Doğduğu yer Diyarbakır'ı, oradaki Ermenileri, Kürtleri, Türkleri, Süryanileri, Keldanileri, Yahudileri, bugün artık tarih olmuş bir kent yaşantısının en içten hikâyelerini anlatan Mıgırdiç Margosyan , Tespih Taneleri'nde Diyarbakır'dan okumaya geldiği İstanbul'a hayali bir köprü kuruyor. "Kafle" yollarında her birinin ailesi "berdan berdan" olmuş, tespih taneleri gibi dağılmış anne ve babasının, oğullarının "adam olması"nı, "anadili"ni daha iyi öğrenmesini sağlamak için İstanbul'daki Ermeni ruhban okuluna gönderdiği küçük Mıgırdiç, kâh bu yeni çevresinde karşılaştığı gariplikleri, kâh hasretiyle yandığı Diyarbakır'ı, bir türlü kavuşamadığı ilk aşkını, kimi siyasal-toplumsal olayların örgüsü içinde, büyük bir ayrıntı ve renk cümbüşü içinde hikâye ediyor. Çocukluktan ilk gençliğe geçtiği o delikanlı çağında, ailesini, kardeşlerini, Diyarbakır "küçe"lerinde oynadığı arkadaşlarını ardında bırakan mahzun Mıgırdiç, İstanbul'da kendilerini "Koşun, Kürtler gelmiş!" çığlığıyla karşılayan akranlarının arasına girdiğinde, geleceğe hem biraz kaygı, hem de biraz umutla bakıyor...
Diyarbakır’ın Hançepek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğan Margosyan, eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul'daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi'nde sürdürdü, sonra öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde tamamladı. 1966-72 yılları arasında Üsküdar Selamsız'daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara Gazetesi’nde yayımlanan Ermenice öykulerinin bir bölümü Mer Ayt Goğmeri (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984). Bu kitabıyla 1988 yılında Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü (Paris-Fransa) aldı. Gâvur Mahallesi (1992), Söyle Margos Nerelisen? (1995) ve Biletimiz İstanbul’a Kesildi (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı Dikrisi Aperen [Dicle Kıyılarından] izledi. Gavur Mahallesi, Avesta yayinlari tarafindan Li Ba Me, Li Wan Deran adıyla Kürtçe olarak yayımlandı (1999). 2010 yılında Türkçe kaleme aldığı Kürdan adlı kitabı Aras Yayıncılık tarafından yayınlandı. Evrensel Gazetesi'nde "Kirveme Mektuplar" adlı köşesinde yazmayı sürdüren Margosyan'ın bu makalelerinin bir bölümü Lis Basın-Yayın tarafından Kirveme Mektuplar adıyla 2006'da Diyarbakır'da yayımlandı. Aynı gazetede yazdığı makalelerin bir bölümü Belge Yayınları tarafından Çengelliiğne adıyla yayımlandı (1999). Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir. Agos, Gündem, Marmara ve Yeniyüzyıl gazetelerinde yazmıştır.Halen günlük olarak yayınlanan Evrensel gazetesinde "Kirveme Mektuplar"başlıklı köşe yazıları yayınlanmaktadır.
Aynı zamanda Spotify-Podcast ve soundcloud'ta Bir Kitap Bin hayat ismiyle bana ulaşabilir, bu kitabı benden dinleyebilirsiniz.
Anlatılanların sessizliği beni üzdü. Beyefendi'nin hayatını kaleme aldığı bu kitap ister istemez bir Türkiye geçmişi. O kadar çok şehirden bahsediyor ki kitabında, şimdi dönüp bakınca bir tek Vakıflı köyü var hala. nerede onca insan diyorsun, cevap yok. Köyde doğmuş bir adam mesela, hayatı neden New Jersey'de son buluyor diyorsun, cevap yok. filler tepişirken neden çimenler eziliyor diyorsun, a yine cevap yok. Gürültünün ortası tam bir dilsizlik. Irk temelli bakmadan tamamen insancıl yanıyla okunduğu zaman acı dolu bir hayat. ve yetmiyor hala zorluyoruz insanları hala acıya sevk ediyoruz. neden 600 yıl önce yerleşmiş insanları inatla kovuyoruz yerlerinden, bilmiyoruz. Eni konu insan olmamız gerekiyor, onu da beceremiyoruz. Kitabın en sevdiğim kısmı Diyarbakırlı ailesi ve oradaki hayatındaki dialoglarını oranın ağzıyla yazması, inanılmaz keyifli bir detay olmuş . Mesela; Yalanuz, Muhekkak, Yığha, Mayanana. Eksik kalmış hayatlar. Belki de ilk aşkıyla evlenecekken, bir daha yüzünü göremiyor yazarımız. Herkes kaçıyor apar topar. ‘Kılıç artığı’bir toplumun ‘kafle’den sonra zar zor kendine gelmeye çalışırken patlak veren dedikodu; Yunanlar Ata’nın evini bombaladı. O bomba tüm Türkiye’de ki evlere düşüyor aslında. Tahammülü zor bir hayat. Şahitliği bile kalbe batıyor.
anı-roman.. özünde trajik bir hikaye barındırsa da, diyarbakırlı ermeni Mıgırdiç'in oldukça keyifli anılarıyla şenlenmiş kitap. beni yoran tek şey, yazarın geçmişte yaşadıklarıyla ilgili neredeyse her bölümde kendi kendine sorduğu, bilip de bilmezden geldiği sorular oldu. diğer kitaplarını da okurum diye düşünüyorum. Aras yayıncılığı da tebrik etmek lazım, güzel iş çıkarmışlar.
"Saro nenem bir gün Heredan'daki evlerinde tarhana hazırlayıp kuruması için dama sermiş; aynı gün, bahçeden topladığı sebzelerle de turşu kurmuş, ama o yıl hem damdaki tarhana, hem de kilerdeki, turşu kurtlandığı gibi, bir de o kara haber köye ulaşmış:
Ermeniler köylerini boşaltıp kafleye çıkacak!'
İşte o yıl köyü boşaltıp kafle yollarında birbirlerini kaybettikten sonra ölen oğullarının ardından kızı Mirye ile oğlu Sarkis'i yıllar sonra bulduğunda, İncil'e el bastırıp, öğüdünü tutacağına dair yeminini alarak, babama iki şey tembih etmiş:
'Oğlım, sen sen olasan, Heredan'a bi daha ayağ basmiyasan! Getsen, diyenler ki gelmiş toprağhlarına sehab çığhacağ, seni öldırırler! Zatani kardaşların hepi öldi, tek sen kalmişsan! Bi de, işallah evlendığında eger Allah bi oğlan verirse, Margos sülelesi senden sona da devam ederse, bızım evımıze tarğhana yapmağ, turşi kurmağ oğırsızlığ getıri, bılesız! Buni heç unıtmiyasız, evde turşidır, tarğhanadır, yapmıyasız!' "(s.374)
Diyarbakırlı, Tehcirden geri kalan "kıliç artıği" bir Ermeni ailenin trajik hikayesi... Aslında kitap, 'Türkiye Ermenilerinin Cumhuriyet dönemi tarihi' olarak da okunabilir.
Bu arada örneğin, Ermenilerle Kürtlerin ilişkileri, Diyarbakır'daki "Gavur Mahle", Güneydoğu'da Ermeni-Süryani-Asuri-Keldanilerin sosyal hayattaki "zorunlu ittifakları", Müslüman olmak zorunda kalan/bırakılan Hristiyanlar, 1948'de İsrail kurulunca bölgedeki Yahudilerin ani ve topluca göçü, Stalin ve Mikoyan'ın İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya Ermenilerini Ermenistan Sovyeti'ne toplama girişiminin Türkiye Ermenilerini heyecanlandırması, CHP'ye karşı Demokrat Parti'ye ümit bağlanması ve nihayet 6-7 Eylül Olayları sonrasında önemli bir kısım Ermeninin ABD başta olmak üzere yurtdışına kaçmak zorunda bırakılması vb önemli gerçeklik ve hadiseler ustalıkla işlenmiş...
Ufuk açıcı ve hayatın trajik yönlerine, siyasi ucuz sloganlara kaçmadan eğilen, harika ve okunası bir kitap...
Sesi alçaktan çıkanların anlatısı olmuş yer yer uzun tutulan cümleler ve gereksiz ayrıntılarla kitap beni boğmuş olsada ermeni kürt ve türk meselelerine farklı bir bakış açısı sunması bakımından sevdim.
Asla istismara bulaşmayan çok samimi bir duygusallık, gayet dozunda bir hüzün, yer yer güldüren ama gerçekten de uzun uzun düşündüren, çok değerli ve mutlaka okunması gereken bir anı-roman. Tehcir sonrasında Türkiye'de Ermeni olmak, Diyarbakırlı olmak, İstanbul'da hem Ermeni hem Diyarbakırlı olmak, çocukluktan ergenlik çağına geçmek ve daha bir dizi motif. Herkes okumalı ve hatta filme çekilmeli.
Diyarbakır’dan çıkan Ermeni bir çocuğun kimliğini bulma yolundaki anıları anlatılıyor. Gerçekten anı türünde yazılan bu kitabı çok değerli buluyorum. Fakat okurken beni sürekli Ermenice ve Kürtçe sözcükler çok yordu.
Son zamanlarda okumaktan en çok keyif alldığım kitaplardan biri oldu benim için. Kitabı yer yer değişik duygularla okudum. Bir sayfada duygulanıp gözlerim dolarken, peşinden gelen sayfalarda deli gibi kendime kendime kahkalarla güldüğüm oldu.
1915 Tehciri hep bir olgu, tarihi-istatistiki bir vaka olarak anlatılagelmiş bugüne kadar. Yazarın babaannesinin başına gelenleri okudukça, insanın insandan çektiğini anlatmaya ciltlerin yetmeyeceğine bir kez daha tanık oldum.
Kitabın anlatımı oldukça akıcı ve doğal, yazarın kendi ailesi ve arkadaşları ile olan diyaloglarını da tamamen Diyarbakır ağzıyla yazması kitabın doğallığını artırmış.
Bitmesin diye ağırdan aldığım, tanıdık yaşanmışlıklarıyla beni hem hüzüne hem kahkahaya boğan bir romandı. İyi ki okumuşum, ailemize katılan Ermeni fertler oldu. Şimdi bazı alışkanlıklarını anlıyor, anlamlandırabiliyorum. Hangimiz bir "tespih tanesi" gibi dağılmadık ki hem... Kesinlikle tavsiye ederim.
Okurken hiç sıkılmadığım, hoşuma giden bir kitap. Çok keyifle okudum, benim için macera doluydu. Yer yer gözüm sulandı yer yer kahkaha attım. Mığırdiç'in hikayesinde zaman zaman kendimi de buldum, ama aslında çok fazla ortak yanımız yok. Sürgünlük hissi, nereye ait olduğunu bilmeme hissi olsa gerek ortak yanımız... ?
Diyarbakır'da doğmuş bir Ermeni'nin yaşam öyküsü yer alıyor kitapta. Ara ara geri sarmalarla çocukluğundan izler de bulduğum kitapta beni en çok etkileyen yakın tarihimizi şekillendiren olaylara bir Ermeni'nin bakış açısıyla bakmak oldu. Din dil kültür farklılığının yanında yüzlerce ortak değeri ve kelimeyi öğrenmek de güzeldi. Ancak kitapta kullanılan yerel ağız okumayı zorlaştırıyor.
Ara ara gülümseten ara ara ise üzen, sarıp sarmalayan bir hikaye... Diyarbakır'dan İstanbul'a dilini öğrenebilmek için gitme gerekliliği... Bir topluluğun yaşadıklarını, anlatılmadan anlanan şeylerin ağırlığını çocuk saflığıyla anlatıp yarım kalmışlığı, ait olamamayı ince ince okudum.