Jump to ratings and reviews
Rate this book

Haksız Yönetime Karşı & Tembellik Hakkı

Rate this book

112 pages, Paperback

First published January 1, 1999

2 people are currently reading
38 people want to read

About the author

Henry David Thoreau

2,436 books6,753 followers
Henry David Thoreau (born David Henry Thoreau) was an American author, naturalist, transcendentalist, tax resister, development critic, philosopher, and abolitionist who is best known for Walden, a reflection upon simple living in natural surroundings, and his essay, Civil Disobedience, an argument for individual resistance to civil government in moral opposition to an unjust state.

Thoreau's books, articles, essays, journals, and poetry total over 20 volumes. Among his lasting contributions were his writings on natural history and philosophy, where he anticipated the methods and findings of ecology and environmental history, two sources of modern day environmentalism.

In 1817, Henry David Thoreau was born in Massachusetts. He graduated from Harvard University in 1837, taught briefly, then turned to writing and lecturing. Becoming a Transcendentalist and good friend of Emerson, Thoreau lived the life of simplicity he advocated in his writings. His two-year experience in a hut in Walden, on land owned by Emerson, resulted in the classic, Walden: Life in the Woods (1854). During his sojourn there, Thoreau refused to pay a poll tax in protest of slavery and the Mexican war, for which he was jailed overnight. His activist convictions were expressed in the groundbreaking On the Duty of Civil Disobedience (1849). In a diary he noted his disapproval of attempts to convert the Algonquins "from their own superstitions to new ones." In a journal he noted dryly that it is appropriate for a church to be the ugliest building in a village, "because it is the one in which human nature stoops to the lowest and is the most disgraced." (Cited by James A. Haught in 2000 Years of Disbelief.) When Parker Pillsbury sought to talk about religion with Thoreau as he was dying from tuberculosis, Thoreau replied: "One world at a time."

Thoreau's philosophy of nonviolent resistance influenced the political thoughts and actions of such later figures as Leo Tolstoy, Mohandas K. Gandhi, and Martin Luther King, Jr. D. 1862.

More: http://plato.stanford.edu/entries/tho...

http://thoreau.eserver.org/

http://en.wikipedia.org/wiki/Henry_Da...

http://transcendentalism-legacy.tamu....

http://www.biography.com/people/henry...

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
8 (20%)
4 stars
21 (52%)
3 stars
11 (27%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
Profile Image for Burak  Candan.
115 reviews14 followers
March 21, 2025
Mutluluğun temelini doğada ve sade yaşamda gören natüralist bir filozof olduğu kadar, yaşamıyla ve fikirleriyle Tolstoy, Gandhi, Luther King Jr. gibi isimleri etkilemiş bir proto-anarşist olan Henry David Thoreau'nun ünlü makalesi Haksız Yönetime Karşı (Civil Disobedience); birey ile arasındaki toplumsal mutabakata ihanet etmiş, yozlaşmış bir hükümete karşı uygulanması gereken sivil itaatsizliği anlatıyor. Çürümenin kaynağı olduğunu düşündüğü hükümetin karşısında, insanın onurunu ve özgürlüğünü koruyabilmesi için, içinde olması gereken tetiklilik haline dikkat çekiyor Thoreau. Ona göre, demokratik sistemin pasif bir katılımcısı olmak, ya da seçimden seçime belli belirsiz bir irade göstermek yozlaşmış bir rejim karşısında hiçbir anlam ifade etmiyor; kişinin, hakkını gasp eden düzene karşı bilinçli bir başkaldırı halini benimsemesi gerekiyor. Zira, insanın kendi gibi insan elinden çıkmış olan kanunlardan önce, vicdanının, hakkının ve özgürlüğünün peşinden gitmesi gerekiyor. Bu sebeple, vicdan ve sağduyu süzgecinden geçmeyen hiçbir yasaya uyma zorunluluğu bulunmuyor. Hükümet, vergi, askerlik, kanun, bürokrasi hatta devlet gibi kavramlara karşı da 'otomatik bir saygıyı' reddediyor Thoreau. Bu şeylerin bir fonksiyonu olmadığına değil; adaletsizlik, ahlaksızlık ve yolsuzluğun kol gezdiği bir toplumda tüm bunların hala bir 'gereklilik' olarak devam etmesinin ancak yozlaşmış düzene bir katkı olacağına inanıyor.

Kitabın ikinci kısmında ise Karl Marx'ın damadı olan sosyalist yazar Paul Lafargue'ın ünlü yapıtı Tembellik Hakkı (Le Droit à la Paresse) yer alıyor. Tıpkı Thoreau'nun devletin dogmalaştırılmasını reddetmesi gibi, Lafargue'da kapitalist toplumlarda modern köleliğe karşılık gelen 'çalışma dogmasını' reddediyor ve boş zaman hakkını savunuyor. Lafargue'a göre tüm kötülüklerin temelinde, insanın sahip olduğu en değerli şey olan boş vaktin yerine koyduğu, kanıksanmış ve kutsal addedilmiş 'çalışma aşkı' bulunuyor. Büyük sermaye sahiplerinin, burjuvanın ve protestan ahlakçılarının yarattığı bu mite inanarak, hem kölece çalışıp, hem sefaletlerinden kurtulamayan işçilerin zihniyetini sorguluyor Lafargue. Hatta, işçi sınıfının bu çalışma tutkusu sayesinde kapitalizmin sorununun artık üretmekten çok, üretileni tüketecek pazar bulmaya dönüştüğünden bahsediyor. Ve kapitalizm, yine alt sınıflar üzerinde sahte ihtiyaçlar yaratarak karşılıyor bunu. Yani işçi hem kölece çalışıyor, hem de emeğinin karşılığını sürekli bir tüketime yatırıyor. Lafargue'a göre bu insanlık dışı sömürü düzeninin temelinde işte bu dinsel çalışma inancı yatıyor. Bu cendereden kurtuluşu ise insanın en tabii hakkı/ihtiyacı olan 'tembellik hakkını' hatırlamasında görüyor Lafargue.

**

Tarihsel önemleri ve büyüklükleri bir tarafa, iki metnin de özellikle içinden geçtiğimiz şu ucube dönemde daha bir anlam kazandığını düşünüyor; hem kendime, hem başkalarına birer reçete, panzehir olabileceğini inandığım alıntıları aşağıya bırakıyorum.

**

"Bir yurttaş, vicdanını bir an için ya da bir nebzecik olsun yasacının eline bırakmalı mıdır? Bırakmalıysa, neden bir vicdanı var öyleyse? Bana kalırsa, önce insan olmalıyız, sonra da uyruk. Doğruya olan saygımız ölçüsünde yasaya saygı beslemeye özenmemeliyiz. Boynumun borcu saydığım tek şey, doğru bildiğim şeyi her istediğim zaman yapmaktır. Yeterince, hem de haklı olarak söyleyip durmuşlardır şunu: Bir topluluğun vicdanı yoktur; vicdanlı insanlar topluluğu vicdanlı bir topluluktur. Yasa, insanı azıcık olsun doğru yapmaz hiçbir zaman. En iyi niyetliler bile, yasaya olan saygıları yüzünden Tanrının günü haksızlıklara araç olurlar. Yasaya karşı beslenen yersiz saygının bir sonucu olarak bakıyorsunuz, tabur tabur asker, albay, yüzbaşı, onbaşı, er, topçu yamağı sürü sepet, eşsiz bir düzen içinde dere tepe demeyip savaşa koşuyorlar. Hem de istekleri dışında, sağduyu ve vicdanlarına karşın. Allah'ın belası bir işe sürüklendiklerinden hiç kuşkuları yoktur, hepsi de barıştan yanadır çünkü. Peki öyleyse, sorarım size, nedir bu adamlar şimdi? İnsan mıdırlar, yoksa, baştaki bir avuç vicdansızın buyruğu altında ayaklı birer kale, birer cephanelik midirler?"

"Başkaldırma hakkını herkesler tanıyıp kabul ediyor. Bu hak, zorbalığı ve beceriksizliği dayanılmaz bir aşırılığa vardıran hükümetle bağları koparmak, ona karşı gelmek hakkıdır."

"Ben uzaktaki düşmanlarla değil, uzaktakilerle işbirliği yapan ve onların buyruğuna giren, ülke içindeki düşmanlarla savaşıyorum. Bunlar olmasa, dışardaki düşmanların hiçbir kötülüğü dokunmazdı."

"Doğruya oy vermek bile, doğru uğrunda bir şey yapmak değildir. Yalnızca doğrunun üstün gelmesi yolundaki istediğimizi az buçuk duyurmaktır bu. Akıllı bir insan, doğruyu ne rastlantıya bırakır, ne de onun çoğunluk kanalıyla üstün gelmesini ister. İnsan yığınlarının davranışlarında pek az erdem vardır. Çoğunluk, eninde sonunda, köleliğin ortadan kalması için oy verirse, köleliğe karşı ilgisiz olduğu ya da kendi oyuyla ortadan kaldırılacak pek az kölelik kaldığı için verir. O zaman da asıl kendisi köle olur. Yalnızca kendi oyuyla özgürlüğünü kanıtlayan kişinin oyu köleliğin ortadan kalkmasını çabuklaştırabilir."

"Atılan ilk adım ne denli küçük olursa olsun, bir iş bir kez iyi yapıldı mı dünya durdukça yapılmış demektir."

"İnsanı haksız yere hapse atan bir yönetim altında dürüst bir insanın asıl yeri cezaevidir."

"Haksız bir takım yasalar vardır. Onlara boyun eğmekle yetinelim mi, ya da onları değiştirmeye çalışalım mı; değişinceye kadar boyun eğelim mi, yoksa hiç beklemeden çiğneyelim mi onları? İnsanlar, böylesi bir yönetim altında, genel olarak şöyle düşünüyor ve şöyle diyorlar; "Çoğunluğu yasaların değişmesi gerektiğine inandırıncaya kadar bekleyelim, yasaya karşı gelirsek deva derdin kendisinden daha beter olur" diye düşününüyorlar. Oysa, devanın dertten beter olmasında suç hükümetin kendisindedir. Çünkü devayı dertten beter yapan kendisidir. Hükümet niçin daha önceden davranıp yenilik yapmıyor? Niçin kendi akıllı azınlığını sevmiyor? Daha hiçbir yanı incinmeden niçin ağlayıp sızlanıyor ve boyuna diretiyor? Niçin yanılgılarını göstersinler diye yurttaşları tetikte durmaya ve daha iyi davranmaya zorlamıyor?"

"Oyunuzu, bütün oyunuzu verin, bir kağıt parçasını değil, etkinizi atın oy sandığına. Bir azınlık çoğunluğa uyduğu sürece güçsüzdür. Ama bütün ağırlığıyla diretti mi, işte o zaman önüne geçilmez bir güç olur."

"Varlıklı kişiye gelince, o her zaman için, (şunu bunu incitmek istiyorum sanmayın) onu varlıklı kılan kuruma satmıştır kendini. Dobra dobra söylemek gerekirse diyebiliriz ki, para arttıkça erdem azalır. Çünkü para bir insanın kendisiyle amaçları arasına girer, ona bu amaçları sağlar. Bu amaçları elde etmek için de büyük bir erdeme gereksinim yoktur kuşkusuz. Para, zenginin karşılık vermek zorunda kalabileceği birçok soruyu yüzüstü bıraktırır, beri yandan ortaya tek bir sorun atar. Bu güç olmasına güç ama gereksiz bir sorundur: Nasıl harcamalı sorunu. Böylece zengin için ahlak sorunu diye bir şey kalmaz."

"Konfüçyüs şöyle der: "Bir devlet aklın ilkelerine göre yönetiliyorsa, düşkünlük ve yoksulluk yüz karasıdır. Bir devlet aklın ilkeleriyle yönetilmiyorsa, o zaman da, zenginlik, şan, şeref utanç verici şeylerdir."

"Neden bir öğretmen bir papaza yardım etmek için vergilendirilir de, bir papaz bir öğretmene yardım için vergilendirilmez, anlamadım."

"Sonunda anladım ki, devlet dediğimiz budalanın biriydi, gümüş kaşıklarının çalınmasından korkan o yalnız kadın gibi korkaktı ve dostlarını düşmanlarından ayırt etmesini bilmiyordu. Ona karşı bütün saygımı yitirdim. Acıdım ona."

"Gördüm ki, aralarında yaşadığım insanlar iyi komşu ve dost olarak pek güvenilir kimseler değillerdi. Yalnızca iyi gün dostuydular, hak makla ilişkileri yoktu. Tıpkı Çinliler, Malaylar gibi önyargıları, kör inançlarıyla benden apayrı bir soydandılar. İnsanlara iyilik ederken hiçbir tehlikeyi göze almıyorlardı. Şunu da anladım ki, pek o kadar soylu da değillerdi, hırsızlar onlara karşı nasıl davranıyorsa, onlar da hırsızlara karşı öyle davranıyorlardı. Bir takım dinsel törenlerle, birkaç duayla ve dümdüz ama pek de yararlı olmayan belli bir yol tutmakla ruhlarını kurtaracaklarını sanıyorlardı."

"Bununla birlikte hükümet beni pek ilgilendirmiyor. Üstünde elimden geldiğince az düşüneceğim. Bir yönetim altında yaşadığım anlar sayılıdır, bu dünyada bile. Bir insan gerek düşüncelerinde, gerek düş gücünde özgür olduğu, aslında yok olan şeyleri uzun zaman varmış gibi gördüğü sürece, akılsız yöneticiler ya da reformcular kesin bir engel çıkaramazlar önüne."

"Devlet adamlarıyla yasacılar, kurumun tümüyle içinde olduklarından, hiçbir zaman açık seçik göremezler onu. Toplumu değiştirmekten söz ederler, ama onun dışında rahat edecek yerleri yoktur. Oldukça görgülü, iyiyi kötüden ayırt edecek nitelikte olabilirler ve kuşkusuz ince, hatta birtakım yararlı sistemler bulmuş olabilirler; bunun için onları yürekten kutlayalım. Ama bunların zekaları ve yararlılıkları, pek de geniş olmayan birtakım sınırların ötesine geçmez."

"Devlet, bütün gücünün ve yetkisinin kaynağı olan insan tekini daha yüce ve daha bağımsız bir güç olarak kabul etmedikçe ve ona bu yolla davranmadıkça, gerçekten özgür ve aydın bir devlet asla olmayacaktır."

"Kendi kendime şöyle bir devlet düşünürüm: Öyle bir devlet ki, bütün insanlara karşı doğru olmayı göze alabilsin; her insana bir komşu gibi saygı göstersin; hatta uzağında yaşayan, kendisiyle kaynaşmayan, kendisinin de benimsemediği bir avuç insanın varlığını kendi rahatıyla bağdaşmaz saymasın; öyle bir devlet ki, bu tür meyveler yetiştiren ve olgunlaşır olgunlaşmaz düşmelerine göz yuman, daha olgun ve daha şanlı bir devlete yol açsın. Benim de düşündüğüm ama hiçbir yerde rastlamadığım bir devlettir bu."

**

"Kapitalist toplumda çalışma, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü örgensel bozukluğun nedenidir."

"Tüm bireysel ve toplumsal yoksulluk çalışma tutkusundan doğmuştur."

"Anglikan Kilisesi rahibi saygıdeğer Townsend, Hristiyan hoşgörüsü adına şunları söylüyor boyuna: "Çalışın, gece gündüz demeden çalışın! Çalışarak yoksulluğunuzu artırırsınız; sizin yoksulluğunuz da, yasa gücüyle sizleri zorla çalıştırmaktan kurtarır bizi. Yasa zoruyla çalışmak çok sıkıntı verir, çok zorlanma gerektirir, çok gürültü patırtıya yol açar. Açlıksa, tam tersine, gürültüsüz, sessiz ve sürekli bir baskı değildir yalnızca; çalışma ve uğraşın en doğal dürtüsü olarak en etkili çabalara da yol açar aynı zamanda."

"Çalışın, çalışın işçiler, toplumsal serveti ve kendi yoksulluğunuzu artırmak için çalışın. Çalışın ki, daha da yoksullaşarak daha çok çalışmak ve yoksullaşmak için bir takım nedenleriniz olsun. Kapitalist üretimin acımasız yasası budur işte."

"Mallar gibi anaparalar da bollaşıyor. Para babaları, onları nereye koyacaklarını bilemiyorlar. O zaman, sigalarını içerek aylak aylak güneşlenen uluslara gidiyorlar, demir yolları döşemeye, fabrikalar kurmaya ve çalışmanın uğursuzluğunu götürmeye."

"Makine geliştikçe ve insan çalışmasını durmadan artan bir hız ve kesinlikle yendikçe, işçi, dinlenme süresinin aynı orandan uzatacak yerde, makineyle yarışırcasına çabasını iki kat artırıyor. Saçma ve öldürücü bir yarış bu!"

"İşçilerin, kendilerini öldürürcesine çalışma ve yokluk içinde sürünerek yaşama gibi çılgınlığı karşısında, kapitalizmin büyük sorunu üretici bulmak ve onların gücünü iki katına çıkarmak değil; tüketici bulmak, isteklerini kamçılamak ve onlarda sahte gereksinimler yaratmaktır artık."

"Aşırı mal üretimine ve sanayideki sahteciliğe karşın, işçiler "iş, iş istiyoruz!" diye piyasayı tıka basa dolduruyorlar. Sayıca çoklukları, tutkularını durduracak yerde en aşırı noktalara vardırıyor. Bir çalışma fırsatı ortaya çıkmayagörsün, üstüne üşüşüyorlar. O zaman, gözleri doysun diye 12, 14 saat çalışma istiyorlar ama, ertesi gün yine kendilerini kaldırımlara atılmış buluyorlar, sapkınlıklarını besleyecek hiçbir şey elde edemeden."

"Ama insan doğasını soysuzlaştıran ahlakçılardan, yobazlardan, ikiyüzlü insanlardan, sahte sofulardan ve 'dünya alemi dolandırmak için kılık değiştirmiş başka mezhep insanlarından' uzun uzun ve hoyratça öç alınacaktır."

"Eğer işçi sınıfı, kendine egemen olan ve özünü alçaltan kusuru söküp atarak o korkunç gücüyle ayaklanır ve bunu kapitalist sömürüden başka bir şey olmayan 'insan haklarını' veya yoksulluk hakkından başka bir şey olmayan 'çalışma hakkını' istemek için değil de; her insana günde üç saatten fazla çalışmayı yasaklayan çelik gibi bükülmez bir yasa koymak için yaparsa, dünya, yaşlı dünya sevinçten titreye titreye içinde yeni bir evrenin zıpladığını duyacaktır.. Ama, kapitalist ahlakın yoldan çıkardığı bir işçi sınıfından mertçe bir karar nasıl istenebilir?"
Profile Image for Arzu.
352 reviews
March 30, 2023
"En iyi hükümet en az yöneten hükümettir."

"Hükümetlerin en iyisi hiç yönetmeyenidir" ve yetiştikleri zaman insanların başvuracakları yönetim böyle bir yönetim olacaktır. Hükümet, ne de olsa, çaresizlik içinde başvurulan bir kolaylıktır. Ne var ki, genel olarak hükümetlerin çoğu, kimi zaman da bütün hükümetler birer köstektir, hiçbir işe yaramazlar.

"Hükümet halkın kendisi için bir tür tahta silahtır. Halk onu birbirine karşı gerçek bir silah gibi kullanmaya kalktı mı, şakaya gel mez, ortasından ikiye bölünüverir."

"...para arttıkça erdem azalır. Çünkü para bir insanın kendisiyle amaçları arasına girer, ona bu amaçları sağlar. Bu amaçları elde etmek için de büyük bir erdeme gereksinim yoktur kuşkusuz, Para, zenginin kar şılık vermek zorunda kalabileceği birçok soruyu yüzüstü bıraktırır, beri yandan ortaya tek bir sorun atar. Bu, güç ol masına güç, ama gereksiz bir sorundur: Nasıl harcamalı sorunu."


1800lü yıllardaki sorunları şu an günümüzde hala yaşamak... Bence herkesin bir kez okuması gereken düşündüren kitaplardan okuyun, okutturun.
Profile Image for Beyza.
294 reviews19 followers
February 17, 2020
Thoreau ve Lafargue, iki sosyalist yazar. Lafargue, ateist ve materyalist, bu düşünce biçimini de ateşli bir biçimde savunuyor. Tek bir kitap haline getirilmiş bu iki metni de okuduğum için çok memnunum. Bu metinlerden daha öncesinde, içeriklerini daha iyi anlayabilmeniz için, eğer okumadıysanız, Komünist Manifesto'yu okumanızı öneririm.

Henry David Thoreau, öğrencilere dayak atmadığı için okul yöneticileriyle kavga edip okuldan ayrılan bir öğretmen, ķölelik ve savaş karşıtı olduğu için Amerikan politikalarını beğenmeyen ve bu nedenle devlete vergi ödemeyip, hapse atılan bir sosyalist, bir filozof ve dava insanı...
Öyle ki, fikirleri, Gandhi'nin Ingilizlere karşı savaşsız direniş hareketinin de ilham kaynağı olmuş, kimilerine göre de anarşist kabul edilmiştir.

"Şu özlü sözü yürekten kabul ediyorum: "En iyi hükümet en az yöneten hükümettir." Ne var ki, genel olarak hükümetlerin çoğu, kimi zaman da bütün hükümetler birer köstektir, hiçbir işe yaramazlar." Sf 19

Fransız sosyalizm tarihinde, Marksizmi ülkeye ilk getiren düşünür ve eylem adamı Paul Lafargue aynı zamanda Karl Marx'ın damadı.
Fransız Sosyalist Partisi'nin kurucuları arasında. Etkilendikleri arasında Darwin ve Auguste Comte'u sayabiliriz.

70 yaşını aşmayacağına dair kendine bir söz verdiği için, 1911'de karısıyla birlikte intihar ediyor.

İki yazar arasında daha çok Thoreau'yu destekledim zira ılımlı ve pozitif bir dili var. Öte yandan Lafargue'ın dili daha sivri ve negatif, fakat kendisinin "günde sadece 3 saat çalışılması gerektiği" fikrine canı gönülden katılıyorum.

O zamanlar Avrupa'da emekçiler, kadın, çocuk demeden neredeyse 17 saat çalıştırılıyormuş. Bu filozofların niçin böyle isyan ettiklerine gerçekten hak veriyorsunuz.

"Tüm bireysel ve toplumsal yoksulluk, çalışma tutkusundan doğmuştur." sf 74
Profile Image for Benan.
229 reviews31 followers
December 16, 2015
Her iki kitapta da ileri sürülen fikirleri ilginç ancak çok açık bulmadığımı söyleyebilirim. Kitabı okumadan önce “Tembellik Hakkı” derken “boş zaman” hakkından bahsedildiğini elbette biliyordum. Endüstri devrimi, dönemin siyasi olayları ve işçi hareketleri üzerine yeterli bilgi edindikten sonra kitabı tekrar okumaya karar verdim.
Displaying 1 - 4 of 4 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.