Jale Parla Türk romanında, başkişileri şair ve yazar olan, Künstlerromanları (sanatçı romanları) incelediği bu çalışmasında; başarılı, hem edebi rolüyle hem de entelektüel önderlik vasıflarıyla mükemmel yazarlar ve 19. yüzyıldan başlayarak romanda çok sık rastladığımız anti-kahramanlara tekabül eden başarısız ve yarım yazar kahramanlara bakıyor. İkinci türe ağırlıklı olarak odaklanan ve Ahmet Mithat, Tanpınar, Oğuz Atay, Bilge Karasu, Latife Tekin, Sevim Burak, Hasan Ali Toptaş ve Orhan Pamuk’un romanlarında değişimin değil, topyekûn bir başkalaşımın izini süren çalışma; bir anlamda; marjinal, aciz ve yenik olan bu kahramanların; egemen değerleri ters yüz eden, bu değerleri oluşturan siyasi ve ideolojik yapıları irdeleyip yadsıyan ve aynı anda da estetik alanın sınırlarını zorlayan kahramanlar oldukları tespitinde bulunarak eleştirel alanda yepyeni bir pencere açıyor.
1945’te İstanbul’da doğdu. 1964’te Arnavutköy Amerikan Koleji’ni, 1968’de Robert Kolej’in Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. 1978’de Harvard Üniversitesi’nden anadalı İngiliz Edebiyatı, yandalları Fransız ve Alman Edebiyatları olmak üzere Karşılaştırmalı Edebiyat doktorası aldı. 1976-2000 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. Halen Bilgi Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde öğretim üyeliği yapmakta olan Parla’nın Efendilik, Şarkiyatçılık, Kölelik (1985), Babalar ve Oğullar - Tanzimat Romanının Epistemolojik Temelleri (1990), Don Kişot’tan Bugüne Roman (2000), Kadınlar Dile Düşünce (Sibel Irzık ile beraber, 2004), Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Murat Belge ile beraber, 2008), Türk Romanında Yazar ve Başkalaşım (2011), Orhan Pamuk’ta Yazıyla Kefaret (2019) adlı kitapları yayımlanmıştır.
Jale Parla ismini sıklıkla duyduğum ama daha önce hiçbir kitabını okumadığım biri. Bu kitabını okuduğuma ve çalışmalarıyla tanıştığıma çok memnun oldum. Bu kitabı beni birkaç yönden çok heyecanlandırdı. Birincisi Jale Parla Türk edebiyatındaki yazar ve başkalaşım temasına bir nevi Türk romanının tekrarlama zorlantısı gibi yaklaşmış. Tekrarlama zorlantısının bireysel anlamda bilinçdışı düşlemlerle ya da travmatik yaşantılarla ilgili olduğu bilinir. Burada da toplumsal travmatik deneyimle bireysel travmaların kesişiminin romanlardaki bu tekrarla ilgisinin olabileceği sorusuyla yola çıkılmış. Bu tekrarı ise dönemler, yazarlar ve eserler içinde ele almış. Değişim, melezleşme ve başkalaşım kavramlarına roman ve edebiyat içinden bakmış. Tanzimat Döneminden itibaren bu topraklarda romanla yazarın arasında olagelenleri Doğu-Batı, etkilenme endişesi, ihanet, kimlik kaybı, dağılma korkusu gibi psikososyal kavramlar üzerinden ele alan birçok deneme okumuştum. Özellikle Nurdan Gürbilek’in denemelerinden çok yararlanmıştım. Jale Parla’nın bu kitabının farkı, bunu romanların içindeki başkişi olan yazar üzerinden ele almış olması. Odaklandığı aciz ve eksik yazar tiplemesinin, Ahmet Cemil, Mümtaz’dan Turgut Özben, B...K, Alaaddin, Galip’e doğru evrilmesini nefis örneklerle derinlemesine çalışmış. Bunun karşısına da Hakkı Celis, Neşet Sabit, İhsan gibi yetkin ve ideolojilerin sadık neferleri olan yazarları yerleştirmiş. Kişisel olarak her zaman kendi karanlığına, aczine, zayıflığına bakabilen tümgüçlülüğün yavan sığlığında yükselmeyeni sevmişimdir. Tanzimattan günümüze acizliğe, eksikliğe ve etkilenme endişesine bakışın romanlardaki merkezi yeri sürerken nasıl farklı bir anlama dönüştüğünü örneklerle aktarmış. Bu eksikliğin nasıl ele alındığı ise her yazarın kendi paletiyle farklılaşmış. Kimi kıyafetlerle, dille, kimi çoğaltarak kimi eksilterek kimi parçalayarak bölerek kimi soyutlaştırırken kimi somutlaştırarak kimi hiciv ve ironiyle kimi taklitle... Sanat ve edebiyat bu çeşitlilikle güzel ve yaşamsal değil mi zaten? Beni mutlu eden heyecanlandıran diğer yönü de uzun zaman önce okuduğum romanlarla yeniden Jale Parla’nın bakışıyla buluşmak oldu.