istemek, çok istemek, çok fazla istemek ve beraberinde yeni yine yeniden tasarlanan dünya...
Schopenhauer, Buddha'nın four noble truth/4 soylu gerçeğine modern bir cila çekmiş. İsteğin gerçekleşip gerçekleşmediğine aldırmaksızın,beş duyunun topladığı veriyle bıkmadan usanmadan yaşama katılmanın yolunu yeni filizlenmiş istekler üzerinden meşrulaştıran bizler ne çok yorgunuz. Bu ne sefalet aman yarabbi. İçi dolmayan bir boşluk bu. Ancak Jung'un önsözüne istinaden, Arthur babanın bu büyük acı zincirine karşı önerdiği inceden çileci yöntemi pek kabul edemiyorum. Bir şekilde Buddha/nirvana ve Mevlana/aşk kavramlarına yakınsaması tebessüm yaratıyor tabi. Pek hoşa gitti. Özgür iradeyle eylediğini sanan dünya insanlarına, bu işin pek de böyle olmadığını acıtarak anlatıyor. İster kabul ister etme, salt isteğin oynattığı bir yığın kuklayız. Ne yazık ki. Bunun dışına Aşkla-ki etrafta bize servis edileni dışlayan şekliyle- "aganta,burina, burinata" diye Halikarnas Balıkçısı misali haykırarak yelkenleri suya indirebiliriz.. O yelken,isteme denizinde özgürce dolaşmayı kendi kendine yeten rüzgarıyla belki de bir gün öğrenecek. "Aganta" diye bağırın ansızın deniz çınlasın, ya da sevdikleriniz dans etsin. Yelkenler açık denizde, sofuların kibriyle veya etik, geleneksel sapkınlıkların kurallarıyla değil, aklın eleştirel gücü ve kalbin engin sevgi dağarcıyla birlikte yapacak bunu. Walt Whitman'la bitsin o zaman. Çimen Yaprakları'nda şöyle diyor :
Uzaklarda mı arayacaksınız? sonunda geri geleceksiniz nasıl olsa,
En iyi bildiklerinizde en iyiyi bulacaksınız, ya da en iyi kadar iyi olanı,
Size en yakın olanlarda tatlı, güçlü ve sevgi dolu olanı bulacaksınız,
Mutluluk, bilgi başka bir yerde değil, burada! Başka bir zamanda değil, bu zamanda!
...
İlahici yerine ilahinin kendisi ses verdiği zaman,
Vaiz yerine vaazın sesi geldiği zaman,
Kürsüyü yapan oymacı değil de, konuşmacı çekip gittiği zaman,
Ben kitapların bedenine gece gündüz dokunabildiğim,
kitaplar da benim benim bedenime dokunabildiği zaman,
Bir üniversite dersi uyuklayan bir kadınla bebeği kadar inandırıcı olduğu zaman,
Mezara işlenen altın, gece bekçisinin kızı gibi gülümseyebildiği zaman,
Sonrasızlık ve aylaklık* karşımdaki sandalyelere yayılıp , benim içten dostlarım oldukları zaman,
Onlara elimi uzatmak, sizin gibi erkeklere kadınlara nasıl yaklaşıyorsam, onlara da öyle yaklaşmak isterim...