Attila İlhan'ın cinsellik konusuna cesaretle eğildiği, büyük tartışmalar yaratan bu çarpıcı ve sarsıcı romanı yayımlandığında öyle bir yankı yarattı ki, kitabın adı gündelik dile girerek farklı kullanım alanlarında kendine yer buldu: Kimi zaman bir duygunun, kimi zaman bir olgunun normalden fazlalığını anlatmak için kullanılan bir deyim oldu "Fena Halde Leman". Romanda ete bürünen Leman Korkut'la ve diğer kahramanlarıyla Attila İlhan, farklı bir cinselliği konuşulabilir, tartışılabilir, anlaşılabilir, doğal bir durum olarak anlattı. Yüzyıllardır diplerde, derinlerde, yaygın olarak yaşanmakta olanın üstünden perdeyi çekti ve söz konusu cinselliği, Türk edebiyatında ilk kez "suç olmayan bir insanlık durumu" olarak resmetti...
Bu cesur roman cinsellikle ilgili tabuları şiddetle sarsıyor ve okurları yeniden ve başka bir düzlemde düşünmeye çağırıyor.
Attilâ İlhan was born in Menemen in İzmir Province, Turkey on 15 June 1925. He received most of his primary education in İzmir. However, because of his father's job, he completed his junior high school education in different cities. Aged 16 and enrolled in İzmir Atatürk High School, he got into trouble for sending a poem by Nazım Hikmet, a famous dissident communist Turkish poet, to a girl he was in love with. He was arrested and taken into custody for three weeks. He was also dismissed from school and jailed for two months. After his imprisonment, İlhan was forbidden from attending any schools in Turkey, thus interrupting his education.
Following a favorable court decision in 1941, he received permission to continue his education again and enrolled in Istanbul Işık High School. During the last year of his high school education, his uncle sent one of his poems to CHP Poetry Competition without telling Attilâ. The poem, Cebbaroğlu Mehemmed, won the second prize among many poems written by famous poets. He graduated from high school in 1942 and enrolled in Istanbul University's law school. However, he left midway through his legal education to pursue his own endeavors and published his first poetry book, Duvar (The Wall).
Genel olarak güzel bir kurguya sahip, son sayfasına kadar şaşırtmayı başarıyor, her bölüm, sonraki bölümde ne olacağını merak ediyorsunuz. Hayret. Şaşılacak derecede yazıldığı dönem göz önüne alınırsa homofobiden de uzak. Atilla İlhan mı eleştiriyorsun diyenler çıkmadan, kitap iki farklı anlatıcıyla yazılıyor ama yazım dilinde ya da anlatım tarzında bir fark yok, yani sanki aynı insan anlatıyor her şeyi, ne mana? Çok derine inersen tabii heteroseksüel bir adamın fantezi dünyası da diyebilirsin ama ben demiyorum çünkü o kadar ince düşünmüyorum.
Bir kere her şeyden önce, ismi fena halde güzel bu romanın. Sırf isimden dolayı aldırıp okutuyor. Bana öyle yaptı.
Eleştirildiği noktalara hak vermemek mümkün değil. Fazlasıyla abartı var, yer yer iyice saçmalıyor hatta. Lâkin, bunun kasıtlı olarak yapıldığı o kadar da bariz ki.
Üstadın yapmak istediği şey aşikâr: Cinsiyetleri yok edip cinselliği tahayyül edebilmek. Klişeleri yıkmak, farklı, bambaşka yerlerden bakabilmek. Ve bunu da başarıyor.
Ayrıca mevcut dönemin İzmirini çok güzel yansıtmış. belki o İzmir'i sevebilirdim ben.
Ha bir de en başta Attilâ İlhan'ın kendi yazdığı not pek hoş ya:
"Bu kitapta anlatılanların gerçek kişilerle ve olaylarla hiçbir ilgisi yoktur. onları ben, büyük bir aynanın içinde gördüm. üstelik ayna dumanlıydı ve olmayan bir şehirde geziniyordu."
Boylesine hassas, istismara ve bayagiliga acik, gunumuz Turkiye'sinde dahi tabu sayilan bir konuyu boylesi bir estetik zenginlikle, Attila Ilhan'dan baskasi yazamazdi kuskusuz. Doneminin cok ama cok otesinde bir kitap. Attila Ilhan'in sinema duskunlugu, izmir yasantisi, ve Paris doneminin "enteresan" izleri ve tecrubeleri kitabin her yanini, her karakterini ilmek ilmek sarmis. Cok ama cok ilginc bir kitap.
Sen git -kadin, erkek, transeksualite, cift cinsiyetlilik, biseksualite, cinsel kimlik, lezbiyenlik- gibi kavramlari al, diyalektik temelli, sosyal gercekci felsefenle birlestir ve ortaya boylesi sasilasi bir roman cikar. Her kitabinda Attila Ilhan'a daha cok hayran kaliyorum.
Buna muteakip "Haco Hanim"i, Leman'in akillara ziyan kayinvalidesinin oykusunu de okumak icab ediyor kuskusuz.
Her kitaptan bir alinti yaparak yorum yazmayi adet edindim, bu kitabin da benim icin can alici cumlelerini yazmadan gecmeyeyim.
...hem kim ki diyalektige asinadir, suna da vakiftir; en kudretli oldugumuza hukmettigimiz an, en zayif animizdir; zira, mevcudiyet ziddini muhtevidir, yani yoklugu! Bu itibarla, kat'iyetler. muphemiyetlerden ziyade belimizi bukuyor...
Attila İlhan'ın; şairliğini hemen her cümlesine yansıttığı, yazıldığı dönemi de düşünürsek çok çok cesur bir roman. Türkçenin müziğini dinler gibiydim okurken. Yazarın Avrupa'daki cinsel davranışların, cinsel kimliklerin çeşitliliğine dair gözlemlerini derlediği Hangi Seks adlı deneme kitabının romanlaştırılmış hâli de diyebiliriz bence Fena Halde Leman'a.
Bu kitaba puan veremeyeceğim sanırım. Yorum da yapamayacağım. Sadece şunu söyleyebilirim ki uzun süre sonra bu ekran bağımlısı insanın okuduğu en hızlı biten kitaptı. Sex sells efenim.
Yazıldığı döneme göre oldukça cesur bir roman Fena Halde Leman. Üslup olarak da net bir Attila İlhan imzasından bahsetmek mümkün. Az biraz tarih ama çokça psikoloji içeriyor, özellikle anlatıcı güvenirliği sorunsalını kullanan hikayeler karmaşık bir şekilde iç içe geçiyor. Yazarın bir çeşit queer edebiyat türünde deneme metin olarak görülebilir. Yer yer fazla problemli olsa da bence bir örnek olarak okunmalı.
Okuduğum ilk Attila İlhan romanı. Bundan 30 yıl önce böyle ikircikli karakterlerin ucuzlaşmaya bu kadar meyilli bir konunun bu kadar güzel anlatılması muhteşem. Bir de çok İzmir'e gitmek istedim.
(...) Hayatta kimse kimseyi anlayamaz, kimse kimsenin yerini tutamaz; aşk dediğimiz, ya vahim bir yanlış anlaşılmadır, ya kötü bir hayal kurma tarzı: iki kişinin ikisi de, öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından, sukut-u hayaller eksik olmaz! Sen dediğime kulak ver, kendimizden başkasını sevemiyoruz; sevdiğimiz, şahsiyetimizin dışlaştırılmış, bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır, somutlaştırır: arada ahenk kurulmaz, nasıl kurulsun, sevdiğimizle sandığımız farklı! Muvaffak bir çift, yalnızlığa tahammülü yüksek iki insan manasını taşır: çift demek, yan yana iki yalnızlık demek, beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! Onun için böyle bir hayatı, içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın, yani uzaktan. Uzaktaki, soyut, hemen hemen yok bir şahsı sevmekten güzelini tasavvur edemiyorum. Yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır, hayalde yaşatmak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak, onu kendine benzetmektir; yanında bulunmayacağından, o buna ne itiraz edebilir, ne müdahale: sevdiğini, hayalinde değiştirdikçe, kendine benzettikçe daha çok seversin, böyle denge kurulmuş olur. Sevmek! Sevmek esasında alıp başını gitmektir, sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır, sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak...
59: Tadsız, rahatımı kaçıran bir izlenim, allak bullak ediyor içimi: sanki kocam bana arabamızı göstermiyor da, öz parasıyla edindiği, gücünün ilk simgesi olan otomobiline karısını gösteriyor.
77: Ben 'hayat dramımı' çok önemserdim, böyle birkaç cümleyle bitirince, şaşkınlıktan sustum kaldım. Hay Allah, nasıl oldu bu? Ben bu öyküyü, dokunaklı ayrıntıları üstünde özellikle oyalanıp, unutulmaz anlarını özenle belirterek, kimbilir kaç kere anlatmadım mı? Her anlatışımda, öykünün kendisinden çok daha değerli yorumlar katıp, onu güzelleştirmiyor muydum?
77: ikimiz, birbirinden bu kadar farklı, daha doğrusu, karşıt yaşantılardan geldiğimiz halde, nasıl oluyor da aynı tiksintilerle, aynı insan bataklığı içinde buluşuyoruz?
77: şu kadınlar yok mu, diyerek ayağa kalktı, hani kendilerine 'özgür' adını takan, özgürlüklerine en başta kendileri inanmaz? Nasıl inansın ki, kimisi itirafı güç vicdan azaplarının, kimisi bekaretini pisipisine kaybetmenin pençesinde kıvranmaktadır, kimisi de kısırlık saplantısının!
152: hayli zamandır, güzel bir kadın, bende, kıskançlıktan çok başka duygular uyandırıyor;
Fena halde bir Attilla İlhan romanı. Kocası Ekrem'in ansızın gerçekleşen intiharı üzerine cinselliği sorgulatacak şekilde yaşayan panseksüel Leman Korkut etrafında şekilleniyor roman. Erilliği arayan bir erkek ile dişilliği kendine yakıştırmayan bir kadın var bu romanda. Cinselliği sorgulamaktan ziyade sanıyorum İlhan bu romanında diyalektik bir temel oluşturup okuyucuyu sorgulamaya itmeyi amaçlamış. Hayattaki her şey gibi, cinsellikte de zıtlıklar iç içe, bir devinim halinde, durağan değil, birbirine dönüşüyor.
Ve ekleyelim:
"-...yalnız sevişmelerin bile, gerçekten bir zevk haline alabilmesi, ancak suçortağı birinin hazır bulunması ile mümkündür."
Kitap kulubumuzun secimlerinden birisi. Ilginc bir kitap. Atilla Ilhan cinsellik, escinsellik gibi konulari islemis. Kitabin bir cok kismi cok abartili geldi bana, ve bu yuzden ilgimi kaybetti... epey zorladim kendimi, bitirmek icin...
Çok ilginçti. Zamanının ve yazıldığı yeri ötesindeki romanlardan biri... Sonunun daha sağlamca bağlanmış olabileceğini düşünüyorum, beni biraz havada bıraktı ama bu özellikle yapılmış bir şey de olabilir, şaşırmazdım buna. Sonuç olarak, bu kitapla tanışmış olduğum için memnunum.
Beklemediğim şekilde LGBTQ+ bir roman çıktı (aslında kapağından uyanmalıydım ama aklıma gelmedi) bir takım bahtsız ırkçı yorumlar dışında idare eder bir roman. Yazarı halihazırda seviyorsanız denemenizi öneririm.
Döneminin cesur dili ve sansasyonel üslubu, günümüzde kimi zaman şoven, hatta ofansif bulunabilir. Okurken 70'li yıllarda yazılmış olduğu unutulmamalı. Fena Halde Leman, 20. yüzyıl edebiyatında aşk, kimlik ve kayıp üzerine düşündürmeye devam ediyor.
kitabın adından ve izmirde ve Pariste geçmesinden başka hiçbir şeyini sevmedim. Diğer okurların eseri ne kadar beğendiğini görünce, kitabin dörtte üçünde anlatılan ve ancak sapıklıkla açıklayabileceğim cinsel fantazileri hazmedecek kadar medeni değilim belki de, bilmiyorum. Yine de en sevdiğim iki Türk şairden biri olan Attila İlhanın okuduğum ilk romanı bu olmamalıydı muhakkak, kitabın bıraktığı kekremsi tadı unutmam epey zaman alacak zira
havada kalan çok fazla yan hikaye var. dönem romanı tadında başlayıp, sonradan cinselliği irdelemeye geçmesi biraz hayal kırıklığına uğratsa da çarpıcılığı ve cesaretiyle mutlaka okunması gereken bir kitap izlenimi yarattı.