“Gezi Direnişi” kuşkusuz, bu topraklarda yaşanmış en önemli toplumsal hareketlerden birisidir. Mayıs ayının son günlerinde kıvılcımlanan, antidemokratik ve dayatmacı uygulamalarla felce uğratılmış bir toplumun üzerindeki ölü toprağını kaldıran direniş, siyasal ve toplumsal açıdan kimsenin tahmin edemeyeceği bir aşamaya ulaştı. Böyle bir sürece tarihsel olarak tanıklık edebilecek, yol gösterebilecek sanat yapıtlarının varlığı her zamankinden daha fazla önem kazanıyor. 28 öykücünün kaleminden derlenen “Bağzı Şeylere Öyküler”, Gezi Direnişi’nin farklı boyutlarına odaklanmakla birlikte, sanatçının önünde açılan olanakların da göz ardı edilmemesi gerektiğini müjdeliyor. Yaklaşık iki aydır biriktirilen deneyimin yansıdığı bu derleme, bu topraklarda daha önce eşine benzerine rastlamadığımız bir sanatsal üretimin doğum sancılarını çektiğimizin de göstergesidir.
1,5 yıldız. 2013 yılında, Gezi olaylarını onaylayan insanlardan biri değildim. Pek çok insan (özellikle Türkiye'de) olayları beyaz siyah gördüğü için açıklama gereği duyuyorum: ben plansız betonlaşmaya karşıyım. Özgürlüklerin kısıtlanması en büyük kabusum. Polislerin kuvvet gösterisi hoşuma gitmiyor, kim olursa olsun acı çekmesi hoşuma gitmiyor. Ama böyle bir olay Amerika'da olsa, polisin dur ikazını dinlemeyen insanların öldürülebileceğini biliyorum ve bu konuda "biz istediğimiz gösteriyi izin almadan yaparız, kimse bize dokunmasın" bakışını çocuksu buluyorum.
Benim düşüncelerim bu yönde olduğu için, pek çok ters görüşte olan arkadaşıma Neden diye sordum. Hepsinden değişik sebepler duydum: Türkiye'de ağaç kalmadı - Türkiye'deki doğa katliamına katılıyorum ama bunun bu hükümetle başlamadığını biliyorum (siyasi görüşüm kesinlikle iktidardan farklı, politik bir partiyi savunduğum sanılmasın). Bu kadar senedir böyle bir protesto düşünülmemişti, neden şimdi? İkinci sebep- bizim özgürlüklerimizi kısıkladılar. Bu benim için çok önemli olduğu için o Zaman Nasıl diye çok sordum. Yine üstünkörü cevaplar: parka bile gidemiyoruz, sinema salonunu kapattılar. Şimdi hukukun ve demokrasinin geldiği noktayı görünce bir iç savaşla karşı karşıya bir devlete bakıp bu düşünceyi anlıyorum. O zaman gezi olaylarının tepkisiyle bu görüşü de bağdaştırmadım. Hele ki yayılan sahte haberler (iki taraftan da: bot gezisinde yabancı bir ülkede yaralanmış kişinin üzerinden tank geçti denmesi; Kabataş'ta saldırılan türbanlı kadının sahte haberi....), 10000lerce insan yaralandı öldü tweetleri....
Bu kitabı bu yüzden okumak istedim. Benim anlamadığım şeyleri anlamak için. Yanlış bir kitaptı bunun için. Hikayelerin pek çoğu olayla bile tam ilgili değildi. Bir tarafı suçlama, bir tarafı kahramanlaştırma... Devrimi övme, polisleri yerden yere vurma...
Bazı hikayeler özellikle çok kötüydü. İçlerinden bir tek üst geçit, kuşbakışı, giriş bu, asıl öykü daha sonra, çok daha fazlası, tül, düdük, ateşböcekleri yağmurda Sönmez hikayelerini okunur buldum. Düdük sorularıma cevap vermese de, ailelerin bölünmesini çok güzel anlatmış.
Gezi ile ilgili bir kitabı yansız değerlendirmem pek mümkün değil, o yüzden baştan bu değerlendirmenin yanlı olduğunu söyliyeyim..
Kitap 28 farklı yazarın öykülerinden oluşuyor ve derlemeyi yapan Kadir Yüksel öykülerin sıralamasını yazarların yayımlanan ilk kitaplarının yayım tarihine göre yani kendi ifadesiyle bir çeşit ustadan çırağa göre yapmış..
Kitap ağustos 2013 de yani Gezi'den 1-2 ay sonra basılmış. Ben 1 yıl sonra alıp 2 yıl sonra okumuş oldum.. Kitabın en önemli zaafı bence çok erken hazırlanmış olması.. Olayların heycanıyla ve rüzgarıyla hareket edilmiş ama bu pekçok öyküde bazen yazarlık bazen konu olarak acemiliğe yol açmış..
Ancak şunu söylemeliyim ki okuduğum hiçbi şey abartılı ya da saptırılmış değil.. Pekçok yerin altını çizdim, pekçok yerde gözlerim doldu.. Bazı şeyleri edebi değerinden çok anlamak için okumak gerekiyor...
Beğeniğim öyküler: Gezi-Yorum Düşsel Kahramanlar Oradaydı Ayrı Düşmüş Metinler - Karşılıklı Metin Sergisi Civan İşten Eve Giden En Uzunn Yol Çok Daha Fazlası Tül Kompozisyon Park Uykusu Düdük (mizah olmadan olmuyor bu öyküde çok güldüm)
s11 ... uyumanın ihanet olacağını düşünmek...
s33 Hiçbir yerde bu kadar birbirine saygılı, her şeyini paylaşan insanlar görmemiştim. Bir anda, benim tüm çizgi roman ve bilim kurgu kahramanlarımın ortak karakterinin bu olduğunu anladım. Kendilerinden çok herkesi düşünmek, paylaşmak, barış için kötülerle savaşmak.
s38 Sağdan girdi polis, ki soldan girdiği pek nadir görülmüştür bu memlekette. s41 Tanrının varlığı, bir gaz fişeğihızında ve bir şaşkınlık ünlemi sertliğinde saplandı beyinlere: ALLAH ALLAH bir insan nasıl bu kadar acımasız olabilirdi?
s65 "O yol güvenli mi?" "Hayır, polis var."
s73 Sonrasını anlatmaya babasının kitapları yetmiyor, annesinin pişirdikleri yetmiyor, Mert'in sözcükleri yetmiyor...
s96 Herkes koluna adını soyadını, kan grubunu yazıyordu.
s102 Milli Arkadaşlık Kurumu, gerekli fiziki ve ruhi olgunluğa eriştiğimi onaylayarak, beni de havuza dahil etti.
s156 .. bu kargaşanın ortasında, bir minicik esprinin ardından atılan kahkahalar sanki koca bir ömür kadar uzun sürüyordu. .. Gülebilmek için ölüyoruz...
Kitabın geliriyle anı fidanlığı yapılacak olması belki de almak için tek gerçek sebep olabilir çünkü çok duygusuz, özensiz, soğuk öyküler var kitapta. Bazı öyküleri okurken gerçekten kendimi çok mutsuz hissettim çünkü öylesine yazıldıkları çok belliydi. Bazıları ise hiç de öylesine yazılmamıştı, gezi'nin bağrından kopup gelmişti. Kitabın belki de en iyi yanı girişindeki Leyla Erbil alıntısı.
Cok büyük ümitler ile bekledigim bu kitabi arkadasim bana Türkiye'den gönderdikten sonra heyacan ile okudum. Ne yazik ki kitapta ki yazilarin bir kaci haric kitabi genel anlamda begenmedim. Gezi Parki olaylarini cok daha yürekli anlatabilirdi insanlar. Anlatilabilirdi onca olaylar. Gelirini fidan ekmek icin kullanacaklarmis. Hic degilse bu iyi bir fikir onca fidan kaybetmisken :(
"Kurumuş vicdanlarınızı nemli bezle siliniz. Çocukların erişemeyeceği bir yere kaldırınız. Çocukları da sizin erişemeyeceğiniz bir yere..." İlhan Durusel-Tansu Gülaydın