "book" to criticize as meaningless stuff in today's postmodern world and so on.
Kiedy za czasów studiów przeczytałem „Makdonaldyzację społeczeństwa” Riztera, zrobiła ona na mnie duże wrażenie. Dzięki niemu przekonałem się do analizy socjologicznej zjawisk społecznych nie na tyle, aby uznać ich prawdziwość, ile by nie traktować czasu na ich czytanie jako kompletnie zmarnowanego. Podobne odczucia mam w przypadku „Świata konsumpcji”. Jest to oczywiście rozwinięcie poglądów Ritzera z „Makdonaldyzacji”, tym razem jednakże czerpie dużo pomysłów z Baudrillarda. Jest to pozycja, której nie warto analizować analitycznie (podchodzić do niej na sposób filozofii analitycznej), raczej powinno się ją czytać jako pewną opowieść, wizję świata konkretnej osoby, jak postrzega ona naszą rzeczywistość. Coraz mniej zgadzam się z pomysłami Ritzera, choć pomysł z racjonalizacją i umagicznieniem wydaje się całkiem interesujący. W każdym razie warto przeczytać tę książkę, chociażby dlatego, że znajduje się w niej wiele pobocznych, ciekawych informacji na temat rynku komercyjnego w Stanach Zjednoczonych.
I read Ritzer’s “McDonaldization” for the first time when I was studying and it made a huge impression on me. Because of him I started to like sociological analysis of social phenomena. I’m not saying that I treat them like some real and true concepts, I’m just saying that the time spent on analysing them was not wasted. Similar feelings I have for “Enchanting a Disenchanted World”, it’s a continuation of his view from “McDonaldization….”. But this time, I think, he used mostly Baudrillard’s views for analysis. Of course this is a book that you shouldn’t analyse in the analytic way (in the sense of analytic philosophy), it rather should be read like a good story of someone who sees the word from his own specific perspective. Less and less I am agreeing with Ritzer but his main concept about enchanting and disenchanting is quiet interesting. Either way I think this book is worth reading, at least for that there is a lot of interesting information about the American commercial market
I read this book for a sociology class. I found the book to be illuminating on topics that I had not really considered in the realm of consumption. He uses the principles of Karl Marx, Max Weber and Jean Baudrillard as guidance in understanding our culture of consumption.