Ben olmamış bir kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden. Hayatın akışına aldırmıyorum. Çünkü ben suskunluk ve unutuşun sivil ifadesiyim. Aslında Promete'nin ciğerini söken kartal olmalıymışım. Promete olamadıktan sonra...
Bir kitabın bize yeni bir dünyanın kapılarını aralamasını ya da kendi deneyimimize farklı ve daha parlak bir ışık tutmasını bekleriz çoğu kez. Çaresiz bir anlam arayışıdır bu. Murat Gülsoy, İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda, bu çaresizliğin insani boyutunu aramaya çıkarken okurlarını da peşinden sürüklüyor. Kimi zaman ürkek, kimi zaman saldırgan kahramanları, kimi zaman şiirsel, kimi zaman mekanik üsluplarıyla bizi "bakmaya" davet ediyorlar. Ancak, Gülsoy'un edebiyatı, röntgenci heveslerden uzakta, arka pencereye değil, yazıdan bir aynaya bakmaya çağırıyor okurunu. Anlamı kendinde gizli bir dünyayı seyre dalan insanların zihinlerinde geziniyoruz. Bir şeye, dünyaya, insanlara bakmanın kendimize bakmak; kendimize bakmanın bir şeye, dünyaya, insanlara bakmak olduğunu hissederek...
7 Gün 7 Kişi 7 Resim Edebiyatın kurgu ile gerçek arasında gidip gelmesinin güzel bir örneği. -Doğan Hızlan, Hürriyet, 2007-
Merhamet mi, hem de İstanbul'da! Şaka mı bu? Murat Gülsoy, içinde yaşadığımız evrenin genişletiliyormuş gibi yapılırken aslında alabildiğine ve acımasızca daraltıldığı bir dünyada, yazmak eylemini araçsallaştırıp bir yaşam alanı haline getirerek kendimize nefes aldırabileceğimizi hatırlatıyor. (...) "Roman" kategorisinde yayımlanan kitabı İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda Murat Gülsoy, karakterlerine kendilerini ifade etmeleri için bir imkan sağlıyor. -Ayşe Çavdar, Yeni Aktüel, 2007-
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümünde tamamladı (1989). Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde “Face-Specific Evoked Brain Potentials”(İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri) başlıklı tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. (1992). İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde tez yazarak doktorasını tamamladı.
Öykü, roman, inceleme türlerinde eserler vermiştir. Eserleri Sait Faik Hikâye Armağanı (2001), Yunus Nadi Roman Ödülü (2004), Notre Dame de Sion ödülü (2013), Sedat Simavi Edebiyat Ödüllerine (2014) layık görülmüştür. 2004-2021 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin genel yayın yönetmenliği görevini yapan Gülsoy 2014 yılından beri de Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi müdürlüğü görevini sürdürmektedir.
Kitapları: * Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul, 1999, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Kitabı Çalın, 2000, CAN Yayınları, öyküler. (2001 Sait Faik Hikâye Armağanı) * Belki de Gerçekten İstiyorsun, 2000, altkitap.com, öyküler. * Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler, 2002, CAN Yayınları. * Binbir Gece Mektupları, 2003, CAN Yayınları, öyküler. * Bu Filmin Kötü Adamı Benim, 2004, CAN Yayınları, roman. (2004 Yunus Nadi Ödülü) * Bu An’ı Daha Önce Yaşamıştım, 2004, CAN Yayınları, öyküler. * Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık, 2004, CAN Yayınları, inceleme. * Sevgilinin Geciken Ölümü, 2005, CAN Yayınları, roman. * Kâbuslar, 2006, altkitap.com, öyküler. * İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, 2007, CAN Yayınları, roman. * Bize Kuş Dili Öğretildi, 2008, altkitap.com, resimli-roman. * 602. Gece Kendini Fark Eden Hikâye, 2009, CAN Yayınları, inceleme. * Karanlığın Aynasında, 2010, CAN Yayınları, roman. * Tanrı Beni Görüyor mu?, 2010, CAN Yayınları, öyküler. * Baba, Oğul ve Kutsal Roman, 2012, CAN Yayınları, roman.(Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü) * Nisyan, 2013, CAN Yayınları, roman. * Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, 2014, CAN Yayınları, roman.(Sedat Simavi Edebiyat Ödülü) * Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet, 2016, CAN Yayınları, roman. * Öyle Güzel Bir Yer ki, 2017, CAN Yayınları, roman. * Ve Ateş Bizi Tüketiyor, 2019, CAN Yayınları, roman. * Belirsiz Bir Anın Kıyısında, 2021, CAN Yayınları, öyküler. * Ressam Vasıf'ın Gizli Aşklar Tarihi, 2023, CAN Yayınları, roman.
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası, Murat Gülsoy'un deneysel sayılabilecek başarılı bir kitabı. Kitabın hiç tanışmadığımız yazarı, Max Ernst'ün Merhamet Haftası adlı eserinden her gün için bir parça seçiyor ve projenin 7 katılımcısına vererek bu resim hakkında akıllarına ne gelirse yazmalarını istiyor. Tek şart, verilen gün içinde yazıyı bitirmek. Yazar katılımcıları tanısa da onlar birbirini tanımıyor, bizse yazar hakkında katılımcıların yazdıkları üzerinden parça parça bilgiler topluyoruz. Katılımcılar birbirlerinden farklı profillerdeler ve anlatmayı seçtikleri de, aktarma biçimleri de buna göre değişiyor. Şiirsel takılan biri var mesela, zamanında yeterince cesur olamadığı için kaybettiğini düşündüğü devrimci kızı anlatıyor bize her değişen resimde, yaşlı bir amca ölenlerden bahsediyor, ölüm ve değersizlik üzerine konuşuyor, yazarın eski bir arkadaşı "neden yazar olamadığını" anlatıyor ama sonra bir şekilde ayak uydurup kurmacanın dibine vuruyor, yazarın eski hocası akademik bir dille kendisine mesafeli, resimlere ise çözümleyici yaklaşıyor ama her bir günün ardından en çok onun hakkında bilgi ediniyoruz. Sonra yazarın kuzeni, bir arkadaşı ve yazara cinsel çekim hisseden evliliğinde pek mutsuz bir katılımcımız daha var ki kendisinin kısımları okumakta en çok zorlandığım yerler oldu, Leyla Erbil tarzında yazıyor diyebilirim. Projenin sonunda ise bazı katılımcıların hikâyeleri tamamlanırken bazıları yarım kalıyor.
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda yazarın her karakteri canlandırmasını, her birine farklı bir ses verebilmesini başarılı buldum. Bazı üsluplar çok benim tarzım değilse de gayet başarıyla yazmış Murat Gülsoy, teknik açıdan ne kadar yeterli bir yazar olduğunu bir kez daha göstermiş. Ali, Ayşe ve pek tabii ki Erol'un bölümlerini çok sevdim, ertesi güne geçtiğimde sabırsızlıkla onların parçalarının gelmesini bekledim. Ben de katılımcılar gibi bazı resimlerin neden seçildiğini anlamaya çalıştım, benim için bu açıdan da farklı bir okuma oldu.
Kurmaca üzerine düşünmek isteyenlere, farklı anlatım tarzlarından hoşlananlara, başarılı bir deneysel kitap okumak isteyenlere öneririm. Puanım 4/5.
Not: Can Yayınları bir sonraki basımda resimlerin/kolajların daha belirgin olmasına dikkat eder umarım. Şu haliyle anlaşılır olsa da bazı resimlerde detayların çok belli olmadığını söylemeliyim. Bende 6.45 basımı Merhamet Haftası olduğundan oradan bakmayı tercih ettim ancak her okurda bu imkân olmayabilir.
Murat Gülsoy, çağdaş edebiyatımızın önemli yazarlarından biri. Bu roman, yazarın edebiyat çizgisinden farklı, deneysel edebiyatın bence başarılı örneklerinden biri. Murat Gülsoy'un, Marks Ernst tarafından 1933 yılında yayımlanmış Bir Merhamet Haftası'ndan seçtiği yedi kolajı temel alarak oluşturduğu bir post modern anlatı. Yedi resim haftanın yedi gününde yedi farklı kişiye gönderilir ve resimlere bakarak içlerinden geldiği gibi 'otomatik yazma' ile yorumlamaları istenir. Ortaya çıkan ise resme bakan kişilerin biraz kendileriyle biraz hayatla hesaplaşmalarına dair yedi öykü olur. Marks Ernst, yedi büyük günaha atıfla Bir Merhamet Haftası'nda kendi yedi büyük günahını ya da karanlığını resmederken bu eserden seçtiği resimlerle post modern bir roman yazma çabasındaki Projeci Yazar da yedi kişinin kendi günahlarıyla ve karanlıklarıyla yüzleşmelerini sağlar. Bizi yaşamdan yaşama, zamandan zamana sürükleyen harika bir roman İstanbul'da Bir Merhamet Haftası.
Kitabı anlamdırmaya çalışmadan okumak gerekiyor. Yazarın yapmaya çalıştığı düzeni gayet başarılı buldum. Yazar, proje dahilinde çevresindekilere yedi gün boyunca, birer resim göndererek, o resmin çağrıştırdıklarını otomatik olarak" yazmalarını ve kendisine mail atmalarını teklif ediyor. İçerisindeki belirli kişilerin yazdıkları beni etkilese de bir kısım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.Genel olarak kurgusunu beğendiğimi söyleyebilirim.
Murat Gülsoy'un sürrealist Alman ressam Max Ernst'ün “merhamet haftası” adlı sadece resimlerden oluşan romanından(?) yola çıkarak yazdığı, 7 farklı kolaj resmi 7 günde 7 ayrı kişiye tasvir ettirdiği kitabı. Dolayısıyla ortaya yedi farklı bakış açısından toplam kırk dokuz bölüm çıkıyor. Ernst’in resimlerine bakarak karakterler iç dünyalarını yansıtıyorlar. Okuması keyifli bir kitap.
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda yazar (yani Murat Gülsoy değil, kitabın karakterlerinden biri olan yazar) birbirini tanımayan yedi kişiye bir projeye katılmalarını teklif ediyor. Haftanın yedi günü boyunca her birine birer resim göndererek, o günkü resme bakarak akıllarına geleni "otomatik olarak" yazmalarını ve o günün akşamı e-posta ile kendisine göndermelerini istiyor. Hepsi kabul ediyor, diğerlerinin varlığını bilmeden, yazdıklarının bir romanın parçaları olarak kullanılacağını bilmeden, yazardan söz konusu hafta boyunca hiç haber almamayı kabul ederek hem de. Sonuç olarak ortaya yedi farklı bakış açısından yedişer, toplam kırk dokuz bölüm çıkıyor.
Bu yedi kişiye gönderilen resimlerse, gerçeküstücü ressam Marx Ernst'ün sadece kolajlarından oluşan "roman"ından alınmış resimler, yani Ernst'ün başka resimlerden kesip biçerek oluşturduğu kolajlar. Bunu fark eden tek karakter üniversitede öğretim üyeliği yapan Ayşe yanılmıyorsam. Kuru ve bilimsel bir dil kullanmaya gayret ediyor Ayşe, kendini çok açmamaya çalışarak resimlere akademik açıdan yaklaşıyor ama sonunda kendisiyle ilgili en fazla şey anlatan karakter oluyor. Bir diğer karakter noktasız, virgülsüz -bir nevi sağanak usulü- yazan Deniz. Son kadın karakterse yazarın kuzeni Yağmur -bana kalırsa kullandığı dil açısından en iddiasız olan da o. Akın, Gülsoy'un üzerinden şiirsel bir üslubu denediği karakter. Halil, yaşlı karakterimiz. (Sadece "yaşlı" sözcüğü benim için yeterli bir tanımlama biçimi, yaşlı bir adamın dünyaya bakışını görüyoruz bölümlerinde) Ali, yazar karakterinin eski bir okul arkadaşı, geçmişindeki tek bir olay kişiliğini biçimlendirmiş (niyeyse en çok etkilendiğim bölüm de bu 'olay'ın anlatıldığı Ali'nin son gündeki yazısıydı), aile babası bir orta sınıf temsilcisi. Son olarak da Erol'umuz var ki en çok onun metinlerini sevdim ben. Erol da yazarın eski bir arkadaşı, bu arkadaşlık zamanlarında aynı yazarlık hayallerini paylaşmışlar ancak Erol yazamamış, yazamamanın acısını hâlâ taşıyor, ilk birkaç bölümde bolca bu serzenişlerle karşılaşıyoruz, dördüncü gün iş birden değişiyor ve kurmaca edebiyata geçiyor.
Gülsoy yine kurgunun alışageldiğimiz sınırlarını altüst ediyor. Elbette bu yedi kişi gerçek değil, bu da gerçek bir deney değil. Ama olabilirdi de, işin en büyüleyici tarafı bu bence. Gerçekten de birbirinden habersiz, bir romanın parçası olduklarını son ana kadar bilmeyecek olan yedi kişinin yazdıklarından bir roman oluşturulabilirdi.
İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nı ilk elime aldığımda, her bölüm (her resim) farklı bir temanın olacağını, bunların birleşince okuyucuya bir nevi mesaj vereceğini düşünmüştüm nedense. Öyle bir şey olmadı, olduysa bile ben anlamadım :) İyi ki de olmamış, bütün amaçsızlığında (deneyselliğinde?) okuması çok keyifli bir kitaptı. Farklı üslupların kullanılması, ve bunun, olayın bir nevi oyuna dönüştürülmesiyle yapılması çok hoşuma gitti.
В продължение на седмица турският писател Мурат Гюлсой изпраща на седем свои познати седем рисунки на сюрреалиста Макс Ернст. Задачата на въвлечените в проекта е да записват автоматично всичко, което премине през главата им, щом погледнат рисунките. Странна, но изключително плодотворна идея, от която се е получила безкрайно интригуващ експеримент.
„Седмица на милосърдието в Истанбул” не разказва истории, а хора. Не е книга, а колаж от личности, живи кръпки, пришити заедно, за да се получи роман. Различни гласове, които ни притеглят дълбоко във вътрешните светове на разказвачите, в най-интимните и непрогледни кътчета на същността им, за които те пишат без срам, освободени от сюрреалистичната странност на изпратените им рисунки. Подлъгани от привидната им абсурдност, участниците в проекта почват да разсъждават не върху черно-белите миниатюри, а върху себе си – върху провалените си животи, върху неосъществените си амбиции, заровените си страхове и потиснатите си страсти.
4-5 arasında kaldım puan olarak değerlendirme yapınca. Sağlam bir teknik iş olmuş, okuduğum her metni beğenmedim ama benim için keyifli bir okuma oldu. Zira orijinallik, teknik yapı; iyi ve kötü içeriği bazı şeylerin ardında bırakıyor bazen. Kalemine sağlık. İlk tanışma güzeldi Murat Gülsoy
Uzun zamandır kalemini merak ettiğim bir yazar olan Murat Gülsoy'dan okuduğum ilk kitap İstanbul'da Bir Merhamet Haftası oldu. Gerçekten ilginç bir deneyimdi. Fikrin orijinalliğini takdir etmemek elde değil her şeyden önce. Max Ernst'in Merhamet Haftası adlı resim kolajı çalışmasından esinlenmiş Murat Gülsoy, zaten kitapta yer alan resimler de bu çalışmada kullanılan resimlerden oluşuyor. Bunu bir yazına çevirme fikri gerçekten güzel. Kitabın konusu kısaca şöyle; birbiriyle alâkasız yedi kişiye yedi gün boyunca bir resim gönderiliyor ve onlar da resme bakarak içinden geçenleri yazıyor. Aynı resimler ama apayrı yazılar. Tabii bu yazılar çoğunlukla kendilerinden izler taşıyor, karakterler resimler üzerinden kendileriyle hesaplaşıyor çoğu zaman. Ama keşke bu hep bu şekilde olsaymış dedim ben bazı yazılarda. Çünkü bazı yazılar gönderilen resimlerden fazla kopuk geldi, keşke her biri bir şekilde o resimlerle ilişkili olsaydı da o şekilde karakterlerin o gün yaşadıkları, hissettikleri ya da geçmişe dönüşleri yansıtılsaydı. Bu söylediklerimden de anlaşılacağı üzere her yazıyı aynı zevki yaşayarak okumadım ama bazıları gerçekten çok iyiydi. Özellikle resimleri şiir şeklinde yorumlayan Akın, resimlere akademik bir yerden baksa da her seferinde yorumlarını kişiselleştiren Ayşe, bu projeyi sadece nostalji yaşamak için kullanan, yazarın kuzeni Yağmur ve yazarın eski dostu, kendini gerçekleştirememiş ve yazarı hafiften kıskanan, başta kendini asla projeye vermeyip sadece eski dostuna ve kendisine olan sistemini yazıya döküp zamanla eski hayalini hatırlayan ve yazmaktan zevk alan Erol kısımlarını daha bir keyifle okudum. Bir de Murat Gülsoy'un kadın karakterlere bürünme çabası samimi geldi, çoğu erkek yazarın kadın karkaterlerine inanmakta zorluk çekerim ama burada ara sıra yine öyle hissetsem de bu his daha azdı.
Sonuç olarak her bir yazıdan üst düzey etkilenmesem de gerçekten farklı bir fikri deneyimlemek güzeldi. Bazı yazılar gerçekten etkileyiciydi. Yazara devam edeceğim.
Murat Gülsoy'un hayal dünyasını pek severim. Kafasının içindekiler beni şaşkın ve mutlu eder. Bir kitabına 'Bu kitabı çalın' ismini koymuş sonra haftalarca çalınmasını beklemişti, öyle değişik biri. Kitabı kendisinin yazmadığını farkedince biraz üzüldüm. Fikir iyiydi ama kalem başkalarının. Sonra o 7 yazardan bir kaçını çok sevdim bir an önce onların sırası gelsin istedim. Ferhan'ın babası, Selcan'ın kocası, akademik yazmaktan bir türlü kurtulamayan öğretim üyesi.. Sonra birden aklıma geldi, belki de bunların hepsini kendi yazıyordur, projenin kurbanı bizizdir. Deniyor böyle farklı tarzlar, görüyorum twitterından, yaratıcı yazarlık falan.. Herkes çok iyi 'otomatik' yazıyordu paranoyamın sebebi bu. Belki de ilk mailde çok iyi anlatmıştır meramını. Anlatır çünkü bilirim, az kişinin bildiği iyi kitaplarından bilirim, okuyucuyu yazar yapabilme kabiliyetine mazhardır. Bu bir 'otomatik' yorumdur..
Bir proje vardır, 7 kişiye Ernst'ün Merhamet albümünden tablolar gönderilir ve yorumlanması istenir. Bu 7 kişi birbirinden tamamen bağımsız kişilerdir. Bir narsist, kendini geliştirememiş boş bir memur, bir şair, kafası karışık bir arkadaş, akademisyen bir burjuva, karamsar bir kuzen ve torun sahibi bir adam. Bu 7 kişinin ayrı dünyalarından ayrı yorumlar gelir. Birbirini tanımayan bu grup tablolar ile birlikte kendi benliklerine bir yolculuğa çıkacaktır. Tarz olarak çokça Oğuz Atay, biraz Camus, biraz Sartre, üslup olarak bi miktar Borges katarak kaleme alınan bu kitaptan da bu yazarı tanıdığıma da çok memnunum. Şiddetle tavsiyedir.
Aslında kitapta çok sevdiğim bölümler oldu, fikir de çok hoşuma gitti. Ama bir o kadar da sevmediğim, anlamsız bulduğum yerler oldu. Eksiler artıları götürünce de üç yıldız verebildim anca.
Murat Gülsoy'un deneysel bir çalışması olmuş. Yedi farklı resme yedi farklı kişinin bilinç akışı tekniği ile yazdığı yazılardan oluşuyor kitap. Deneyselliği sevemiyorum diye düşündüm okurken.