Ateşle Yaklaşma, Kadire Bozkurt’un ilk iki kitabı Küçük Dertler ile Bir Kalbin Boyutları’nı bir araya getiriyor. Üçüncü öykü kitabı Buzkandilleri’nin hak ettiği büyük ilgiden sonra Ateşle Yaklaşma da Kadire Bozkurt’un daha baştan ne denli yetkin, olgun bir öykü dili oluşturduğunu gösteriyor.
“Kadire Bozkurt anlattıkları kadar anlatımıyla da öne çıkan ve tekniğinden, dilinden mutlaka söz edilmesi gereken bir yazar. Hayatın tam içinden seçip çıkardığı öyküler minimal dili, ayrıntı ustalığı ve olabildiğince az açıklama yapıp sezgiyi okura bırakmasıyla daha da etkili oluyor.” – Banu Yıldıran Genç
Hepimizin yaşadığı sıradan olayları, hepimizin tanıdığı sıradan insanları öykü kahramanı yapmayı başarmış Kadire Bozkurt. İlk kitapları imiş bunlar, yine severek okudum...
Kitabın kapağını çok sevdiğimden almıştım bu kitabı. Ve beni üzmedi de :) Sıradan günlük olayları çok güzel yakalamış Kadire Bozkurt. Çok insani bir cepheden yaklaşmış karakterlerine. Bu kitapta yer alan çoğu hikayeyi sevdim bu sebeple...
Yazarın Buzkandilleri isimli öykü kitabını çok sevmiştim. Ondan sonra da bu kitabını aldım. Ancak ne yazık ki bu kitaptaki öyküleri sevemedim. Bana dokunmadılar. Kitap çok uzun aylar çantamda gezdi. Bugün bitirdim. Umarım yazarın bir sonraki kitabından daha çok zevk alabilirim.
Ateşle Yaklaşma, Kadire Bozkurt'un daha önce yayınlanan Küçük Dertler ve Bir Kalbin Boyutları isimli iki ayrı öykü kitabının birleştirilerek Notos Kitap tarafından yeniden yayınlanan hali. En son okuduğum öykü kitabı olan Buzkandilleri'nin etkisinden henüz kurtulmadan ilk öykülerini okumam benim için iyi mi oldu kötü mü bilemedim aslında. Bir kere yazarın öykü dili baştan sona değişmiş geldi bana. Son kitabında (Buzkandilleri) her öyküyü neredeyse onlarca defa gözden geçirip yeniden yazdığını düşünüyorum. İlk öykülerinde hikaye edenin öykü kişileriyle yer değiştirdiğini düşündüren ifadeler, eksiksiz bir dikkat ve konsantrasyonla okunmadığı takdirde olay örgüsünün zihnin hangi katmanında, şimdi hangi ruh haliyle, geçmişle mi şimdi tam da şu dakikayla mı ilgili olduğunu kestirmek imkansız. Yazarın anlatısı, anlattığı olay gibi zaman sıçramaları, anlık zihin değişimleriyle ve hızla oluşuyor. Bir yerinde koparsanız devamını yakalamak güçleşiyor. Bu haliyle daima bir şüphe ve tereddüt haliyle okuduğumu farkettim öyküleri. Yazarın kimi satırlarda, daha az zamanı olsa daha fazla açıklama getireceğini neredeyse ifade ettiğini sandığım birkaç sezgim oldu; bu sezgi Buzkandilleri'ni okurken daha azdı örneğin. Çünkü yeterince ve belki çokça vakit ayırdığını da biliyordum bir şekilde. Bir eksiklik hissi olmadan, sonu belirsiz yaşamla koşut hikayelerin kendini tamamladığı, süslü betimlemelerden, sözcük yığınlarından uzak bir nevi spinozavari bir geometriyle kurulmuş öyküler gibi geliyor şimdi Buzkandilleri öyküleri. Ateşle Yaklaşma ise bizler gibi çoğunlukla ne yapacağını bir türlü tam olarak bilemeyen bu yüzden de bir biçimde paralize olmuş tiplerin öyküleri. Ne yapacaklarını kestirmek için değil, çevrelerinde yahut daha doğrusu fonda oluşturulmuş pastoral atmosferde oluşacak değişikliğe göre şekillendiriyorum öyküleri kafamda. Bir tür göçebe belgeseli izler gibi oldum aslında. Hep bir huzursuzlukla, ittire kaktıra yaşayan, ataletle ilerleyen, bunaltan, sıkan yönleriyle kendimize çok benzettiğimiz için uzak durmamız gereken birilerinin öyküleri sanki bunlar. Öyküler beni heyecanlandırmadı, ara ara yazarın "az kalsın anlatacaktım" dediği yerlerde alıştığımız türde anlatımlarla belki şimdi dediğimi ama kibrit alevi gibi sönen, zaten öyküyü kuranın "baştan daha fazlasını anlatmaya niyetinin olmadığını" düşündüğümü söylemeliyim. Hikayeci öyküsünü böyle kurmak istemiş. Bize de okumak düşer. Şimdiye kadar okuduklarımla diyebilirim ki Kadire Bozkurt öyküleriyle tanışmaktan aşırı mutlu oldum. Ömrü uzun olsun, daha çok yazsın. Buzkandilleri'ne ise hayran oldum.