Yolculuk, yazma ya da okuma eylemi için sıkça kullanılan bir metafor. Bu 'yolculuk' göl kıyısında tatlı bir gezinti olarak gerçekleşebilir, ayak izlerimizle dolu tanıdık bir kentte de, geçmişin soğuk bir dip akıntısı gibi sızdığı 'şimdi'de, benlik ile dış dünyanın kaygan sınırında da. Hangi labirente dalarsak dalalım, eninde sonunda karşımıza 'insan' çıkar.
Aslı Erdoğan (born 1967) is a prize-winning Turkish writer, human rights activist and former columnist for the newspaper Radikal, whose second novel has been published in English Language translation.
Born in Istanbul, she graduated from Robert College in 1983 and the Computer Engineering Department of Boğaziçi University in 1988. She worked at CERN as a particle physicist from 1991 to 1993 and received an MSc in physics from Boğaziçi University as a result of her research there. She began research for a PhD in physics in Rio de Janeiro before returning to Turkey to become a full-time writer in 1996.
Her first story The Final Farewell Note won third prize in the 1990 Yunus Nadi Writing Competition. Her first novel, Kabuk Adam (Crust Man), was published in 1994 and was followed by, Mucizevi Mandarin (Miraculous Mandarin) a series of ınterconnected short stories in 1996. Her short story Wooden Birds received first prize from Deutsche Welle radio in a 1997 competition and her second novel, Kirmizi Pelerinli Kent (The City in Crimson Cloak), received numerous accolades abroad and has been published in English Language translation.
She was the Turkish representative of International PEN's Writers in Prison Committee from 1998 to 2000. She also wrote a column entitled The Others for the Turkish newspaper Radikal, the articles from which were later collected and published as the book Bir Yolculuk Ne Zaman Biter (When a Journey Ends) and featured in the 2004 edition of M.E.E.T.'s journal.
She is widely-traveled and has an interest in anthropology and Native American culture.
From December 2011 to May 2012 at the invitation of the Literaturhaus Zurich and the PWG Foundation Erdoğan was Zurich's "writer in residence".
İlk iki yazıyı okurken hep fonda the man who sold the world (nirvana yorumu ile) çalıyordu sanki... Yani, iç seslerin, benliğin farklı yanlarının kimi zaman kendi içinde kimi zamanda çevresiyle olan kaçınılmaz etkileşimini sözcük seçimi ve benzetmeleri ile oldukça yalın ama bir o kadar da anlam açısından yoğun yansıtmayı başarmış Aslı Erdoğan. Yazar güçlü bir figür ortaya koymaya çalışırken insanlığını yitirdiğini bilemeyenlerdense diye korktum. Bir yazıya eskiden çok duygusaldım diye başlıyordu. Eyvah dedim, aklımda şekillendirdiğim "elbette ben de bir insanım ve güçsüz, çaresiz yanlarım da var ki ben işte tam da bu yüzden insanım." diyen birey yok olacak ve "artık hiç bir şey eskisi gibi değil büyüdüm ve üzüntülerim yok denecek kadar azaldı." diyen kişi belirecek sandım. Neyse ki durum bu değildi, hissede bilmeye hala değer veren ve hissedip başkalarının derdini dahi dert edinebilecek güçte olan bir bireyle karşı karşıya olmaktan mutluluk duydum. Böyle diyorum çünkü yazar bazı konuların bizler içinde önemli olması için illa aynı yerden mi canımız yanmalı diye soruyor bazı yazılarında. Özetle, bence oturup bir çırpıda okunacak bir kitap olmaktan ziyade doğru yazıları doğru ruh durumlarınıza denk getirebilirseniz günlük yapılan meditasyon gibi bir keyif verebilecek bir kitap.
Aslı Erdoğan'ın dilini çok merak etsem de elim gitmiyordu Bir Kez Daha'yı okumaya. Bunun sebebinin kitabın köşe yazıları ve dergilerdeki öykülerden oluşmasıydı çünkü deneme tarzındaki kitaplardan çok hoşlanmıyorum; ama okumaya başladıktan sonra bu uzak duruşumun ne kadar anlamsız olduğunu gördüm ve geç kaldığım için pişmanlık duydum.
Aslı Erdoğan birçok konudan bahsediyor ancak anlattığı her durumda kendisinin inceliklerini görmek mümkün. Şahit olduğu, okuduğu, duyduğu tüm sıkıntıları sırtlanıp içselleştirmiş; zaman içinde hiçbir yere sığamayan, kendini eleştiren, toplumu eleştiren, varolamadığını bağıran bir kadını okuduğumu düşünüyorum. Birine değer vermek için onu tanımak gerekmediğini, hakkını savunmak için yakınlarından birinin başına gelmesini beklememen gerektiğini çok defa dile getirmiş ve kendisini eleştirirken okuyucuyu da ihmal etmemiş. Kendini, üzerinde çoktandır hiçbir bitki yetişmeyen bir toprak gibi hissettiği için yazmaya başlamış ve çözülemeyen düğümleri "her şeyi taşa, onu 'her şeye' dönüştüren zaman"a bırakmış Aslı Erdoğan.
Aslı Erdoğan'ın içindeki yalnızlık, huzursuzluk ya da adını tam olarak ne koyduğunu bilmediğim o duygusundan kaçmak için seyahat etmesini her kitabını okuduğumda bir kez daha anlıyorum. Kitap yazarın derleme ve daha önce köşe yazılarından oluşan bir kitabı olmasına rağmen beni çok etkiledi. Sanırım Aslı Erdoğan'ın ruh durumuyla kendimi özdeşleştirdiğim için böyle. Tam olarak bunu demek istiyordum, yine ne kadar güzel ifade etmiş bu durumu diyerek okudum eseri.
İnsan, aklından geçen bütün düşünceleri, kitap satırlarında bulunca sanki hiç tanışamadığı bir dostunu selamlıyormuş gibi hissediyor. Kişisel görüşler ve deneyimlerle dopdolu, hayatımın her evresinde tekrar tekrar sayfalarını karıştıracağım olağanüstü bir kitap.
Aslı Erdoğan'ı ne kadar sevsem de bu olmamış. Bu kitabı okurken hissettiğim tek şey "sürekli aynı şeyler". Aynı türdeki diğer kitaplarından tek bir farkı yok. Kendi de zaten söylüyor kitabında.
ben hic deneme insani degilmisim ya okuyamiyorum boyle seyleri asırı sıkıldım yani, dili falan iyi de olsa deneme okumak inanilmaz sıkıcı bir seymis 3/10
Adı gibi, bir kez daha, bir kez daha okumak istiyor. Yolculukla ilgili yazıları, bana bir gezinin, başka bir ülkeye gitmenin sadece sınır geçmekten ibaret olmadığını gösterdi. Tek istedikleri şöhret ve daha çok para kazanmak olan günümüzün birçok sözde yazarının yanında, Aslı Erdoğan ülkenin ve toplumun sorunlarını benimseyip, onlar için yazması, hiç görmediği insanların acılarını yüreğinde hissetmesiyle takdir edilecek bir insan.