"Modern yaşam ölümü unutturur" der Ahmet Hamdi Tanpınar. Bu söz herhalde en çok 1980 sonrası kuşak için geçerli. Sadece ölümü unuttursa iyi, tüm değerleri de yapboz haline getirdi.
Popüler kültürün hızlı yayılışı ve modern yaşam tasarımları birçok hayatı ve duyarlılığı kapitalizmin çöp kutularına yuvarladı. Artık neredeyse hemen her şeyin bir "bedeli" ya da "fiyatı" vardı. Bu hızlı yaşamda kendini içlerine hapsedenler İslamcı söylemin tarafında yer alanlardı.
Elinizdeki kitap 1990-2000 yılları arasında İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın içinde biriktirdiklerini "dikkafalı" bir söylemle dışavurumu; bu koronun çocuklarına ulaşabilmiş, kimi zaman bağıra çağıra, kimi zaman da dudak ucuyla söylediklerini anlayan kitlenin kitabıdır.
Kekeme Çocuklar Korosu içinde barındırdığı insanlar ve onların öyküleriyle kocaman bir duygu dünyasına karşılık geliyor.
1973 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir. Kitaplarındaki zarif ve naif anlatım üslubunu senarist olduğu filmlerde de görmek mümkündür. "Uzak İhtimal" filmiyle 2009 yılında İstanbul Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülünü kazanmıştır. Uzak İhtimal'in ardından senaryosunu yazdığı "Yozgat Blues" filmiyle 2013 yılında Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.
Ne yapsam da satır aralarında islamı övsem diye çabalarken nasıl ilham kabızlığı çekilebileceğini bas bas bağıran, derinlik yaratacağım derken kafa yormaktan başka bir işe yaramayan öyküler.
Arka kapaktan aynen alıntılıyorum: "Elinizdeki kitap, 199O-2OOO yılları arasında İslamcılık söyleminin bir tarafında yer tutmuş kuşağın içinde biriktirdiklerini "dikkafalı" bir söylemle dışa vurumu."
Andımızdan tutun da üniversite öğrencilerinin yaşamlarını yadsımaya kadar akmış bin türlü irin özetle. Oysa ne güzel söyler Kafirun Suresi Ayet 6 : "sizin dininiz size, benimkisi banadır.."
Farklı inançlara sahip insanların bu derece kutuplaştırılıp kendi görüşümüze ters olanın uygunsuz gösterilmesini anlayamıyorum...
“Hadım edilmiş kelimelerden evlatlar umuyorsunuz.” . Tarık Tufan ile tanışma kitabım oldu ‘kekeme çocuklar korosu’. Radyo programı yapan bir erkeğin kendi kendine konuşmalarına tanık oluyoruz. İkna odalarından,tacizlere,her kesime sinmiş kokuşmuşluklardan çaresiz kalışlara. Kimi cümlelerine soru işaretleriyle yaklaştım,karakterin kafa karışıklığı ise cümlelerin dağınıklığından anlaşılıyor.Ancak okunması zor değil..
Çok az bu kadar saçma sapan bir kitap okudum. Saçma metaforlar, birbirinden alakasız dialoglar , kendine büyük karmaşık cümleler söyleyeceğim derdiyle saçma sapan kelimeler. Dedim bu ne ya, sonra baktım beyefendi yönetmenmiş, e kitap da doğan yayından çıkmış, normal dedim, birilerinin kalbi kırılmamış ama benim kırıldı, yani gerçekten bu kadar saçma sapan kelimler nasıl arka arkaya gelir? Yani bu bir başarı olmalı.
Kitaba yüksek not vermek isterdim, çünkü nadir de olsa kitabın çok sevdiğim yerleri, cümleleri oldu.Fakat bunun dışında yazar zamana hitap eden duygularını yansıtmakta zamanının yaşanmışlık duyguları gibi yarım kalmış.Kısacası kitap ana fikirden yoksun size belirgin bir duyguyu aşılamayı amaç edinmemiş fikir yazılarının toplamı.Yazarın üslubu bir diğer mevzu, ben buna dikkafalılıktan ziyade pasif agresiflik diyebildim.Yeşilçam figüranları için teşekkürler...
"Seni görmem gerekiyor anne. ... Çocukken dizlerimde bir türlü geçmeyen, acı veren yaralarımın nasıl iyileştiğini anlat. Ben görünmeyen yaralarımı anlatayım. .... Bana geçmişi anlat ama zamandan merhametli ol bana... Beni yeniden doğur."
Kitabı hatırlıyorum da çok sevememiştim. Evet bir döneme hitap eden ve özellikle başörtüsü mağduru üniversite öğrencilerinin , o bir yerde, okulda, kütüphanede başlarını açmak zorunda kalıp, başka bir yerde , bir otobüs durağında ya da bir köşede kapatma çabaları... Onların o bölünmüş, sıkışmış ruhları çok iyi anlatılmıştı.
Popüler kültürün hızlı yayılması sonucu , modern yaşam tasarımlarına uymakta zorlanan , iki dünya arasında kalarak, sıkışmışlık hisseden çocukların kekeme kelimelerle hayata tutunma çabaları çok iyi anlatılmıştı. Ama bir yerden sonra tekrarlar ve isyanlar okuyanı sıkıyordu sanki...
Kitabı bir türlü sevemedim. Ajitasyon seviyesinde bir duygusallık var kitap boyunca. Yazar, hissetirmek istediği duyguları okura geçirebilmek için çok yapay yollara başvurmuş. Bu zaten kitabın değerini oldukça düşürüyor. Bir de, bütüncül bir kurgudan uzak darmadağınık fikirler işin içine girince güzel bir okuma deneyimi olmadı maalesef.
"Bizim mahalledeki çocukların geniş yüreklerine.. Birazdan yıldırımlar düşecek kentin sokaklarına.. Hayatın kendini tanıttığı saatler.. Ruhunuzu da makineye kaptırmayın.. 'Biraz zaman geçsin her şeyi unutacaksın. Biraz zaman geçsin her şey seni unutacak.' Seni görmem gerekiyor anne.. 'De ki: sığınırım yükselen safağın Rabbine, O'nun yarattıklarının şerrinden ve bastıran zifri karanlığın şerrinden, karanlık işlere düşkün tüm insanların şerrinden ve kıskançlık duyduğunda kıskancın şerrinden.' (Felak Suresi) Üstü kalsın.. Ben sekiz yaşındaydım ve ölüm Melehat demekti benim için.. Bilin ki, bir kez daha kaybetmişizdir.. Şimdiki zamanı çalınmış bir kuşağın gelecek zaman kiplerinden merhamet dilenişi ortada olan.. Varlığı ile avunuyordum yalnızca. Sessiz de olsa varlığıyla.. Size yabancıyım baylar!.. Saat kentin sokaklarında yürüyor.. 'Kente ruhunu kat!' Onu da yarın düşünürüz.. Biz toprağı eşelemeye devam ediyorduk.. Saat; yelkovanın durduğu zaman.. 'Kırılır, 'En çok onlar mi ? en çok onlar.' Hayatta bazı şeyleri değiştiremem.. 'Aydınlık sabahı düşün ve durgun, karanlık geceyi. Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı; öteki dünya senin için (hayatının) bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak! Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana (kalbinden geçeni) bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak.'(Duha Suresi) Biz gökyüzünü ve bozkırları yitirmiş oyunculardık.. 'Her şey eninde sonunda sessizdir bir günün kırılganlığından kalan ve tekrar tekrar kırılan müteellim bir insan sesinin başlattığı ağlamanın kırı sessizdir'.. "
İkinci Tarık Tufan kitabım oldu. İkinci eseri de ilki gibi çok güzeldi. Yazarın dili ve anlatımı çok güzel. Eser deneme türünde yazılmış. Bir radyocunun kendi kendine konuşması şeklinde geçiyor; aralarda...Radyo konuşmalarında kafanız karışabilir; bana biraz da olsa saçma geldi ve o bölümleri beğenmedim. Ama gel gelelim araları serpiştirdiği hikayeler gerçekten çok çarpıcı ve anlamlı. Bir çok anlamlı alıntı var hatta bazı sayfalar tamamen alıntı olabilir ders çıkarma üzerine.
Kitabın konusuna gelirsek sosyal yaşamı sorgulayan; islami kesim üzerine inceleme yapan bir konu oluşturmuş. 28 Şubat dönemi ve baş örtüsü meselesini irdelemiş bunun üzerine sert yazılar yazmış. Muhafazakar kısımı kendi içinde bile eleştirmiş. Çok etkilendiğimi söylemesem de okunması gereken bir eser olarak görüyorum. Kesinlikle içinden bir şeyler kapacağınızdan eminim. Tarık Tufan'a devam edeceğim. Mutlu okumalar...
Yazarını bilmediğim, araştırmadan okuduğum bir eser.. İlk kitabı oldu.. Psikolojik tahliller içeren bir kitap.. İnanan insanların hayatlarına dokunuşlar mevcut.. Başörtüsü probleminin yaşandığı dönemde (benim de anlamlandıramadığım bir yasaklar silsilesi) sıkıntılar da işlenmiş.. Zamanında ezilenlerin iç sesi/öfkesi aktarılmış..(gerçi şimdi o baskıyı onların yapması da ne acı ya)
Yazmak zordur. Birinin otuzuna varmadan kitap yazması tek başına takdir edilmesi gereken bir durumdur bana göre. Kekeme Çocuklar Korosu'nu bu doğrultuda yorumlamak isterim.
Kitabı okurken hissettiklerim ve kitapla ilgili eleştiriler aslında uyuşuyor. Bazı yerlerde duygusallık beni de rahatsız etti. Bir de böyle dağınık kurgulanmış kitapları okumak her zaman okura zor gelir, bana da zor geldi.
Hakkını teslim edeyim ki kitabın ismi içeriğine çok uyuyor. Bir isim kitabı bu kadar temsil edebilir.
Radyocuya bağlı olan ve olmayan (veya ben olmadığını düşündüm) bölümler var. Bu durum kitabın bütünlüğünü zorlaştırmış. Yadigar, Hallac gibi koroyu oluşturan kişilerin baş rolde oldukları bölümler ilgi çekici...
Yazarın dili okuyan herkes için anlaşılabilir bir seviyedeydi. Fakat içeriği için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tarık Tufan’ın kafa yapısını çok sevdim özellikle bazı eleştirilerini ancak bazı yerlerinde neden bu kadar dolambaça giderek hikayeleştirmiş şeklinde yazarın tarzını sorgulamaktan kendimi alamadım. Beğendiğim kısımlar ise kitabın içine iki-üç kısımdan fazla değildir. Yine de dili kullanım şekli ve ilginç eleştirileri sebebiyle başka kitaplarına da bir şans vermem gerektiğini düşünüyorum
“Başbaşa kaldığımda Mona Rosa’yı bir kıza okuma ihtiyacım için sevdim seni. Karşılaştığım ve konuşabildiğim anda okuyabileceğim çok şiir var aklımda ve artık konuşmalıyız. Çünkü şiirler ağırlık yapıyor zihnimde.”
“Sınırlar yürümesini bilmeyenler içindir.” Yazarın sayıklamaları,bölük pörçük hatırlamaları şeklinde nakledilmiş bir anlatı.Kısa anlatımlarla bazı olaylara değinmeye çalışmış beklentimin altında kaldı maalesef,kitabın adı mısra-ı berceste olmayı hak ediyor.
enteresan bir kitaptı. kitabın kaleme alınış tarzı ve kitap boyunca seçilmiş birçok kelime beni hazırlıksız yakaladı diyebilirim. şahsen işlenen konunun daha sakin dile getirilmesini isterdim. böylesi heyecanla, duygu taşımlarıyla, oradan oraya atlaya atlaya okumaktan çok hoşlanmadım. ve belki daha farklı, daha derin dinlemek isterdim konuyu, belki bir kadından dinlemek daha farklı olabilirdi. ya da o radyoda gerçekten karşılıklı diyaloglar gerçekleşsin isterdim mesela, fikir alışverişi olsun; daha az geçişle ama. daha az imge ve daha çok duyguyla, daha az sınıflandırma ve daha çok bütünlükle, daha az şekilsel tasvir ve daha çok içsel yolculukla. belki kitabın bir içsel yolculuk üzerine kurulu olduğu söylenebilir bunun üzerine ama benim aradığım biraz daha özelleşmiş bir şey. “neden” olduğunu pek anlamadığım, “ne” olduğunu anlayıp anlamadığıma ise emin olamadığım bir içsel tartışma değil. kitabın konusunun arkasında belirtilmiş olması ve benim o konu üzerinde daha çok şey okumayı beklemiş olmamdan kaynaklandığını sandığım düşüncelerim bunlar.
bunların yanında bazı bölümlerden ve cümlelerden de çokça etkilendiğimi ifade etmeliyim. zaten okumaları tam da bunun için yapıyorum: içerisinden bana yalnızca birkaç cümle de kalsa, kalanlar ile mutlu bir şekilde kapatıyorum kitapların kapağını.
Tarık Tufan'ı severim. Yani öyle hayranı falan değilim elbette ama tanıdığım bir çok insan ondan hiç mi hiç hazzetmez iken (belki de aslında bu yüzdendir, kimbilir) ben severim kendisini. Bana hep samimi gelmiştir. Tabi televizyondan gördüğüm, izlediğim kadarıyla. (Ki bir adam samimiyse ve 'iyi' olmaya çalışıyorsa -en azından öyleymiş gibi görünüyorsa-, onu sevmek için yeterince sebep vermiştir bana diye düşünüyorum. Varsın iyi bir düşünür, derinlikli bir entellektüel olmayıversin. Varsın yer yer hiç katılmadığım şeyler söylesin.)
Ama gel gör ki yazdıklarını okuyamıyorum. Bana öyle geliyor ki, cıvık cıvık bir duygusallık, rahatsızlık verici bir okuyucuyu hislendirme çabası var Tarık Tufan'ın yazılarında. (Gerçi "yazıları" diye genellememeliyim, hepi topu iki kitabını okudum Tufan'ın. Ama her ikisinde de aynı hissi duydum açıkçası) Bu da hem benim gözümde yazdıklarını -tabiri caizse- basit ve kıymetsiz kılıyor, hem de kendisini "uzak durulacak yazarlar" kategorisine yerleştirmeme neden oluyor.
Bahsettiğim bu his, Kekeme Çocuklar Korosu'nda iyice belirgin. Yani bilemiyorum, belki sadece bana öyle geliyordur. Ama kesin olan şu ki, Tarık Tufan bana göre bir yazar değil. Sizi bilemem.
Okuduğum Tarık Tufan kitapları içerisinde en az sevdiğim Kekeme Çocuklar Korosu oldu diyebilirim. Öykü kitabı desen değil deneme kitabı desen değil. Tufan, aklında zapt edemediği yüzlerce düşünceyi bir kalemde yazmış sanki. Okurken sürekli “Yazar burada ne anlatıyor? Şu anda hangi karakter konuşuyor? Burada kim ne demek istemiş?” sorularını sordum. Tarık Tufan, normalde dert edindiği dünya meselelerini sıklıkla kitaplarında işler. Ama bu kitaptaki konular yüzeysel işlenmişti ve bana göre sebepsiz bir karamsarlık ve isyankarlık hakimdi. Açıkçası ne duygusal olarak bende yer edinebildi, ne de edebi olarak beni etkileyebildi. Arka kapağında yazdığı gibi ‘doksanlı yılların ve o yılları üniversitede yaşayan bir kuşağın çarpıcı hikayesi’ni bulamadım bu kitapta. Tarık Tufan okumaya başlamak isteyenler için kitap, kesinlikle yanlış bir tercih olacaktır. Benden söylemesi
Bazı kitaplar elinizde olmadan ilerler, anlamadan okuduğunuzu sanırsınız ya da gerçekten anlamamışsınızdır. Yazar, kendi kendine konuşur ancak söylediklerini karşı tarafa aksettiremez. Bu sefer ki Tarık Tufan kitabı da tıpkı böyle, radyoculuk zamanlarından kalma bazı alıntılar yer alıyor kitapta, doksanlı yıllara şöyle bir gidip geliyoruz. Maalesef bu seferki kitabı beğenemedim, çok kargaşa gibi geldi bana. Belli bir konuya odaklı değil, dağınık bir şekilde bir çok konuya değiniyor. Değindiği konular çok anlamlı olsa da üslup itibari ile anlamsızlaşıyor, ağırlaşıyor. Belki de bir kez daha okumak gerekir, belli bir birikimle yoğurulduktan sonra. Zaman ne gösterecek görelim bakalım. Sevgiler 🌿 #FatmaOkuyor #TarıkTufan #KekemeÇocuklarKorosu #Kitap #okumahalleri #heraybirtarıktufan #ekim
Hayat bazen yol göstericilerin dolaştığı bir labirente benziyor . İç içe geçmiş bir sürü yol çıkar , önüne ve yiyeceğe ulaşmaya çalışan fare durumuna düşersin . Hangi tercih seni doğruya ulaştırır ? Her bir tercih kaybettiğin onlarca yolu hatırlatır ve en doğrusunu seçme ihtimalin hep düşüktür . Sana yol gösterenin kim olduğunu merak edersin ve sorduğun anda tek yanıt alabilirsin ; bu yolu Tanrı istedi ! -- Ve bu labirentte hangi sesin , hangi yanıtın gerçekten Tanrı'ya ait olduğunu ayırt etmek gerçekten zordur .
Şanzelize düğün salonu gibi güzel bir kitaptan sonra hayal kırıklığı yarattı. İslami söylemi ifade etmeye çabaladıkça arabesk ve karışık bir anlatım. Ne yazık ki atlayarak okumak zorunda kaldım. Bir iki bölümü dışında beğenemedim...
Yıllarca yaşadıklarınız, çektiğiniz sıkıntılar hep içinizde biyerde dururken kabuk bağladı derken birgün biri çıkar öyle bir dillendirir ki, yazdıkları öyle sizdendir ki gözünüzden yaş akıtır. İfadeler, tahminler, tespitler mükemmel. Eline yüreğine sağlık Tarık Tufan.
En son hangi acı seni uykusuz bıraktı, en son hangi coğrafyaya gözyaşı döktün, en son hangi cümle beynini darmadağın edercesine odanın duvarlarında yankılandı, söylesene? Yüz soruda hayatı öğreten kitaplarla ahkâm kesiyorsun ortalıkta. Aptal şarkı sözlerinden aşkı öğrenme hevesindesin. - #kekemeçocuklarkorosu #Profilkitap #edebiyat #kitap
#neokuyorum : Bir radyo istasyonunda gece programları yapan genç bir adamın hikayesini... Huzursuz, öfkeli, kafası karışık, hüzünlü bir adamın hayatın içindeki çaresizliklerini, sorgulamalarını, kavgalarını... Kekeme Çocuklar Korosu ile doksanlı yıllara gidiyoruz sevgili okurseverler.
P.s: Tarık Tufan okumayalı ne çok olmuş ve dahi ne de özletiyor kendisini, onun o etkileyici kalemi 😌 Huzurla ve kitapla kalınız efendim 📚 .