Türk toplumunun son yüzyılda geçirdiği tarihî aşamaları yaşayan, siyasî dönüşümlerin yakın tanığı, yeni devletin oluşumuna katılmış bir yazarın gözlem ve izlenimleri. İstemeden diplomat yapılan ve diplomatlığı isteksizce sürdüren Yakup Kadri’nin 1934’de Tiran’da başlayıp 1954’de Bern’de noktalanan elçilik günleri.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, (d. 27 Mart 1889, Kahire, Mısır – ö. 3 Aralık 1974, Ankara). Türk romancı, gazeteci, şair, diplomat.
Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlatmış bir yazardır. Asıl ününü romanları ile sağlayan yazarın en ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer almış; daha sonra ferdiyetçi düşüncelerden uzaklaşarak toplumcu edebiyatı kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirilir.
Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında etkin bir siyasal yaşam sürmüştür. Milli Mücadeleden itibaren Atatürk’ün yakın arkadaşları arasında yer almış; TBMM II., IV., XII. dönemlerde milletvekiliği yapmıştır.
Kadro Dergisi’nin kurucularındandır. Derginin devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşüp Kemalizm’i değiştirmekle suçlanarak kapanmasından sonra diplomat olarak yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuştur.
Anadolu Ajansı’nın kurucularındandır; ömrünün son yıllarında ajansın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır.
Okuması keyifli bir kitap ancak bir noktadan sonra okurken küfretmemek için kendimi zor tuttum. Kitabın başında, hariciyecilerin ve diplomatların nasıl kendi dünyalarına sıkışıp kaldığını, toplumsal gelişme ve çalkantılardan bihaber olduğunu anlatan Yakup Kadri, kitabın devamında anlattıklarıyla onlardan farksız olmadığını gösteriyor aslında. Bir yandan Berlin'de rast geldiği (gerçekten rast geliyor bu arada) Nazi vahşetinden bashederken, diğer yanda Türkiye diplomatik çevrelerinde Von Papen ile olan sohbetlerinden ve "ufak" anlaşmazlıklarından bahsediyor. İran ile ilgili bölümlerde, kitlelerden nasıl tiksindiği çok bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Batıda eğitim görmüş İranlı devlet adamlarını ballandıra ballandıra anlatırken, kitleleri ayaktakımı diyerek aşağılamaktan geri kalmıyor. Çin'i, Kore'yi, Doğu Avrupa'yı nasıl kızılların eline bıraktınız diye Batılı devletlere çatıyor ama asıl derdi bu halkların bağımsızca kendi yollarını çizmesi değil kendi tabiriyle kızıllaşması. Komünizm nefreti öyle bir düzeyde ki, Necip Fazıl'a rahmet okutacak neredeyse.
Yakup Kadri'nin büyükelçilik anıları Türkçe yazılmış en ilgi çekici İkinci Dünya Savaşı kitaplarından biri olmanın yanı sıra 1930'lardan 1950'lere Türkiye'nin diplomatik ilişkilerine hem verisel, hem yazınsal bir pencere açıyor. Sanmam ki herhangi bir açıdan temel yapıt sayılsın, buna karşın okura katacağı çok şey var.
Klasik bir Sefir hatıratı olmuş. II.Dünya Savaşı’na Çekoslovakya ve Hollanda’da Sefirken şahit olması kitabı değerli kılıyor. Tahran bölümü ise özellikle Oryantalist ve tepeden bakar tarzda, İran’a dair tespit ve öngörüleri ise çoğunlukla yanlış...
Yakup Kadri betimleme gücü yüksek,kelime dağarcığı çok fazla olan ve kelimeleri gerektiği yerde en doğru şekilde kullanabilen,çok yetenekli bir Türk yazar. Zoraki Diplomat'ta da bu vasıflarını görmek bir hayli mümkün. Kitabın başında Atatürk dönemi Türkiyesi'nde, tek parti iktidarında yaşanan hizip çatışması nedeniyle istemeyerek diplomatlık mesleğine atılışını ve bu mesleğin mutfağından yetişmiş,hariciyenin kökünden yetişmiş insanların eksik yönlerini anlatarak başlıyor. Nitekim istemeyerek diplomatlığa atılışını "zoraki" sıfatı ile niteleyerek okuyucuya sunmuş. Atatürk dönemi Türkiyesi'ni ve Cumhuriyetimiz'in niteliklerini anlamak;doğru olan ile yanlış olanı ayırt etmek,"cumhuriyet" kavramını anlayabilmek ve Türkiye coğrafyasında "cumhuriyet" denildiğinde ne anlamamız gerektiğini çözümleyebilmek için Atatürk dönemi Türkiyesi'nde yaşamış,anılarını kaleme almış edebiyatçıların anılarını,romanlarını ve diğer türdeki eserlerini titizlikle okumaya gayret ediyorum. Zoraki Diplomat da böyle bir çabanın ve isteğin ifadesi olarak okuduğum kitaplar arasında uğradığım duraklardan birisi oldu. Okurken fazlasıyla keyif aldım,Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun fikir dünyasına yolculuk etme imkanı buldum. Kıymetini bildiğinizde ve ön yargısız yaklaştığınızda,Türk edebiyatı okurlar için paha biçilemez bir hazine
I think that it is a very interesting book to read to understand diplomacy during the Second World War. He has fun insights into diverse nations, countries and citizens. You also learn a lot by reading the book. It took me a long time to read it cause it is not a novel, it is autobiographical with many memories.
Çok severek okudum. Tek dikkatimi çeken şey yazarın en başından beri dünya savaşının gidişatını ve nasıl sonuçlanacağını bilmesiydi. Yani bence eseri dünya klasiği olmaktan alı koyan yegane şey bu. 1950'lerde yazılan bir 2. Dünya Savaşı dönemi anı eseri için böyle bir şey biraz eğreti duruyor. Onun dışında neredeyse tek nefeste okudum. Özellik La Hayre kısmını.
Okuduğum ilk Yakup Kadri eseridir.Devamını getireceğim aşikar. Türünün anı olmasından dolayı olayları daha da detaylı anlatmasını ve ülkemizin o dönemlerde dışarıdan nasıl göründüğü hakkında kendi perspektifinden bakabilmemizi isterdim.
Kitabı henüz bitirmedim. Birkaç bölüm kaldı. Ancak, bu fevkaladenin fevkinde esere 5 yıldız verme lüzumunu gördüm. Henüz bir dizi/film uyarlamaması olmaması da sanat/sinema/dizi sektörünün kaybıdır. Okuma alışkanlığı olmayanlar için muhtelif kaynaklarla işlenmiş bir ekran yorumu, eminim ki birçoklarını mest edecektir. Hatırda kalır bir çalışma olur.