1990 başlarında, Üsküdar'da, derme çatma, birkaç katlı bir apartmanda, soğuk ve eşyasız bir odada dünyayla ilişki görünürde kesilirken, belki de asıl hayat su yüzüne çıkar; beden latifleşir, ruh genişler, saplantı nevrozları çözülmeye durur. İnsan, asıl hayat ve maceranın içine gömülür... Çocukluktan evliliğe, akademik bilgiye kadar pek çok şey gözden geçirilir. Ama artık bir iç gözdür bu bakan... Kitaba önsöz yazan Annamarie Schimmel, Müslüman bir Avrupalının halvet deneyimlerini anlatan ilk kitap bu, diyor.
Kitap birkaç farklı bölümden oluşuyor. İlk bölümü kitabın da temelini oluşturan halvet günlüğü. Bu kısım çok kişisel olmakla birlikte okuyucuyu da kendine çeken bir tarafı var. Özellikle Mevlana ve İbn-i Arabi'den yapılan alıntılar, meseleye dışarıdan bakanlar için her şeyin daha anlaşılır hale gelmesine yardımcı oluyor.
Kitabın kalanı için ise "Fîhi Mâ Fîh" desek yerinde olur sanırım. Bu kalıbı özellikle kullanıyorum, çünkü Özelsel halvette sürekli olarak Fihi Ma Fih'i okumuş ve bolca alıntıya yer vermiş. Fîhi Mâ Fîh'i ise "ne varsa içindedir, her şey var" diye çevirebiliriz. İşte günlükten sonraki bölümler de aşağı yukarı böyle. Her şey var. Birçok kısa bölüm, halvetin tasavvuftaki yerine ilişkin açıklamalar, kapakta bilimsel olduğu söylense de yazarın da açıkça kabul ettiği üzere bilimsel metotlar kullanılmadan yapılan çözümlemeler, röportajlar, ekler vb. Bu kısımlar bana fazlasıyla çok sayıda, kısa ve savruk geldiğinden pek hoşuma gittiğini söyleyemem.
Genel olarak sevdim. Farklı düzenlense çok daha iyi bir eser olabilirdi. Belki de böyle olmasını yazar özellikle istedi. İlginç bir yaşam deneyimini birinci ağızdan dinlemek isterseniz okuyabilirsiniz, fazla bir teorik derinlik beklememek kaydıyla.