Ayla Kutlu'nun kendi deyişiyle, küçük yaşta toprağından koparılan ve göçmen kuş olmaktan kurtulamayan bir adam, Adil Emir Bey. Bir Osmanlı aydını... Adil Emir Bey'in yaşamöyküsü Bir Göçmen Kuştu O. Ayla Kutlu 'Fazla politize bir kitap olsun istemediğim için daha çok kadınlara yansıyan bölümüyle verdim onun yaşamını...' diyor. Osmanlının son döneminden Cumhuriyetin ilk yıllarına değin uzanan bir zaman dilimi içine olayları yerleştiriyor. Ayla Kutlu, bu süre içinde geçen olayları bir tarihçi gibi izleyip araştırdıktan sonra, romancı ustalığıyla kaleme alıyor.
Ayla Kutlu, 15 Ağustos 1938'de Antakya'da doğdu. İlköğrenimini Antakya ve İskenderun'da, ortaöğrenimini İskenderun, Gaziantep ve Antakya'da yaptı. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi (1960). Burslu olarak okuduğu İçişleri Bakanlığı'nın merkez örgütünde görev aldı. Eğitim yöneticiliği, organizasyon ve metod konularında ek öğrenim gördü. Çeşitli baskı dönemlerinden geçerken, görevlerinden uzaklaştırıldı. Devlet İstatistik Enstitüsü, Başbakanlık, T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü'nde üst düzey görevlerde bulundu. Yazarlığı, Özgür İnsan dergisinde yazdığı kitap tanıtma yazıları ve öyküleri ile başladı (1976). İlk kitabı Kaçış'tan (1979) sonra art arda kitapları yayımlandı. 1980 yılında emekliliğini istedi.
Kafkasya'dan Anadolu'ya küçük yaşlarda göç etmek zorunda kalan bir mebusun yaşamını anlatıyor. Büyük bir kısmını 93 harbinden 1941 yılına kadar olan zaman aralığı oluşturuyor.
Bazı siyasi olaylar, dönemlerinin ruhunu yansıtmada başarılı bir şekilde kullanılmış romanda. 93 harbi, birinci dünya savaşı, istiklâl mahkemeleri, ikinci dünya savaşı gibi olaylar, çok ayrıntılı işlenmese de en tartışmalı yanları ile ele alınmış. Roman bu yönü ile, bu olaylara merak uyandırmada gayet başarılı bana göre. Tarihin edebiyatı nasıl beslediğini görmek açısından güzel bir örnek.
Kültürel çatışmaların yanı sıra karakterlerin içsel çatışmalarının da hayatlarını nasıl yönlendirdiğini romanda izlemeniz mümkün. Çatışmaların çözümü olarak Yunus Emre’nin adres gösterilmesi romanın en etkileyici yanıydı bana göre. Zaman zaman unuttuğumuz, atladığımız bir gerçek bir kere daha hatırlatılıyor bize :. bilgelik, olgunluk sadece tahsilden değil yaşanmışlıklardan çıkarılan insancıl sonuçlardan da doğuyor. Yazar, çatışmaların belki de en temel sebebi olan kibiri yenme konusunda Yunus’u işaret ediyor hepimize. Öfkenin sığ kalplerden, sığ beyinlerden nasıl daha kolay taştığını da çok güzel gösteriyor.
Romanı, konusu ve dili itibarı ile Ayşe Kulin'in Veda isimli romanına çok benzettim. Tarihi siyasi olayların, ilk defa bir eserini okuduğum yazara ne kadar sıklıkla esin kaynaklığı ettiğini merak ettim.
Karakter açısından zengin sayılabilecek romanda öykü tekniğinin kullanıldığını görmek kolay. Söz konusu zaman aralığındaki her bir dönüm noktası ayrı bir öykü ile aktarılıyor ve her bir öykü kendi içinde ileri geri gidişlerle tamamlanıyor . Bu oldukça sık yapıldığı için de akıcı ve yalın diline rağmen roman dikkat isteyen bir okuma gerektiriyor. Aralıksız bir okumaya rağmen az da olsa bulanık kalan kısımlar da olabiliyor maalesef. Bunu sadece zaman içinde ileri gidişlere değil bazı anlatım bozukluklarına da bağlıyorum ben. Basımdan önce dikkatli yapılmış bir gözden geçirme ile aslında engellenebilirdi bu durum. Bunun gibi basit bir aksiliğin romanın akıcılığına, anlaşılabilirliğine hafif de olsa sekte vurması yazar için de üzücü olmalı diye düşünüyorum.
Romanın devamı da var, daha sonra onu da okumaya niyetlenecek kadar sevdim bu ilk cildi.
Osmanlı’nın Kafkasya’dan silinmesi Doksanüç Harbinin yüzyıllarca birbirlerine komşuluk edenlerin komşusunu kestiği, ırzına geçtiği, İstanbul boğazına demirleyen gemileri görmemek için perdelerini hiç açmayan, sinen İstanbul halkını, Sultanahmet Mitingini, İnönü Zaferinin halka verdiği gücü, mebusluğu, yokluğun bir Urfa Ağasının mahiyetinin yavaş yavaş tüketişini Emir Batugbeg’in hayatından okudum. Ayla Kutlu romanlarının en sevdiğim yanı kahramanları hep kadın olması. Emir Bey’in yaşamını anlatsa da aslında çevresindeki sıradan kadınların yıkımlarda en çok zarar görenler olduğuna şahit oluyoruz.
Kitap karakterlerin yaşadığı acıları sahne sahne önünüze getiriyor, yazarın anlatımı o kadar derin ki okurken sürekli acıtıyor ve sonuna kadar kederle boğazınızı sıkmaya devam ediyor, yeter artık dediğiniz nokta da bir diğer karaktere atlayıp hayatın başka bir dramını izlemeye başlıyorsunuz, birkaç kere devam etmesem mi dedimse de edebi zevkinden dolayı vazgeçemedim ve bitirdim, neşeli bir şeyler arıyorsanız başka bir kitaba bakın...
Osmanlı'nın son dönemlerinde Çeçenlerin yaşadığı zulümlerden alıp Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar getiren, ikinci dünya savaşı öncesinde sona eren bir roman. Tüm bu gerçek tarihin içinde naif roman karakterlerinin yaşadıkları naif aşk hikayeleri... Özellikle de kadınların yaşadıkları, yaşamak zorunda kaldıkları yaşam öyküleri... Hem roman hem tarih okumak isteyenlere öneririrm.
“Ben de, doğunun o, insanı ince yanlarından tanımaya çabalayan kültürünün insanıyım. Bizler görünmez güzellikleri gördüğümüzü varsayan insanlarız. Küçük belirsiz inceliklerde ölümsüzlüğü bulduğumuz bile söylenebilir.”
Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarını Emir Bey ve ailesi zemininde anlatan sıkılmadan okuyacağınız bir roman. Devam romanı Emir Bey ve Kızları'nı da okumak için sabırsızlanıyorum.