Yıl 1927, genç Cumhuriyet henüz dört yaşında… Gazipaşanın bir yaylasında küçük bir kız dünyaya gözünü açar. Okul çağına geldiğinde, komşularının "Kızlar okursa cehennemde yanar!" uyarılarına isyan eder.
Babasının, "Kızlar da yanmaz, okuyabilirsin" demesiyle dünyası değişir. İlk kez köyünden çıkıp Taşköprüyü geçerek bucaktaki ilkokula başlarken, yeni bir dünyayla tanışır:Dünyanın bütün çocukları doluşmuşçasına kalabalık bir okul, rüya gibi dükkânlar, yeni sözcükler, akan suyu durdurabilen musluklar, Sümerbank kumaşları, kitaplar, elişi kâğıtları, kurmalı oyuncaklar, dev gibi vapurlar…
Yörede "Hürriyet Düğünü" diye kutlanan 10. Yılda başlayan okul hayatı bu küçük kıza Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemali, kitapların büyülü dünyasını, öğrenme coşkusunu, şehir hayatını ve farklı olanla yaşamayı da öğretir. Kızlar da Yanmaz, bir yandan Cumhuriyetin ilk yıllarında bir köy çocuğunun gözünden o dönemi, bir yandan da genç Türkiyenin eğitime verdiği önemi yalın bir içtenlikle anlatırken, temel eğitimin bir devlet hizmeti olarak her köye götürülmesi gereğinin önemini gözler önüne seriyor.
Bu kitabı 2017 Türkiye’sinde okuyan biri olarak, 1930 Antalya Dağ Köylerindeki çağdaşlığa ve aydınlığa özlemle baktım. Aklıma gelen ilk konu ileriye giden tek unsurun zaman olduğu, Atatürk ilkelerini ve Atatürkçülüğü benimseyen insan sayısının endişe verecek bir şekle geldiği oldu. Padişah yönetiminden henüz Cumhuriyet rejimine geçmiş insanlar bizden çok daha ilerdeleri, çok daha aydın kişilermiş.