Jump to ratings and reviews
Rate this book

Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi #1-3

Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi

Rate this book
Bu yapıtta anlatılan insanlığın öyküsü ulusçu, dinci, batıcı tarihlerde-kinden farklıdır. İnsanlığın tarihi, UNESCO’nun çok ciltli History of Humanity (İnsanlık Tarihi, İmge) yayını doğrultusunda, “insan odaklı” bir bakış açısıyla, tek ciltte kotarılmaya çalışılmaktadır.

Bu yolda, maddenin “biyokimyasal evrimi” ile başlanıp, genel olarak canlıların “organik evrimi” evresine geçilmektedir. Özel olarak insanın organik evrimi ise uzak hayvan anaataları olan “prosimiyen kemirgen” noktasından uzak insan anaataları sayılan, araç kullanan “insanımsı=hominoid” cinslerine dek izlenmektedir.

İnsanlığın “kültürel evrim” evresi, “eşitlikçi-kararlı denge yasası” uyarınca görece durağan yapılı “ilkel topluluk” ile giderek daha büyük bir artının üretilip aktarıldığı eşitsizlikçi, dinamik “uygar toplum” dönemlerine bölünerek incelenmektedir.

Uygar topluma geçişte göçebe çoban-yerleşik çiftçi topluluklar arası savaşçı ve barışçı alışveriş ilişkilerinin belirleyiciliği üzerinde durulmaktadır. Bunun ürünü olarak, “talan, yağma, haraç, vergi” evrelerinden geçilerek doğan “kentli, sınıflı, devletli, ideolojili” uygar toplumun iç ve dış dinamikleri ortaya konulmaktadır.

Uygarlığın ilk ve Afroavrasya’daki tek beşiği olan Aşağı Mezopotamya’dan, Sami, Hint-Avrupa, Moğol-Türk göçebe akınları, Hıristiyanlık, İslamlık akımları kanallarıyla dünyanın dört bir yanına yayılışı sergilenmektedir.

Toplumun kent devletlerinden dünya imparatorluklarına doğru gelişmesi, üretim ve savaş teknolojileri etkileşimi, kenttanrıcılıktan tektanrıcılığa, sihirsel düşünüşten, önce dinsel, sonra bilimsel düşünüşe geçiş koşulları vurgulanarak verilmektedir.

Yapıt, Haçlı Akınları ile başlayan çağdaş topluma geçilişini, Yeni Dünya uygarlıklarının yeryüzünden silinişini ve “kültürkıyım” üzerine kurulan “köleci kapitalizm” ile benzeri görülmedik çapta sömürgen ve dinamik bir düzenin gelişini açıklayan kesimle noktalanmaktadır.

Yazar, bölümler arasına serpiştirdiği “Avdan dönenin mızrağı kırılsın”, “Altaylardan inen yiğit”, “Ayın altında dönen ilk tekerlekler” gibi senaryolarla, okuru, bilimsellikten ödün vermeden, bir tarihsel film havasına çekmektedir. Ekli “Addizin” ve “Andizin” ise yapıttan yararlanmayı kolaylaştırmaktadır.

1107 pages, Hardcover

First published January 1, 2006

30 people are currently reading
430 people want to read

About the author

Alaeddin Şenel

27 books32 followers
Alaeddin Senel was born in 1941 in Kütahya. He graduated from Kütahya High School. He completed his undergraduate studies at A.Ü. Faculty of Political Sciences and his doctorate at the same institution. In 1971, he submitted his doctoral thesis titled Equality and Inequality in Ancient Greece (in 1971).

In 1974, he worked on his doctoral thesis for one year at Hull University in England. He taught the courses History of Political Thought, Contemporary Political Movements, and Ideology at the Faculty of Political Sciences. His textbook History of Political Thought was published in 1982.

In 1982, he left the university in protest after registering at the Council of Higher Education and 1402. They earned money through translations they made throughout the year. During this time, he read E. McNall Burns, Contemporary Political Thoughts (1984), W.H. McNeill, World History (1984), A. Walicki, History of Russian Thought (1987); H. Frankfort, The Birth of Civilization (1989); S.H. Hooke, Middle Eastern Mythology (1991); Claessen and Skalnik, The Early State (1995); V. P. Alekseyev, The Origin and Development of the Human Species (1993) were translated into Turkish. He also made joint translations of G. Childe, What Happened in History (with Mete Tunçay, 1974); F. Oppenheimer, The State (with Yavuz Sabuncu, 1984); B. Moore, The Social Origins of the Dictator and Democracy (with Şirin Tekeli, 1989); E. J. Hobsbawm, The Age of Revolution (with Jülide Ergüder, 1989).

In 1992, A.Ü. The author, who returned to the SBF, has a research called Race and Racism Thought (1984) and two utopian essays called Teleandregenos Utopia'sında Married Life (1968) and Ozmos Kronos (1983), published under the name Adam Şenel.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
50 (60%)
4 stars
24 (28%)
3 stars
7 (8%)
2 stars
1 (1%)
1 star
1 (1%)
Displaying 1 - 8 of 8 reviews
Profile Image for Biron Paşa.
144 reviews295 followers
October 15, 2020
Bu kalın kitap, Şenel'in de bahsettiği gibi, History of Humanity adındaki yapıt doğrultusunda "insan odaklı" bir tarih anlayışıyla yazılmış. Yani bu kitap yalnızca bir uygarlık tarihi kitabı değil, Big Bang ve cansız-canlı nesnenin evriminden bahis açarak başlıyor, ki bunları da öyle üstünkörü birkaç satırla geçiştirmiyor, 100 küsur sayfa yer ayrılıyor. Sonrasında da insanın yerleşik hayata geçişine kadarki kısımları ayrıntısıyla işliyor.

Kitabın odak noktasının uygarlık öncesi ve uygarlığın ilk dönemleri olduğunu anlamak, kitaba bakış açınızı değiştirecektir. Endüstri devrimine kadar gelip kısaca değindikten sonra da bitiyor kitap. Aydınlanma yok, reform yok. küçücük puntoyla basılmış 1100 küsur sayfalık bu kitapta Ortaçağ bile toplamda 100 sayfa civarı anlatılıyor. Bu bana kalırsa hem orantısız, hem de Şenel'in önceki kısımlarda daha kompakt yazabilecekken bazı şeyleri defalarca tekrar ettiğini göz önünde bulundurursak ciddi bir eksik.

Bu tekrar ve kendini yineleme meselesi, sanırım Şenel'in okuyucuların çoğunun kitabı parça parça okuyacağını düşünmesinden kaynaklanıyor. Okura tekrar tekrar hatırlatılıyor bazı şeyler. Ama bazen aynı bölüm içerisinde, tek cümleyle güzelce açıklanmış bir şeyin de sonra başlıklandırılıp biraz eveleme geveleme ile tekrar yazıldığını görüyoruz. Ben mümkün olduğunca ara vermeden okumaya çalıştığım için sanırım, bu tekrarlar fazla gözüme battı. Acımasız bir editörün bundan belki toplamda 200-300 sayfalık kısmı kırpması gerektiğini düşünüyorum.

Tabii bu yukarıda yazdığım iki nedenden ötürü de, aslında bu kitap tarih okumaya karar verenler için iyi bir başlangıç noktası. Hem çok erken dönemleri konu alıyor, hem de her şeyi tane tane (bazen fazla temele inilerek) açıklıyor. Bu kitabı lisedeyken okumuş olmayı çok isterdim, tam o dönemler için çok iyi bir başlangıç kitabı. Braudel'in Uygarlıkların Grameri kitabı mesela bu iddiayı taşıyordu, ama artık kötü çevirisinden mi bilemem, ben pek o seviyede görmemiştim. Şenel'in kitabı öyle değil.

Kitapla ilgili bir diğer önemli nokta da, tarihin Marksist bakış açısıyla, sınıf çatışması ve artı değer kavramları üzerinden okunuyor olması. Bununla ilgili olumlu ya da olumsuz bir görüş bildirecek durumda görmüyorum şu an kendimi. Bu yaklaşımın sağlamasını ileride yapabileceğim ancak. Yine de bunu belirtmekte fayda var, Antik Yunan dâhi büyük oranda sınıf çatışmaları üzerinden incelenmiş. Bilemiyorum.

Son sözüm de İmge Kitabevi'ne. Okuru her anlamda üzmenin bir yolunu buluyorsunuz gerçekten. Kitaplar hem aşırı pahalı (Davies'in Avrupa Tarihi kitabını 400 liraya satıyorlar), hem de çevirileri kötü (elinizi attığınız kitabı Kılıçbay çevirmiş). Burada Türkçe yazılmış bir metin var, çeviri sorun olmaz diyeceğiz, bu sefer de küçücük punto tercihi yüzünden kör olma tehlikesi atlatıyoruz. İkiye bölseydiniz ya kitabı, tek cilde sığıracağız diye yazıları bu kadar küçültmenin ne manası var?
19 reviews
January 25, 2020
Roma ve Bizans başlıklarına gelene kadar bence iyi gidiyordu, o bölüme kadar olan bilgilere sahip değildim, sadece kulak dolgunluğu vardı. Dikkat çekici olan yorumların, çıkarsamaların Marksist oluşuydu ve bu da beni rahatsız etmedi. Ne var ki tarihini iyi bildiğimi Roma ve Bizans uygarlıkları bölümlerinde gördüğüm maddi bilgi hataları o bölüme kadar okuduğum bilgilerden şüpheye düşmeme neden oldu. Gene de emeğe saygılıyım. Doğrular adına müteşekkirim, bu kitap sayesinde antropolojinin kapısı da bana açılmış oldu.
Profile Image for Hakan Fıçıcı.
86 reviews
July 2, 2019
Sözelci öğrenim hayatım boyunca sayılarla aramı pek de iyi tutamamış olsam da bana giriş seviyesinde finansal okuryazarlık katkısı sunmasından kaynaklı olarak, taa “Dünya’nın en çok izlenen Ekodiyalog programı”ndan beri severek takip ettiğim @mahfiegilmez'in sayfasındaki tavsiye üzerine, hem de 38 yaşımda açıköğretim tarih bölümüne girerek tekrar üniversite hayatıma başlamak gibi bir maceraya koşut, önümde duran 1042 sayfalık Alaeddin Şenel yazını olan “Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi” isimli kitabı bugün itibarı ile bitirmiş bulunmaktayım.

Kitap, insanın yutak gelişimi sayesinde diğer memelilerden ayrılarak konuşmayı sağlayacak karmaşık sesler çıkarabilmesini açıklayıp, bununla birlikte konuşmayı, bebeklerde ve diğer memelilerde görülen aynı anda nefes alıp bir şeyler içebiliyor olma kabiliyetimize nasıl tercih ettiğimiz konusunda beni aydınlatarak başladı. S.78

Somut arkeolojik kanıtlarla kurulması mümkün olmayan paleolitik çağdaki duvar resimlerini kullanan sihircilerin yaşamı tasvirini, İspanyol boğa güreşi analojisiyle aktarıp insan zihnine mıhlaması böyle kalın, bilgi içerikli kitapları okumadan önce son sayfasının numarasını kontrol eden benim gibileri de ne kadar kolay içine çekebileceğini gösteriyordu. S.188

Kitabın başlarında şöyle bir baktığım ve çok da kafamda oturmayan “Düşünüş Biçimleri – Üretim Biçimleri” çizelgesi, kitabın sonlarına doğru tıpkı bir dağ manzarasını kapatan sabah sisini öğlene doğru ortadan kaldıran güneş ışınları gibi gözlerimin önündeki perdelerin kalkmasına yardımcı oldu. S.207

İnsanın GDO’nun temelini bilmeden de olsa attığı tahıl evcilleştirmesinin ilk örneklerinin hikayesi olan Çayönü neolitik yerleşkesiyle, 5500 yıl sonra okla vurulup şans eseri buzlara gömülen Avrupa’daki Ötzi insanının ve 1900’lü yıllarda karşılaşılan Papua Yeni Gine’deki Arapeş kabilesinin tarihin bu kadar farklı zamanlarında birbirine çok benzer Neolitik yaşayış biçimlerinde oluşları tarihe bakış ufkumu daha da açtı. S.303
Bu kitap, Muazzez İlmiye Çığ hanımefendinin daha önce okuduğum Sümer kitaplarından sonra ilk uygarlığa bakış açımı üretim perspektifince genişleterek, ortamlarda artık yavaş yavaş sinir bozucu bir hal almaya başladığından çekindiğim “her şeyin kökeninin Sümer’deki karşılıklarını verme” alışkanlığımı nicelik bakımından arttırmamı sağladı.

Tekerlek sayesinde bulunan “çömlekçi çarkı” gibi, küçücük bir demir parçası olmasına rağmen dünya tarihindeki en büyük insan yeri değişimlerine neden olan “üzengi” gibi, en önemlisi de dilin ve kültürün nesiller boyu aktarımını sağlayan yazı geleneğini başlatan “piktogram” (resim kelime) gibi çok küçük gözüken buluşların, insanlık tarihinin eski ve yeni dünya olarak ikiye bölündüğü son buzul çağı öncesinde birbirinden ayrılan insan topluluklarının coğrafi keşiflerle tekrar birleştiklerinde nasıl fark yarattığını okuduğumda hayretler içerisinde kaldım.
Mayaların dinsel inançları nedeniyle astronomi üzerine çalışıp bugün tüm dünyaca kabul edilen gün ay yıl hesaplamalarına birkaç dakika farkla yaklaştıklarını (S 939), kendi yazı sistemlerini henüz çözemediğimiz İndus vadisi uygarlıklarının ticaret ile geliştiği için muntazam bir ölçü sistemi geliştirdiğini (S 504), Akdeniz’de ticaret yaparken 160 karakterden oluşan Sümer alfabesinin zorluğu karşısında “şu aradaki sesli harfleri atıp cümlenin gelişine göre çıkarımda bulunsak” diyerek alfabeyi 20 harfe düşüren Sami toplulukların Fenikeliler aracılığıyla günümüz Arap, İbrani ve daha sonra da Latin alfabelerinin temellerini attığını (S 376), Konfüçyus’un, Göktanrı inancına sahip olan ve imparatoru, onun yegane temsilcisi sayan en az 2000 yıllık eski Çin kültürüne karşı çıkmadan nasıl liyakatı önceleyen bir yönetim biçimini ve bürokrasi fikrini ortaya attığını (S 564) öğrendiğimde, coğrafyanın kader değil aslında bilimi tetikleyici bir unsur olduğunu fark ettim.

Yeni doğan çocuğun sepete konulup büyüdüğünde kral olması hikayelerinin Akad ve Roma versiyonları kitabı okurken karşıma çıktığında (S 631), aklıma arkeolog Mesut Alp’in annesinin bilmeden Büyük İskenderi tarif ettiğini söylediği videosu geldi. Bir kez daha kimine göre İskender, kimine göre Naramsin olduğu iddia edilen iki koç boynuzlu kralın da yine sepetteki kral gibi nesillerce aktarılan hikayelerden geldiğini fark ettim. Video için: https://youtu.be/-Lng07T6G6I?t=737

Kitabın, Tevrat’ta geçen İlyas’ın Karmel dağında suyu ateşe çevirme mucizesinin bilimsel açıklaması(S 655) gibi bazı bölümlerdeki hikayelere yapılan yorumlar, beni hiç kafamda yokken aşağıda linkini verdiğime benzer çeşitli bilimsel makaleleri okumaya yönlendirdi. Araştırmayı severdim ama bu kitap, okuduğum ya da duyduğum hikayeleri özellikle tarihsel ve bilimsel olarak sorgulama refleksi geliştirmemi sağladı. https://digitalcommons.cedarville.edu...

Haçlı seferlerinin dini saiklerden çok ekonomik ve sosyal sorunların çözümü amacıyla yapılmış olduğunun açıklanması, özellikle de günahsız oldukları için suyun üzerinde yürüyerek Marsilya limanından kutsal Yeruşalim’e gidebilecekleri düşünülen (sonra boğulan ya da fırsatçı denizciler tarafından köle pazarlarında satılan) çocuk haçlıların, nedense hep yetim çocuklardan seçilmiş olması, Ortaçağ Avrupası’nın üzerine kurulduğu ipe sapa gelmez bağnaz düşüncelerin temelinde nasıl bir gayrı ahlaki yönetim sistemi olduğunu gözlerimin önüne serdi. (S 829)

Senelerdir sürekli karşıma çıkan ancak kökenini ve nedenini öğrenme ihtiyacım olmasa da aklımın bir köşesinde hep merak ettiğim “Hava Parası” denilen olgunun, İslam’da toprak sahipliği bölümünü okurken birdenbire karşıma çıkması (S 880) beni hem şaşırttı hem de sevindirdi.

Yazarın, bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kökenlerinin, Anadolu’daki Şii ayaklanmalarına karşı Sünni din görevlilerini istihdam eden Kanuni’ye dayandığı (S 894) gibi bir çok teorisi, tarihsel olaylara ne kadar objektif bakılırsa bilginin o kadar iyi yorumlanacağı düşüncemi pekiştirdi.

Günümüz Meksika ülkesini kuran istilacı İspanyol Kolonicilerin, Aztek kökenlerinden aldıkları bir kaktüse tünemiş gagasında çıngıraklı yılan tutan kartal amblemini (S 950) Meksika Bayrağı’nın simgesi yapmaları kitapta beni şaşırtan yüzlerce bilgiden yalnızca biriydi.

Bunların hepsi bir yana, bu kitap şimdiye kadar okuduğum ve bana en fazla farklı perspektif katan yapıt oldu. Araştırma yöntemlerimi geliştirmemde, Türkçeyi kullanma alışkanlıklarımda, en çok da hayatımda ilk defa 1000 sayfa üzeri bir kitabı bitirmiş olmanın verdiği özgüvenle şu yaşıma kadar geride kaldığım pek çok alanda daha fazla okuma yapmaya başlamamda çok etkili oldu.

İnsan hayatında bazı dönemler vardır. Etkileşimde bulunduğunuz bir film, bir şarkı, bir şehir ya da bir insan hayatınıza yeni bir bakış açısı katar. İşte Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi kitabı da benim, farklı erekleri düşünüşümün merkezine çekerek, beni varsıllaştıracağını düşündüğüm her hangi bir orun kazanma amacı gütmesem de bilgisel açlığımı doyurmaya başlayacağım görkemli bir dönüm noktası oldu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Hakan FALAKALIOGLU.
4 reviews12 followers
December 22, 2019
Büyük patlamadan endüstri toplumuna geçişe kadar insanlık tarihi çok güzel ve anlaşılır bir şekilde açıklanmış. Özellikle ilkel toplumdan uygar topluma geçiş kısmı oldukça ilgi çekiciydi. İnsanı temele alan bakış açısıyla yazılmasıyla, tarihe ilgisi olan okurların kafasındaki birçok soruyu cevaplayıp belli boşlukları doldurabilen başarılı bir eser olmuş.
Profile Image for Melikan.
27 reviews
Read
December 14, 2020
Uzun ve yorucu bir kitap. Altyapınızın olmadığı bölümler daha yorucu olabilir. Çok fazla parantez kullanımı sıkıcı olabiliyor. Tüm bunların dışında oldukça öğretici bir temel kaynak niteliğinde. Okunmalı!
6 reviews
October 24, 2019
Muazzam bir kitap.İnsanın aslında nasıl 'insan'laştığını,aletlerin evriminin insan evrimini nasıl etkilediğini çok güzel anlatmış İnsanı anlatan nadide bir çalışma, haliyle biraz kalın 😊
3 reviews
May 14, 2020
türk dilinde yazıldığı için oldukça şanslıyız. inanılmaz bir eser.
21 reviews
January 24, 2022
Tek olumsuz eleştirim birkaç cilde ayrılması gerektiği. Kitabı okurken eskidi.
Displaying 1 - 8 of 8 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.