"Artık biliyorum ki, bazı insanlar... büyük çoğunluk, sonsuza dek böyle yaşayacak, çaresiz, kandırılmış, iktidarlara yenik düşmüş, hep ezik, hep horgörüde, İrene´den bin yıllar sonra da yoksul... Yoksul! "
Pek nadiren sevilen bir eseri olmasına rağmen, ben tam olarak bayıldığımı ifade etmek istiyorum. Sevemeyen boğucu bulanların neden bu konuda etkilendiklerini anlayabiliyorum fakat soyut kalan tarihsel bağlamla beraber inşaa edilen bu anlatıda benim etkilenmemem mümkün değildi. Hepsi Alev, çok katmanlı bir yapıya sahip olup, okuru sürekli olarak düşündürüyor ve farklı okumalara olanak tanıyor. Kitap, estetik olarak olduğu kadar felsefi olarak da bir derinlik sunuyor. Okuyucuların kitabı farklı perspektiflerden okuyarak, hem karakterlerin hem de yazarın dile getirdiği toplumsal eleştirilerin altını çizmeleri mümkündür.
Romanın en güzel yanlarından biri, Selim İleri’nin İstanbul’a olan tutkusunu her satırda hissettirmesi. Şehir, sadece bir dekor değil, adeta bir karakter gibi hikâyeye eşlik ediyor. Sokakların kokusu, eski evlerin sessizliği, Boğaz’ın dalgaları… Hepsi, kahramanların ruh halleriyle uyum içinde dans ediyor. Hepsi Alev, aynı zamanda bir dönemin ruhunu da yansıtıyor. İleri külliyatını tamamlamanın nasip olması dileğiyle..
Selim İleri'nin bugüne dek yalnızca İstanbul ve anı kitaplarını okumuştum. Bu, okuduğum ilk romanıydı. Beğenmedim. Belki benim edebî birikimim kitabın özünü anlamaya yetmemiştir; bilemiyorum. Ama akmayan, ilerlemeyen, boğan, sıkan bir anlatımdı. Sırf bitirmek için okudum desem çok mu haksızlık etmiş olurum?