Bir tuhaftır ceza avukatlığı. Ayıplamayacaksınız, kızmayacaksınız, ağlamayacaksınız da. Bunlar olmaz mı? olur. Ama hep içinizde olmalı. Bakışlarınızda kaçak bulunmasın. Karşınızdaki suçlunun gözlerinin içine bakın, dostça. Orda derdini dökmek isteyen "însan"ı göreceksiniz. Bundan sonrası kolaylaşır. "İnsan, insanın zehrini alır" derler, halk dilinde. Ceza avukatlığının yarısı budur.
Bu kitaptaki anıların bir kısmını yazar yaşamış, bir kısmını ise adliye koridorlarında meslektaşlarından duymuştur. Her olayı, anlamca ''ağırlık noktası''nı göze çarpacak biçimde anlatmıştır. Meslek sırları nedeniyle kişilerin tanınmamasını sağlayacak değişiklikler yapılmıştır. Yazarın kendimden çok şey kattığı bu kitap bir belgesel değildir.
"Her konuda olduğu gibi Ceza Hukukunda da iyimserler vardır, kötümserler de.
İyimserlere göre 'suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar', 'amaç, suçludaki insanı değil, insandaki suçluyu yok etmektir', 'ıslah edilemeyecek suçlu yoktur, yeter ki, bilim bunun çaresini bulabilsin'.
Kötümserler bunun karşıtına inanırlar: 'insan suçlu doğmaya görsün, sosyal koşullar iyi de olsa kötü de olsa suç işleyecektir', 'insan suçlu doğmuşsa onu önlemek olanaksızdır'.
İnsan mantığının kendine bu kadar kıymasına az rastlanır. Neyse, elimde olsa bütün ceza yargıçlarını iyimserlerden seçerdim." (s.35)
Prof. Dr. Faruk Erem, Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku alanında çok önemli bir yere sahip. Çeşitli derslerimde de çeşitli hocalarım Ceza Hukukuna ilişkin kitaplarının yanında "Bir Ceza Avukatının Anıları" isimli kitabını da tavsiye etmişlerdi. Ben de sonunda okuma fırsatı buldum, iyi ki de okumuşum. Kitabın tanıtım yazısından da anlaşılacağı üzere Prof. Dr. Erem, mesleki hayatında kendisinin ya da meslektaşlarının tecrübe ettiği olayların bir kısmını paylaşmış.
Bir hukukçu açısından çok faydalı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yukarıda alıntıladığım kısım boyunca "iyimser" bir hukukçu mu yoksa "kötümser" bir hukukçu mu olduğunuza / olacağınıza karar vermeye çalışıyorsunuz. Ben eğitim hayatım boyunca hep "iyimser" bakış açısıyla yaklaşmaya çalıştım çeşitli durumlara, meslek hayatımda da bunu devam ettirmeyi düşünüyor ve istiyorum. Aslında çoğumuz iyimser kategorisine giren bir hukukçu olduğunu söyler; ama çoğumuz, örneğin, tecavüzün müeyyidesinin ölüm cezası olması gerektiğini düşünürüz. "Ama onunla bu aynı durum değil ki" der bazılarımız, bence tam olarak da bu. Prof. Dr. Erem, sekizinci sayfada, asılmadan önce müvekkili olan bir mahkûmun kendi elini tutmak istediğinden bahsediyor ve şöyle devam ediyor: "Adam soğuyordu. Eğer insanın nasıl soğuduğunu bilmezseniz, ölüm cezasını cesaretle savunursunuz. Öyle ya, herkesin ısısı kendine (!)".
Kitabı bir ders kitabı olarak da düşünmeyin. Prof. Dr. Erem, çok çarpıcı olaylara akıcı bir şekilde yer vermiş. Çok büyük keyifle okudum. Keyif almanın dışında düşünme ve yargıya varma biçimime de ciddi bir katkısının olduğunu düşünüyorum. Mutlaka okunmalı!
Faruk Erem Çark Kitabevi Yayınları Ankara, 1996 ISBN: 9757924032 96 s.
"Kitap, Oyunlaştırılarak Tiyatroda Yurt İçinde Ve Almanyada Sahnelendi;
Ankara Sanat Tiyatrosu (Ast) Tiyatrom, Bir Ceza Avukatının Anıları Rutkay Aziz, Çetin Öner, Kerim Avşar Yöneten: Rutkay Aziz Yazan: Prof. Dr. Faruk Erem Oyunlaştıran: Çetin Öner Müzik: Cem İdidz Çevre Düzeni Ve Afiş: Mehmet Aksoy
Kitap, Sinemaya Da Ömer Lütfü Akat Tarafından Uyarlandı, Tv De Gösterildi.
Kitabın Son Bölümündeki, Ötesi-Şiirler Bölümü, Şiirlerden Bazıları, Cem İdiz Tarafından Müzik Haline Getirildi." [Sanırım Bestelendiği Kastediliyor].
"Suçluyu Kazıyınız, Altından İnsan Çıkar"
"Kitaptaki Olayların Bir Kısmını Yaşadım, Bir Kısmını Da Adliye Koridorlarında Arkadaşlarımdan Duydum, Dinledim."
Birçok hatıra etkileyici olmaktan çok uzak, alelade adli vakalar, belli ki yazarı oldukça etkilemişler ama biz belki de dosyaya bütünüyle hakim olmayıp bir de tarafları görmediğimizden, belki de yazar olayı duygu aktarımı sağlayabilecek kalitede kaleme alamadığından okurken sıkıldım açıkçası. Mesleğimden ötürü bu tip vakalara yabancı olmadığımdan da olabilir. Alelade haksız tahrik uygulamaları ibretlik öykü imasıyla anlatılmış.
Vurucu sonlar yazmaya çalışmış ama gerçekten olmamış. Her hatırada gereksiz coğrafya tasvirleri var, olayın geçtiği köyü-kasabayı adres tarif eder gibi anlatmanın olaya herhangi bir katkısı yok. İdam cezalarıyla ilgili bölümler nispeten okunmaya değer, o da kurgu olmayan, hakiki ölümün ciddiyetini azaltacak hiçbir sebep olmadığı için.
Emekli başkan ve idamlık Aziz hikayelerinden etkilendiğimi söyleyebilirim. Zaten kitabı bir yerde karşılaştığım idamlık Aziz hikayesini okuduğum için almıştım ama fragramından ibaret olan filme gitmiş gibi oldum neticede. Emekli başkan hikayesi de tecrübesizliği sebebiyle yanlış bir idam kararına katılan hakimin ömrü boyunca çektiği vicdan azabını okuyoruz. Ne kadar kötü aktarılırsa aktarılsın bu hikayeden herkes etkilenir. Edebiyatımızın kilometretaşlarından Reis Bey zaten bu hikayeyi anlatır.
Teknik olarak anıların sınıflarındırılması güzel. Tutuklama tedbiriyle masumiyet karinesi karşılaştırılması ve idam karşıtlığı dışında herhangi bir hukuksal tartışma yok. Bu da bir eksiklik kanaatimce. Çünkü ceza avukatı sıfatı kullanılmış başlıkta.
Bir saatte bitirilebilecek kısa bir kitap. Hukuk sistemini, adaleti, suçu, cezayı, idamı, devleti, psikolojiyi ve insan olmayı tekrar düşünmeye iten hikayelerden oluşuyor.
Sonlara doğru yazarın artık yazım konusunda rahatladığından mıdır bilmem, betimlemeleri ve anlatım şekli daha güzeldi. İlk anılar daha çarpıcı olsa da çok kısa geçilmiş detay verilmemiş o yüzden de bir hukukçunun etkilenebileceği fakat hukukçu olmayan birisinin çok da umursamayacağı anılar olmuş. Genel olarak güzeldi akıcıydı
"Burada gün gece, Gardiyan büyük Adalet cüce."
"Fransız Yargıtayı'nın bir kararında okumuştum. Bir adam bahçesinde yetiştirdiği elmaları hırsızlardan korumak için çeşitli yollar denemiş, başaramamıştı. Bahçesine çerçeve parmaklık çekti. Yine önleyemedi. Sonunda demir parmaklıklara elektrik akımı verdi. Birkaç gün sonra parmaklıklar üzerinde bir çocuk cesedi bulundu, kavrulmuş. Adam ısrarla hırsızlığı önlemek istediğini savunuyordu. Fransız Yargıtay'ı, hırsız da olsa yaşama hakkının maldan önce geldiğini gerekçe göstererek hükmü onayladı.
Daima düşünürüm. Mal, elma bahçesinin sahibinin değil de Devletin olursa acaba ne değişir?"
Bir oturuşta okunup bitirilebilecek bir kitap. Hukukçu olmaya gerek yok, herkes okuyabilir. 1-2 saatlik bir okumayla zihninizde bu kadar çok pencere açacak, düşünmeye sevk edecek kitap azdır. Faruk Erem gibi bir üstadın hayat boyu karşılaştığı anıları 1-2 saatte okuyabilmek büyük bir fırsat. Herkese tavsiye ederim.
Kitaptan: Ağır ceza mahkemesi başkanı tanığın kimliğini sordu. “Adınız, yaşınız, mesleğiniz?” Tanık ürkek tavırlı bir kadındı. Adını ve yaşını söyledi, durdu. Başkan tekrar sordu. “Mesleğiniz?” “Affedersiniz reis bey, genelev kadınıyım.” Başkanın yanıtı şöyle oldu. “Sen bizi affet kızım.”
hukukçuların must read kitaplarından malum. olaylar çok detaysız anlatılmıştı hatta bazıları o kadar hızlı yazılmış gibi hissettiriyor ki bir sonraki cümlede şok oluyorsunuz ne ara yaşandı bu olay diye. puanım 2.5/5
Okumak için biraz geç kaldığımı düşündüğüm bir kitap. Üniversitede okurken okusaydım üzerimde gerçekten bir etki bırakabilirdi, şuan sadece "'evet böyle şeyler oluyor,(kimisi olmuyor ama olmuş zamanında)" hissi oldu.
Akıcılığı sayesinde nasıl bitirdiğimi anlamadığım bir kitaptı. Gerçek olaylara yer verilmesi anlatıma samimiyetin yanı sıra çarpıcılık kazandırmış. Kısa ve öz olaylar ile okuyucunun yorumuna yer bırakılmış.Bazen fazla ayrıntılı verilen yer betimlemeleri okuyucuya ters köşe yaptırıyor ve farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Gerek hukuki gerek toplumsal eleştiriler ise yazar tarafından özveri ile işlenmiş. Yalnız hukukçuların değil toplumda karşılaştığımız olaylara ve adaletin yerini bulma şekline farklı açıdan bakmak isteyen herkesin okuması gereken bir kitap.