Kozluk, işsizin güçsüzün, çulsuzun uğursuzun, arsızın hırsızın, fakirin fukaranın, itin kopuğun, sefilin baldırı çıplağın yurt tuttuğu bir yer. İstanbul’un biraz ötesinde biraz berisinde, biraz sağında biraz solunda, ama asla ortasında değil! Orada yaşayanların derdi tasası ne Avrupa Birliği, ne dünyayı saran çevre felaketi ne de günü en yüksek değerle açıp en düşük değerle kapayan borsa. Orada kadınlar, kocalarından dert yanar en fazla. Kocalar da karılarından. Gençlerinse ne baştaki hükümetin yanlış kararları ne de küresel ısınmanın sonuçları umurundadır! Onların hayallerini dev alışveriş merkezlerinin ışıltılı dükkânları süsler. Varsa yoksa maçlardan konuşurlar aralarında. Bir de işsizlikten! Çaresizlikten, kimsesizlikten, yalnızlıktan! Olmaz ya, yaşlısıyla genciyle, kadınıyla erkeğiyle tüm Kozluklu, hani yeryüzünden bir anda kaybolup gitse, belki de yokluklarını fark eden Allahın kulu olmaz. Kozluklu’nun varlığıyla yokluğu bir çünkü. İnsan Kısım Kısım, Yer Damar Damar’la, Hatice Meryem bizi, Kozluklu sıradan bir ailenin evine misafirliğe çağırıyor. Bu; dilli güllü Zümrüt’le dilini yutmayı düşleyen Elmas’ın, pikabına çocukları doldurduğu gibi ailesini pikniğe götüren Cavit’le bir türlü bir baltaya sap olamayan Coşkun’un ve diğerlerinin hikâyesidir.
1968 Kasımı'nda İstanbul'da doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü'nden mezun oldu. Üç buçuk yıl bir bankada çalıştı. 1994 yılında mesleğini bırakıp Londra'ya gitti. Orada temizlikçilik, çocuk bakıcılığı, ütücülük, gazete dağıtıcılığı gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1996-2001 yılları arasında Öküz dergisinin Genel Yayın Koordinatörlüğü'nü yaptı. 1999 yılında Varlık dergisinin düzenlediği "Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Yarışması"nda "Siftah" adlı öyküsü öykü dalında dikkate değer bulundu. 2000 yılında Siftah adlı öykü kitabı Varlık Yayınları'ndan çıktı. Öyküleri Varlık ve E dergilerinde yayımlandı. "Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun" adlı kitabı 2002 yılında yayımlanmış ve Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenmiştir. 2008 yılında "İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar" adlı romanı yayımlanmıştır. Amatör olarak fotoğrafçılıkla uğraşıyor.
Son sayfadan sonra kendimi diğer kitapları da neymiş derken bulduğum, bunca yıldır hiç denk gelmediğime hayıflandığım yazar.. Dili kullanış şeklini çok büyülü ve hikayesini çok sürükleyici buldum. “Gayreti anasından mirastı. Onca acının, onca sıkıntının içinde, muntazaman yapardı işlerini anası da. Bazı kadınlar gibi, başına bir dert geldiğinde eli kolu buz kesmez, ayılıp bayılmaz, fenalık geçirmezdi de, işe güce daha çok sarılır, böylelikle derdini tasasını sağa sola savurup def etmiş olurdu. Hani domatesleri bidonlara basarken, dertlerini de basardı sanki ve hiç değilse kışa kadar kapaklarını bir güzel kapatırdı. Gayret insanın elinde değildi ki, içindeydi içinde.”
Hatice Meryem okurken hayattaki en büyük mutluluğum Türkçe bilmek oluyor. Şiirden de öte, bir ezgi gibi kullanıyor bu kadın Türkçeyi. Anlattıkları o kadar gerçek ki kimi zaman insanın kulaklarını yırtan, içine işleyen bir ağıda dönüşüyor bu ezgi; kimi zaman da insanın kanını kaynatan bir oyun havası. Bu sefer kenar mahallelerden yükseliyor ezgisi, kulak verin derim.
Bu kitabın bu kadar az bilinmesinin sebebi ne olabilir diye kafa yordum. birincisi ismi. bu kitabın yazarı olsam ismini değiştirirdim. kitaptaki ara başlıklardan birini seçebilirdim.mesela ''yoksullar öğleye dek uyumamalı'', ''borcam: olağanüstü bir şey'',''ıstakoz neye benzer'' bile olabilirdi hatta. ikincisi kitapta karakterlerin soyağacının verilmeyişi. sanki bende okuyucu nasıl olsa hatırlamaz deyip karakterler, huylar, konuşmalar birbirinin yerine geçip üst üste biniyor gibi geldi. kitabın en baş sayfasında bir soyağacı olsa ve kozluk mahallesinin bir haritası dükkanları evleri işaretleyerek gösterilse çok iyi olurdu. bunun haricinde hangi bir bölümü övsem bilemedim. dünyanın polis karşıtı köpeği löp et i mi anlatsam ,evinde bir odası yatağı masası olmayan Sinan'ın kıyafetlerini astığı çiviyle olan muhabbetini mi, çarpan kalbe benzeyen pazar yerine gelen kadın karakterleri mi. latife tekin in sevgili arsız ölümü ile bu kitapta geçen yerlerin ve kişilerin paralel evrenlerde varolduğunu iddia etmek çok mu delilik. -plastikten su içmek değil de bu mu delilik.- -mezardakiler sanki ayağa kalkıp bizi bekler gibi geç kalma korkusuyla koşa koşa gitmemiz değil de bu mu delilik.-
Elmas'a odaklanılan ilk bölümleri severek okudum, hatta modern bir Berci Kristin Çöp Masalları havası yakaladığını düşündüm. Hatice Meryem'in kadın dünyasını kadınca bir güçle çok iyi anlattığını düşünüyorum, ki Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun adlı ufak ama muhteşem kitabında bunu çok net görmüştük. Ne yazık ki bu hava ilerleyen bölümlerde, özellikle erkeklerin dünyalarına girildiğinde kayboluyor ve kitap çok fazla tekrara düşüyormuş gibi hissettiriyor. Açıkçası bir süreden sonra bitsin diye okudum.
Hatice Meryem'in tekrar SKKOBB gibi bir eser vermesini heyecanla bekliyor olacağım yine de.
Yazarın üslubunu ve zengin dil kullanımını kitabın başından sonuna çok sevdim. İlk 80 sayfayı oldukça keyifle okudum ve kitabın devamında kitabın başında anlatılan karakterlerden Zümrüt ve Elmas’a dair daha çok hikaye, daha derinlemesine karakter tahlili görmeyi umdum. Fakat Coşkun ve Diğerleri bölümünden sonra kitap anlatım ve kurgu bütünlüğünü yitirdi, karakterlere dair kopuk anekdotlar serisi haline geldi ve tekdüzeleşti. Yine de yazarın kendine has üslubu bende yazarın diğer kitabını da okuma isteği uyandırdı. 3.5/5