This volume brings together some of the latest research on the cultural, intellectual, and commercial interactions during the Renaissance between Western Europe and the Middle East, with particular reference to the Ottoman Empire. Recent scholarship has brought to the fore the economic, political, cultural, and personal interactions between Western European Christian states and the Eastern Mediterranean Islamic states, and has therefore highlighted the incongruity of conceiving of an iron curtain bisecting the mentalities of the various socio-political and religious communities located in the same Euro-Mediterranean space. Instead, the emphasis here is on interpreting the Mediterranean as a world traversed by trade routes and associated cultural and intellectual networks through which ideas, people and goods regularly travelled. The fourteen articles in this volume contribute to an exciting cross-cultural and inter-disciplinary scholarly dialogue that explores elements of continuity and exchange between the two areas and positions the Ottoman Empire as an integral element of the geo-political and cultural continuum within which the Renaissance evolved. The aim of this volume is to refine current understandings of the diverse artistic, intellectual and political interactions in the early modern Mediterranean world and, in doing so, to contribute further to the discussion of the scope and nature of the Renaissance. The articles, from major scholars of the field, include discussions of commercial contacts; the exchange of technological, cartographical, philosophical, and scientific knowledge; the role of Venice in transmitting the culture of the Islamic East Mediterranean to Western Europe; the use of Middle Eastern objects in the Western European Renaissance; shared sources of inspiration in Italian and Ottoman architecture; musical exchanges; and the use of East Mediterranean sources in Western scholarship and European sources in Ottoman scholarship.
Kitabın isminin uyandırdığı cazibe ile uyumlu bir bütünlük ve kronoloji içermeyen, tarihçilerin profesyonel ayrıntılara ilişkin bildirilerinden oluşan bir kitap. Fatih'e kadarki İslam ve Osmanlı Dünyası ile Rönesans paralelliklerine dair bilgiler mevcut iken, Fatih sonrasında, yani Rönesans'ın asli döneminde bu bilgiler zayıflamakta, karşıtlıklar artmaktadır. Osmanlı tarihçileri ve Oryantalistler için heyecan uyandırıcı olabilir ama diğer okuyucular için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
***
"Ortadoğu'daki akademik çalışmalar, Fârâbî (Alpharabius), İbn Sînâ (Avicenna) ve İbn Rüşd (Averroes) gibi önde gelen kişilerin önemli metinlerinin Latince çevirilerinin yapıldığı 12. yüzyıldan beri Avrupa'nın entelektüel manzarasının (özellikle tıp ve felsefede) önemli bir parçası olmuş, Arapça öğrenimi, Yunanca ve İbranicenin yanı sıra arzu edilen bir şey haline gelmiş, kitapları 17.yy başına kadar üniversitelerde okutulmuştur. Bunlar, Rönesans İtalya'sını İslam dünyasına bağlayan ticari bağların entelektüel düzeyde bir paralelini sunar"
"Fatih'in 1460'da Vendiklilere ticari kapitülasyonlar vermesi, İtalyan kent devletlerinin gelişmesini sağlamış; her iki tarafın ürettikleri (özellikle Osmanlı'dan halı ve metal nesneler, İtalya'dan kumaş) ve desenleri birbirlerini (van Eyck, Da Vinci, Dürer ve Holbein de Osmanlı desenleri kullanmıştır) önemli ölçüde etkilemiştir."
"Osmanlı bestecilerin Avrupa müziğine ilgisiz kaldıkları, duymazdan geldikleri gibi, onlar da esasen Osmanlı müziğine ilgi göstermemiş, onu duymazdan gelmiştir."
"İslam, Roma-Vatikan'ın diyaloğa girmek istediği büyük dünya dinlerinden biri olarak görülür; ne var ki bu politika, Roma Katolik Kilisesi'nin Kutsal Teslis inancını terk etmeyeceği gibi, evrensel olarak önde geldiği yönündeki geleneksel iddiasından da vazgeçmeyecektir."
"Atina devletinin bilge kişisi ve meşhur kanun koyucu Solon ile Atina'nın yıkıcısı II.Mehmet'i, iki bin yıl ayırır."
"İslami Ortadoğu önce tehdit edici öteki olarak tanımlanmış, sonra da, entelektüel çevrelerde İslam dünyasıyla meşgul olmanın yeniden yükselmesi ışığında, rokoko turquerie alanına girdikçe çeşitli fantezilerin giderek abartılı biçimde yansıtıldığı bir dünya olarak görülmüştür; anlaşıldığı üzere o fanteziler Batı görsel sanatının çok kalıcı bir unsuru haline gelmiştir."