Timur ve Yıldırım Bayezid yıllardır mektuplaşıyorlar, savaş için hazırlanıyorlar ve birbirlerini tartıyorlardı. Savaşmışlardı işte. Ordular kırılmış, toprak kanla sulanmış ve ilk kez direkt yüz yüze gelmişlerdi. Şimdi Timur esirine ne yapacaktı? Yurtları ellerinden alınmış adamlar intikam için bir araya gelmişti. Savaşmışlar ve kazanmışlardı. Ama aldıkları intikamın tadı acıydı artık. Oysa ki onlar ülkelerinin yeşermesi için bu yola çıkmışlardı. Hırsının ucu bucağı olmayan Aydınoğlu'nun topraklarını amcasıyla paylaşmaya niyeti yoktu. Saruhanoğlu abisinin ele geçirdiği toprakları geri almak için her şeyi yapabilirdi. Savaşın ve esaretin ardından bir araya gelen iki Karamanoğlu çift başlı kartal olup ülkelerini yönetebilecek miydi? Şaman kendi yoluna giderken son sınavına girecek ve kaderin örgüleri apaçık görünür olacaktı. Demirci çekici ve kuş tüyleriyle şamanı için hazırdı artık.
Karamanoğullarının hikayesi, Osmanlı karşısında yitip gitmelerini okumak çok üzücü. Özellikle kitapta yazar Karamanoğlu Mehmed Ali'yi çok etkileyici bir gerçeklikle ele almış.
Kitap Timur'un Anadolu'da olduğu dönemi, Mehmed Çelebi'nin Amasya'ya ulaşma çabasını, diğer dağılan şehzadelerin başlarına neler geldiğini, Kumru adındaki şaman karakterin güçlerini onarıp şaman olma yolculuğunu, Bengi adındaki Karaman varisinin ise yıkık bir dünyada abisinin gölgesine takılı kalmadan bir yönetim kurma çabasını ele alıyor.
Osmanlı Karaman beylikleri arasındaki mücadeleyi anlatan, ayrıca şaman bir karakterin şamanlık gelişimiyle tüyleri diken diken eden ayrıntılar sunan tarihi roman serisinin ikinci kitabı da akıcı, tarihi bilgilerle dolu doluydu. Üstelik Edirne'den çıkan karakterlerin ilgi çekici mekanlara olan seyahatlari beni tarihi bir yolculuğa çıkardı.