vallahi okurken beynim yandı. güzel manada ama. epeydir bu kadar farklı bir yerli roman okumamıştım. “sahipsiz yüzler”de kundera tarzı araya girip yorumlar yapan anlatıcıya alışınca, gerisi kolay.
yazarın da kişilerden biri olması, hatta iki mehmet karakteri olması ve onların sık sık mehmetler diye anılması sebebiyle kurulan oyun da sonra sonra çok hoşuma gitti.
yavaş yavaş tanıdığımız kişilerin hepsinin bir biçimde geçmişte ilişkileri olması, küçücük bir sahil kasabasındaki rastlantılar, geriye dönüşler, geçmişte atılan bir düğümün bugünde çözülmesi, yaşam bir sahnedir dercesine birbirine oynayan sevgililer, karı kocalar, yakın arkadaşlar… kimin eli kimin cebindeler ay neler neler.
çok dürüst, aşka dair ise çok hakiki bir roman. ama mesela bu romanı üniversitede filan okumak istemezdim, okusam da anlamazdım zaten. yazar mehmet erte de bence yaşının getirdiği olgunlukla konuşturuyor anlatıcısını çünkü alttan alta hissedilen istihza baki. genç romantiklerle aşşırı dalga geçiyor diyeyim, siz anlayın, ki ben de onlardan biriydim genç iken.
sanat meselesi de çok kurcalanıyor ki romanın adı bir resim sergisi sonucunda doğrudan romanın baş meselelerinden biri.
bunun dışında mehmet erte’nin dolaşmayı sevdiği yerlerde dolaşıyor, yirmili yaşlarında kendini keşfeden gençlerle birlikte biz de fantezilerini keşfediyor, hazzın ve cezanın derinliklerine dalıyor, hafiften fetişe yol alıyoruz.
bizde çok ele alınmayan meselelerin hem bu derece özgün, cesur, hem de temiz bir dille, ustalıklı bir anlatımla kaleme alınması hoşuma gitti açıkçası. ve o zaman zaman beliren bıyık altından gülümsemeyi de çok sevdim.
ve çoğu zaman bıdı bıdı yorum yapan anlatıcıyı haklı buldum. incecik bir kitap olmasına rağmen sık sık ara verip düşünmeniz gerektiğinden kolayca bitmiyor, onu da ekleyeyim.
elinize sağlık mehmet erte. kapaktaki nefis resim de ortaokuldan arkadaşım meltem üldes’in 🥰