Rojava, medyada ve gündelik siyasette hep jeopolitik satranç tahtasında bir taş veya bir kare gibi anılıyor. Elinizdeki kitap, Rojava'nın iç dünyasını ve toplumsal gerçekliğini anlama niyetiyle yapılmış bir çalışmaya dayanıyor. Suriye'de Efrîn, Kobanî ve Cezîre kantonlarında uygulanan özerk yönetimler sosyo-politik, etnik ve dinî çatışmalara ne tür çözümler öneriyor? Yasin Duman, bu soruyu yanıtlamaya çalışıyor. Rojava'daki özerklik uygulamaları, müzakere ve uzlaşı esasına dayalı veya çatışma sonrası kurulan özerk yönetimlerden farklılar. Rojava, Bir Demokratik Özerklik Deneyimi, milliyetçilik, kimlik politikaları, asimilasyon, politik mücadele ve teslimiyet, demokrasi, adalet ve özgürlük bağlamında, Rojava'da yaşanan sorunları ve bunlar için geliştirilen çözüm arayışlarını inceliyor.
Bir iç savaş ortamında, bağımsızlık ilan etmek veya ulus-devlet kurmak amacı gütmeden yürütülen bir deneyimi, tanıklıklar eşliğinde, içinden anlatan bir kitap.
Colemêrg’in (Hakkâri) Gever (Yüksekova) ilçesinde doğdu. İlköğretim ve lise eğitimini Şemzînan (Şemdinli) ve Dîlok’ta (Gaziantep) tamamladı. 2013 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden ve 2015 yılında Sabancı Üniversitesi Çatışma Analizi ve Çözümü Yüksek Lisans Programı’ndan mezun oldu. Etnik gruplar arası çatışma ve barış, ayrımcılık ve asimilasyon politikaları ve özerklik üzerine araştırmalar yapmaktadır. 2015’te Sabancı Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi doktora programına başladı.
Nutuk'u ne zaman okumaya başladığımı tam olarak hatırlamıyorum. Üniversiteyi bitirip iş hayatına atıldığım günlerde olabilir. Yarım bıraktığım ender kitaplardan biridir. Mustafa Kemal'in Kürtlerle ilgili yürüttüğü siyasetin geçirdiği aşamaları okurken yaşadığım hayal kırıklığını daha dün gibi hatırlıyorum. Resmî tarihle yüzleşmem gerektiğini fark ettiğim ilk andı o an. Tarih kitaplarını uzun bir süre elime almadım. Sonra zaman zaman cumhuriyetin ilk dönemlerini anlatan tarih kitapları okudum. Mustafa Kemal'i haklı çıkaracak sebepler arıyordum belki de. İnkâr dönemiydi bu sanırım. Ama içimdeki kuşku asla tamamen yok olmadı. Gerçekten de Sevan Nişanyan'ın belirttiği gibi bazı noktalar ya hep sessizce geçiliyor ya da pek cok şey, o zamanlar dünyada geçerli olan ulus-devlet olabilmenin gereği olarak sıralanıyordu. İkna olamıyordum. Sonuçta Kürtlerin nüfusunu düşündüğümde neden onların da bir ulus-devleti olmasın sorusu kafamı kurcalayıp duruyordu. Okuduğum pek çok kitabın resmi ideoloji paralelinde yazılan kitaplar olduğunu anladığımda ikinci büyük hayal kırıklığını yaşadım ama 45 yaşıma gelene kadar bana anlatılmış her şeyi sorgulama kararlılığına ulaşmama da yardımcı oldu bu durum . İşimi bıraktıktan sonra araştırma inceleme kitapları okumaya daha çok fırsatım oldu. Özellikle 2013'te yaşadıklarım ve gördüklerim zaman zaman okuduğum muhalif hatta aykırı yazarlara daha çok itti beni. Ömrümün ilk yarısında hangi yalanlarla beslendiğimi öğrenmek ve yüzleşmemi tamamlamak istedim. Bir sorunla yüzleşmek sadece o sorunu fark etmekle sınırlı kalmamalı sanırım. Bu da ayrı bir konu. Sadece tespit ve teşhis içeren kitaplar okumak sıkıcı ve üzücü tekrardan başka bir şey değildi bana göre. Çözüme odaklanan kitaplara ihtiyaç duyuyordum. Tanıl Bora'nın Cereyanlar isimli kitabında Yasin Duman'ın bu kitabından bahsedildiğini görünce okuma listeme almıştım. Yazarın psikoloji eğitimi ve özellikle çatışma ve çözümleri üstüne uzmanlaşmış olması dikkatimi çekmişti.
Çözüm süreci boyunca haberlerde ve köşe yazılarında sıkça bahsedilen demokratik özerklik meselesi bir çatışmanın çözümü olarak ayrıntılı bir şekilde açıklanmış Rojava isimli bu kitapta. Kürtler dört farklı ulus-devlet sınırları içinde çatışmanın bir tarafı olarak yer almış ancak etnik kökenleri itibarıyla aslında sadece Kürtler değil daha pek çok grup onlarla aynı asimilasyon sürecine maruz kalmış anladığım kadarıyla. Demokratik özerklik meselesi aslında sadece Kürtlerin değil tüm farklı etnik grupların birbirleriyle barış ve uyum içinde yaşaması için oluşturulmuş bir model. Hatta ben biraz daha ileri gidip, tek bir etnik kökenin geçerli olduğu bir ulus devlette bile olması gereken bir model diyebilirim. Sonuçta mesele her bireyin yönetimde gerçekten söz sahibi olması ise, bunun yerele devredilmiş bir takım yetki ve sorumluluklarla gerçekleştirilmesi neden olmasın ki? Teknik detaylar homojen bir ulus devlet ile farklı etnik gruplara sahip devlet arasında farklılıklar gösterse bile temelin "etnik" kökenli olmaması sağlanamaz mı?
Daha önce Rojava ile ilgili haberleri zaman zaman takip etmiştim ama bir de kitabı okuduktan sonra Türkiye'de nasıl algılandığını görmek için tekrar şöyle bir baktım. Tedirginliği korkuyu fark etmemek imkansız. Bağımsız bir Kürdistan iddiasından vazgeçildiği halde neden bu tedirginlik diye düşünüyor insan ama cevabı o kadar da zor gelmiyor bu kitabı okuduktan sonra ve özellikle merkezi hükümetin sadece Kürtlere değil Türklere de yaptıklarını düşününce. Zaten yazar da kitabında belirtiyor, demokratik özerklik sadece bu fikre sıcak bakabilecek bir merkezi hükümetle mümkün olabilir. Bizdeki mevcut hükümetin yetkisini bir şekilde devredebileceğini düşünebilir miyiz? Demokrasiye eğilimli olmayan bir merkezi hükümeti kim demokratik özerklik için ikna edebilir? Hani diyorlar ya ülkeye demokrasi gelirse Kürtler sayesinde gelecek diye, çok haklılar!
Okurken Rojava modeli gerçekten sürdürülebilir bir model mi diye de düşünüyor insan bir yandan. Rojava'da pek çok etnik kökenden insan birden fazla ateş altında. Böylesi ölüm kalım şartlarında insanların birbirine sarılması, dayanışma sergilemesi çok daha kolay görünüyor insana. Şu anda hem Suriye rejimi hem de rejime muhaliflere aynı mesafede duran, zaman zaman her ikisiyle de doğrudan ya da dolaylı olarak işbirliği yapan Rojava'ya ırkçılıktan beslenen güçler nereye kadar tahammül edebilir? Ayrıca, Kürtlerin de Suriye Ulusal Konseyine ve Rojava'ya destek verenler olmak üzere en az ikiye ayrıldığını, aynı etnik kökenli insanların bazılarının Rojava'yı desteklediğini bazılarının da rejimin mutlaka bunun hesabını soracağını düşünerek destek vermediğini, milliyetçi Kürtlerin de olduğunu, ekonomik kaynakların çok kısıtlı olduğunu hesaba katarsak sürdürülebilirlik ihtimali düşük geliyor insana. Türkiye'de demokratik özerklik ne kadar mümkün sorusunun cevabını da bu bağlamda düşünmek gerekir belki. Yine de bu modelden esinlenerek pek çok demokratik uygulama çıkartmak mümkün belki ama bu, siyaseti, oy alıp iktidara gelmek olarak görenlerin değil, gerçekten bir bilim olarak görenlerin işidir sanırım.
Fehim Taştekin Türkiye'nin Suriye politikası ile ilgili olarak zaman zaman takip ettiğim bir gazeteciydi. Suriye'de o kadar fazla örgüt ve taraf var ki, yazdıklarından son zamanlarda hiçbir şey anlamayıp takipten vazgeçmiştim. Kafam çok karışmıştı. İşte bu kitabın güzel bir yanı da Suriye'deki tarafları bana oldukça net hatırlatması. Türkiye'nin Suriye politikasına çok değinmese de Suriye’de yaşananlara anlaşılabilir bir çerçeve çiziyor bana göre. Bu kitaptan sonra Suriye ile ilgili haberleri daha iyi anlamlandırabileceğimi umuyorum.
Geriye dönük haberlere baktığımda çözüm sürecinin bitirilmesinden sonra Guneydoğu'da gerçekleşen çatışmalarla ilgili bazı haber ve yazıları ıskaladığımı da farkettim. Vakit buldukça bunlara tekrar bakmaya karar verdim.
Yazarın dili oldukça sade ve net. Pek çok makale ve kitaptan faydalanmış. Bu kaynakların bazılarından sizin de yararlanma şansınız olabilir. Ama Abdullah Öcalan'ın kitaplarına internetten baktığınızda ya "tükendi" ya da "satışta değil" gibi yanıtlarla karşılaşabilirsiniz. Bazı gazetelerdeki makalelere de ulaşmak mümkün değil. Büyük olasılıkla çözüm süreci bitirildikten sonra bu yayınlar yasaklanmış.
Bu kitabı okurken resmi tarihle yüzleşme sürecimde aldığım yolu da gözden geçirdim. Fena değil sanırım. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar olan tüm iktidarlara muhalif isimlerin sıkı takipçisiyim artık. Her iktidarın kendi kafasına göre nesil yetiştirmesi ve tarih yazdırması konusunda kafam çok net. Aslında bunu tarih okumalarım yanında tarihte oynanan tüm oyunların bugün çok daha açık bir şekilde oynanmasına da borçluyum. Oyunların bugün neden bu kadar açık oynandığına da kafa yormuyor değilim.
Kuzey Suriye'de, savaşın tam ortasında filizlenen Rojava deneyimini, "Demokratik Konfederalizm" teorisinin sahadaki pratiği (komünler, meclisler, kooperatifler) üzerinden inceleyen akademik ve sahadan bir çalışma. Kitap, devletli uygarlığa karşı geliştirilen bu "üçüncü yol"un, toplumsal, ekonomik ve cinsiyet özgürlükçü boyutlarını, karşılaşılan zorluklarla birlikte ele alır. Bir ütopyanın, reel politiğin ve savaşın sert koşullarında nasıl hayatta kalmaya çalıştığının somut analizi.