"Sınıf-ı münevver telkinle, irşadla kitle-i ekseriyeti kendi maksadına göre iknaa muvaffak olamayınca, başka vasıtalara tevessül eder. Halka tahakküm ve tecebbüre başlar; halkı istibdatta bulundurmağa kalkar. (...) Halkı ne birinci usul ile ne de tahakküm ve istibdat ile kendi hedefimize sürüklemeye muvaffak olamadığımızı görüyoruz. (...) Bunda muvaffak olmak için, münevver sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında tabii bir intibak olmak lazımdır. Yani sınıf-ı münevverin halka telkin edeceği mefkureler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Halbuki bizde böyle mi olmuştur? O münevverlerin telkinleri milletimizin umk-ı ruhundan alınmış mefkureler midir? Şüphesiz hayır...M. Kemal Atatürk, 1923
1936’da İstanbul’da doğdu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. Aynı kurumda 1961’de siyasal bilimler doktoru, 1966’da siyasal teoriler doçenti oldu. 1961’de Rockefeller bursuyla Londra İktisat ve Siyasal Bilimler Okulu’nda incelemeler yaptı. 1972-1973 yıllarında bir yıl süreyle DİSK’te araştırma uzmanlığı görevini yürüttü. 1979’da SSCB Bilimler Akademisi konuğu olarak Sovyetler Birliği’nde, 1979-1980’de Fulbright bursuyla ABD’deki Stanford Üniversitesi Hoover Kurumu’nda araştırmalar yaptı. 1987-1988’de Hür Berlin Üniversitesi Carl von Ossietzky profesörü oldu. 1984’te Tarih ve Toplum (İletişim Yayınları) dergisini yayımlamaya başladı. Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı’nın kuruluşunda yer aldı ve aynı kurumun yayımladığı Toplumsal Tarih dergisinin yöneticiliğini yaptı. Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nün kurucu başkanı olan Mete Tunçay’ın pek çok çevirisi bulunmaktadır. Yayımlanmış eserleri: Türkiye’de Sol Akımlar 1908-1925 (AÜ, SBF Yayınları, 1967; İletişim Yayınları, 2009), Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi I-II-III (AÜ SBF Yayınları, 1969; Bilgi Üniversitesi Yayınları 2006), Sosyalist Siyasal Düşünüş Tarihi I-II (derleme, Bilgi Yayınevi 1976), TC’nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931 (Yurt Yayınları, 1981), Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler (Belge Yayınları, 1982), Bilineceği Bilmek (Alan Yayınları, 1983), 1923 Amele Birliği (BDS Yayınları 1989), Türkiye’de Sol Akımlar II, 1925-1936 (BDS Yayınları, 1991; İletişim Yayınları, 2009), Cihat ve Tehcir: 1915-1916 Yazıları (Afa Yayınları, 1991), Eleştirel Tarih Yazıları (Liberte Yayınları, 2006), Beynelmilel İşçiler İttihadı (Erden Akbulut ile birlikte, TÜSTAV Yayınları 2009, İletişim Yayınları 2016), Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası (1920-1923) (Erden Akbulut ile birlikte, TÜSTAV Yayınları 2007, İletişim Yayınları, 2016).
Ne Kemalistlerin gömdüğü kadar tek parti dönemine düşmanca saldıran bir kitap ne de bugün okunduğunda dönem hakkında ufuk açıcı olabilecek bir kitap. Dönemin imkanlarının elverdiği ölçüde, soğukkanlı ve eleştirel biçimde yazılmaya çalışılmış bir dönem tarihi kitabı. Es geçilen, atlanan tonla mesele var doğal olarak. Bir kere dönemin ekonomik gelişmeleri ana akım tezlerden kopyalanmış, fazlaca üstüne gidilmemiş. Mete Tunçay, kitabın girişinde dönemin kamusal yaşayışına eğilmek niyetinde olduğunu belirtmiş ancak kamudan anladığımız halkın kendisiyse, kitabın bu meselelerle pek ilgisi yok. Tamamiyle lider perspektifli bir elitler arası çatışma tarihi okuyoruz. Böyle olunca da rejimin niteliği üzerien tartışma yürütme çabası biraz kadük kalıyor.
Öte yandan, kendisinden sonra yazılan tek parti tarihlerini düşündüğümüzde kitabın birtakım paradigma kurucu nitelikleri olduğunu söylemek mümkün. Laiklik eleştirisi, tepeden inmecilik, yapay Batılılışma, liberal demokrasi yoksunluğu metnin temel motifleri.Özellikle sonrasında gelen Taha Parla, Fikret Başkaya, Levent Köker gibi isimlerin yazdıklarını düşündüklerimizde, metnin yarattığı etkiyi anlayabilmek mümkün.
Son olarak; bir içerik açısından bir de biçim açısından eleştireceğim, kafama yatmayan iki mesele var. Mete Tunçay bir röportajında, bu kitabı yazmaya girişmesinin temel motivasyonunun sol tarih çalışmalarına bir zemin oluşturmak olduğunu söylüyor. Ancak metinde dönemin solu ve dönemin solunun rejim ile olan ilişkileri çok yüzeysel biçimde geçiliyor. Halbuki buradaki ilişkiye daha fazla odaklanılarak rejimin sınıfsal niteliği ve baskıcılığı çok daha net bir biçimde ortaya çıkarılabilirdi. İkincisi de, kitaptaki asıl metinden daha fazla dipnotlara yer verilmiş. Bir ara dipnotları okumaktan kitabın kendi akışını kaçırdığımı fark ettim neredeyse. Tabii ben Yurt Yayınları'ndan çıkan 1981 basımını okudum. Sonraki basımlarda bu durum düzeltildiyse bilemeyeceğim.
İçerdiği kaynak ve dipnotların zenginliğiyle kesinlikle dolu ve okumaya değer bir eser; ancak yazarın kolaycı, yüzeysel, normatif (liberal demokrasinin evrensel bir norm/erek olduğu varsayımı üzerine bina edilmiş olması ve 50'li yılların Amerikan modernleşme kuramcılarını alıntılaması) ve anakronistik (Kemâlizm'in "faşizm"le olan "benzerliklerini" a-sosyolojik ve a-tarihsel bir tavırla seçici şekilde vurgulaması...vs.) yorumları (bunlar analiz denmeyi hak etmeyecek nitelikte) için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu yönüyle 1923-31 Dönemi'nin dört başı mamur bir anlatısı olmaktan ziyâde (yazarının hayatının sonraki evresinde savrulduğu talihsiz siyasi pozisyon ışığında) yazıldığı dönem akademisinin eğilimlerine ışık tutan bir düşünce tarihi metni olarak değerlendirilmesi daha yerinde olur.
Çok partili hayata neden geçilemediği ile ilgili önemli bir kitap. Tek parti dönemine diktatörlük değil de aristokrasi demek daha doğru olur diye düşünüyorum. Eğitimsiz ve mülkiyetsiz bir çoğunluk varken demokrasinin işe yarayacağını da sanmıyorum. Atatürk ve CHP olmasaydı Türkiye ya yoksulları peşine takan bir Tiranlık ya da toprak sahiplerinin güdümünde bir oligarşi olurdu.
PS: Kitaptaki dipnotlar kitabın kendisinden daha çok yer kaplıyor. Böyle kitapları okuması gerçek bir işkence.