Hıfzı Topuz bu romanda, belgelere dayanan özgün kurguyla Sabahattin Ali’nin Nâzım Hikmet’ten Bedri Rahmi Eyuboğlu, Orhan Veli ve Asaf Halat Çelebi’ye; Sabiha Sertel’den Vâlâ Nurettin, Rasih Nuri İleri, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a yayılan dostluğuna ve 41 yaşında karanlık güçler tarafından katledilmesine uzanan trajik yaşamına ayna tutuyor. Sabahattin Ali, 41 yıllık yaşamı boyunca Türk edebiyatının dünya dillerine çevrilen seçkin örneklerini vermekle kalmadı, yalnızca yurdu için bağımsızlık istedi, özgürlük istedi, çağdaşlaşma istedi… Bu değerlerin düşleriyle yaşadı. Bu düşlerin bedeli sürgünler, hapishaneler ve sonunda Istranca ormanlarında tutuklanıp katledilişle ödenecekti.
Galatasaray Lisesi’ni 1942, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1948 yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
Hepimizin severek okuduğu Sabahattin Ali’nin hüzünlü hikayesini Hıfzı Topuz’un kaleminden okumak gerçekten çok keyifliydi.
Hıgzı Topuz’un deyişiyle günümüzde bile hesap soramadığımız karalık güçlerin elinde son buldu Sabahattin Ali’nin hayatı. Fakat onları kim anımsıyor bugün? Ama Sabahattin Ali bütün özgür insanların yüreğinde, bilincinde yaşıyor ve yaşayacak.( s259)
Biyografik roman türü benim temkinli yaklaştığım bir türdür fakat bu türde romanları Hıfzı Topuz gayet yerinde ve başarılı şekilde yazıyor. (Osman Balcıgil romanlarını okumadım fakat Onun da bu konuda başarılı olduğunu tahmin ediyorum). Sabahattin Ali’nin yaşamı belgesel nitelikli. gayet başarılı bir eser. Sonunda dediği gibi; onu öldürenler unutuldu, Sabahattin Ali hala yaşıyor.
O kadar çok üzülürüm ki Sabahattin Ali'ye anlatamam. Yazarlar arasında hayat hikayesi beni en çok üzendir. Ne eşi Aliye'ye doymuş ne de kızı Filiz ile doyasıya koklaşmış. Yarım kalan bir hayat hikayesi.
Öğretmenlik yılları, kavgaları, mutlulukları, hapis yıllarından ve ölümünden bahsedilen bu kitap beni derinden tekrardan üzdü. Romanlarını hangi şartlarda yazdığını da çok güzel anlatılıyor. Kürk Mantolu Madonna kitabının yazdığı ve içinde bulunduğu süreç çok etkileyici. Kitapta 1947 yılında Markopaşa'da bir yazısından bahsediyor. İnanın o yazıyı sabah gazetelerde okusanız ya ülkede hiç mi bir şey değişmez diye düşünürsünüz. Sabahaatin Ali'nin ölümü hala gizemini koruyor. Ali Ertekin mi öldürdü yoksa işkence yaparak mı öldürdüler hala bilinmezliğini koruyor. Mezarını da kimseler bilmiyor.
Sonuç olarak Sabahattin Ali hala kelimeler arasında yaşıyor. Çok da yaşar!
Öncelikle belirteyim bu kitabı okumadan önce belki de eserlerinin bendeki etkisiyle Sabahattin Ali 'yi daha içine kapanık birisi olarak düşünürdüm. Oysa ki çok canlı bir yaşamı olan, deli dolu, eğlenmeyi seven bir karakteri varmış. Bu kitabı okuduktan sonra bir kez daha altını çizerek söylüyorum ki lütfen hiç kimse sosyal medyada sırf onun adı ile kendini "entel" olarak etiketlemeye çalışmasın ve onun adının popülerliği ile prim sağlanmasın. Çoğu insanın bırakın onun ne dünya görüşünü ne de yaşam tarzını bilmesini, eserlerini bile cidden okuduğunu düşünmüyorum. Evet ciddi bir seven kitle de var, yadsınamaz. Fakat demem o ki eğer bu ülke Sabahattin Ali 'yi sosyal medyada göründüğü kadar iyi anlasaydı her şey daha farklı olabilirdi. Rahmetle ve saygıyla...
Eğer biyografi seviyorsanız, çok iyi bit kitap olduğunu söyleyebilirim. Sabahattin Ali; kesinlikte okunması gereken, tarihte yeri olan, şiir ve şarkılarımızda iz bırakmış biri ve Hıfzı Topuz; Onun kısacık ömrünü acayip iyi özetlemiş diyebilirim. Üzücü tabii yaşanılanlar ve hala bu hikayelerin devamını yaşıyor olmamız ama en azından güç vermeli insana... Her zaman mücadele ruhu olan insanlar varken hayatta, umudu yitirmek olmaz.
Sana neler cektirmisler Sabahattin Ali, hem de ne icin, dogru bildigini soyledigin icin, sana ne iftiralar atmislar, hem de ne icin, dogrular baskalarina agir geldigi icin, sen cesur adammissin soylediklerinden vazgecmemissin ama onlar, onlar durust dovusmemisler.. soyledigin sozden hapise atmislar ve hatta soylemediginden.... hayat zor diyoruz da bazen; hayat sana zormus ama yine de yasamissin keske daha da yasasaymissin... Hifzi Topuz'un akici diliyle, Sabahattin Ali'nin trajik hikayesi. Uzerinden cok gecmemis bir gecmis, ne acilar yasatmis dusunurlere, okuyanin kalbi sizlar.
Bu kadar hayat ve sevgi dolu bir insanın yaşamının bu şekilde sonlanması çok üzücüydü… Hıfzı Topuz çok akıcı bir dille anlatmış bu yaşam hikayesini. Mutlaka okunmalı…
En çok üzüldüğüm de onca yıldan sonra değişen bir şey olmaması... Söyleyecek çok şey var ama neyse... Mutlaka okumalı herkes, Sabahattin Ali'nin hayatı yanında o dönemin Türkiye'sini çok çok güzel anlatıyor... Yazık çok yazık...
Babam anlatmıştı Sabahattin Ali’nin nasıl büyük bir yazar/ aydın olduğunu, ve nasıl katledildiğini bundan yıllar yıllar önce. 15-16 yaşlarındaydım, halen hafızamda. Sonra 30’larımda Sabahattin Ali’nin iki büyük eserini okudum, ve hayran oldum kendisine. Şimdi ise hayatını, aşklarını, kavgalarını, Aziz Nesin ile mektuplarını, Marko Paşa’yı çıkarmalarını, yazılarını, mezarının olmadığını, Nazım Hikmet’in kuzeni olduğunu, aylarca öldürüldüğünün bilinmediğini, Türkiye Devleti’nin kendisini nasıl katlettiğini bir solukta okudum.
Bana yıllar yıllar önce Sabahattin Ali'yi tanıtan kitap. Çok ilgi çekici bir hikayeyi barındırıyor. Marko Paşa'dan tutun da hapis günlerine kadar... İnsan o günün yönetimine nefret kusmak zorunda kalıyor. Anlatılan şeyler gerçekten tiksindirici boyutlar. Ali'yi seven herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Biyografi romanları hassastır. İçerikte ne kadar kurgu kullanacağınız, gerçekle kurgunun dengesini nasıl kuracağınız önemlidir. Birinden birinin dozu kaçarsa eser ya roman olur ya biyografi. Bana kalırsa bu eser tam bir biyografi romanı olmuş.
Sabahattin Ali'nin ailesinden başlamak üzere 41 yaşında katledilişine kadar hayatı anlatılıyor. Özel yaşantısından tutun da meslekî ve siyasî yaşantısına, oradan ticaret yaşantısına kadar birçok noktayı öğreniyorsunuz. Özel yaşantısıyla ilgili dikkat çekici birçok nokta var ama bunları okuyarak öğrenmeniz daha iyi olacaktır. Bu yüzden bu konuya dair bir bilgi bu yazıda yok.
Kitapta Sabahattin Ali'nin kişisel mektuplarını da yer verilmiş. Beraber Marko Paşa dergisini çıkardıkları Aziz Nesin ile mektuplaşmaları hem özel hayatına hem edebi hayatına ilişkin ipuçları veriyor.
Kitabın bir başka dikkat çeken konuşup da bir sürekli soruşturmaya kovuşturmaya uğrayan Sabahattin Ali'nin savunmaları. Bu bölümleri de dikkatli okuyacağınızı düşünüyorum.
Sabahattin Ali'yi okurken aynı zamanda dönemin sosyal ve siyasi hayatını da tabii yakından öğrenmiş oluyoruz bu bakımdan da kitap kıymetli.
Kitapta birçok tanıdık isim var: Orhan Veli, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Asaf Halet, Nihal Atsız, Pertev Naili Boratav, Hasan Âli Yücel gibi birçok isimle romanın yazarı Hıfzı Topuz.
İçerik hakkında çok detaylı bilgi vermek istemiyorum, biyografi romanı olduğu için anlatılanları yazdığım zaman kitabı okumanın çok da manası kalmaz.
Hıfzı Topuz'un üniversitede başka eserlerinde okumuştum üslûbu hoşuma gitmişti Bu yüzden Bu kitabı da hem bu beğeniye dayanarak hem de Sabahattin Ali'yi anlattığı için okudum. İyi ki okumuşum.
Büyük bir eserle karşılaştığım zaman merak ederim, acaba ani bir dibe vuruşun mu sonucu yoksa yıllarca yavaş yavaş birikenlerin mi diye. Çünkü ben de okuduklarımdan ve gördüklerimden şu genel kanıya inanır oldum: zorluklar yaratıcılığı kamçılar. Kastım çok büyük acılar da değil her zaman, sevilmeyen bir meslekten doğan büyük bir iç sıkıntısı ya da ne bileyim hayallere dar gelen bir yaşam da insanın kamçısı olabilir. Sabahattin Ali de böyle bir döngü içinde yaşamış hayatını, yazdıklarından dolayı hep bedel ödemiş, bedellerin verdiği acılarla daha çok yazmış. En çok bilinen şiirlerini, yine bir şiiri yüzünden düştüğü hapishanede yazması gibi. "Başın Öne Eğilmesin" Sabahattin Ali'nin o çok bilinen sonuna yani 41 yaşında vahşice katledilişine nasıl gelindiğinin hikayesi. Sadece onun kişisel dünyası değil, o dönemin önemli olayları da çok akıcı bir dille anlatılıyor. Bir çırpıda okudum ama etkisi hala sürüyor.
İnsanın kanını donduran bir son... Hıfzı Topuz’un şu sözleri yüreklere biraz su serpiyor: “ Aradan yıllar geçti.. Suçlular da, sanıklar da, Karanlık Güç’ün sorumluları da hepsi bugün toprak altında, onları kim anımsıyor bugün? Ama Sebahattin Ali bütün özgür insanların yüreğinde, bilincinde yaşıyor ve yaşayacak.”
Sabahattin Ali’nin hayatına dair bir bilgim olmadan başladım kitaba. Okudukça tanıdım, yanıbaşında izledim olayları. Kitap harika. Okurken kendimi kaptırıp elimden bırakamadım. Kesinlikle okunmalı. Hem Sabahattin Ali’nin hayatına hem de yakın dönem Türkiye’ye ışık tutuyor. Ve gösteriyor ki tarih tekerrürden ibarettir...
challengeın Orhan Kemal ödüllü kitap maddesine elimdekilerden bir şey okuyayım diyerek başladım bu kitaba ve anlatım tarzını hiç sevmedim. Sabahattin Ali'nin Canım Aliye Ruhum Filiz'i ve Mahkemelerde'yi okuduğum için yeni bir şey öğrenmedim. konu zaten çok üzücü, bunu böylesi sıkıcı bir tarzla harmanlayınca kitap beni kaybetti.
Sabahattin Ali'nin yazdıgı kitapların nerelerden beslendigini okumak, hikayelerinin çıkışını takip etmek büyük keyif olsa da dönemin CHP'sinin yaptıklarını okumak korkunctu, akıl alır gibi değil.
O dönemin olayları hakkında fikir sahibi olmak için akıcı bir dille yazılmış, biyografiden fazlasını anlatan bir kitap. Sabahattin Ali'nin romantik bir edebiyatcıyken, Almanya'da kaldığı süre zarfında Marksizmden etkilenmiş. Türkiye'ye döndükten sonra, bu ideolojinin savunucusu dostlarıyla birlikte , kendilerince, vatanın kurtuluşuna giden yoldaki çaba sarfedip, girişimlerde bulunmuşlar. Karşılarına engeller çıkmış. Biraz çevresinin etkisinde kalmış, biraz da kendini bunu yapmaya mecbur hissetmiş, o dönemde aydınların bir tarafta durması, durmuyorsa bile başkaları tarafından yaftalaması sözkonusuymuş.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Hıfzı Topuz’un kaleminden Sabahattin Ali’nin yaşamı bizlere sunulmuş.
Sabahattin Ali’nin öğretmenliğe adım atışını, yaşadığı çoğu platonik olan aşklarını, eşi Aliye Hanım ile tanışmasını, düşüncelerini özgürce dile getirmek istediği için çektiklerini, çıkarttığı mizah dergilerinin hikayesini, kırk bir yıllık kısa yaşamında yaptığı eylemleri görüyor, çektiği acılara, yaşadığı aşklara, dostluklarına tanıklık ediyorsunuz.
Bu kitap Türkiye’nin geçmişine, düşünen beyinlerin çektikleri dertlere bir yolculuk niteliğinde. Kitapta her ne kadar başkarakter Sabahattin Ali olsa da onun yanı sıra Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Behice Boran ve daha birçok tanıdığımız, bildiğimiz kişilerle dostluğu, yaşadıkları, omuz omuza verdikleri mücadeleler var. Zeka ve aklın, ideolojisi olan insanların örgütler, zalimlikler karşısında çırpınışını görüyoruz. Sanırım iyi insanların hep kaybetmelerinin nedeni içlerinde kötülük barındırmamaları.
Bu kitabı okuduktan sonra Sabahattin Ali’den okumuş olduğum “Kuyucaklı Yusuf” ve “Kürk Mantolu Madonna” kitapları daha bir anlam kazandı. Yaşanmışlıklarından, etrafında tanıştığı insanlardan etkilenerek, belki de kendisini anlatır nitelikte yazıldıklarını ister istemez düşündürüyor.
Halen akıllarda çok fazla soru işareti bırakan ölümünün aydınlatılmadığı düşünüldüğünde eşinin ve kızının yerine kendimi koyduğumda bu acı ile nasıl başa çıkabildiklerini düşünüyorum. Türkiye’nin karanlık yüzüne bir kez daha tanıklık etmek ve bu kadar zaman geçmesine rağmen bir şeylerin değişmediğini görmek ise ayrı bir acı. Ülkesine daha birçok eser kazandırabilecek bu değerli yazarın öldürülmesi ülkemiz için büyük bir kayıp.
Hıfzı Topuz kitabı roman şeklinde, yer yer kurgulayarak, çoğunlukta ise belgelere dayanarak bizlere sunuyor. Kurgulama kitaba akıcılık katarak kitaptan kopmanızı engellemiş, bir günde bitirilebilecek ve etkisi uzun zaman sürecek bir eser haline gelmiş.
Son zamanlarda Sabahattin Ali'nin kitaplarını da okuyunca hayatını da okumak farz oldu haliyle. Türkiye'de aydın katlinin ilk örneği olan Sabahattin Ali'nin hayatını Hıfzı Topuz çok hoş bir kurguyla yazmış. Cumhuriyet dönemi ve hemen sonrasıyla ilgili kim varsa kafamızda hepsiyle arkadaş ahbap. Birçoğunun ismi geçiyor kitapta. Sabahattin Ali'nin hayatının yanı sıra, İnönü döneminde Türkiye'nin siyasi ve sokak ortamını da güzelce özetlemiş. Açık olmak gerekirse o zamanlara dair bilgim çok kısıtlı. Yeni bir heyecan doğurdu içimde. O zamanları iyice öğrenmek lazım olduğu kesin ama tetikleyici bir unsur gerekiyor sanırım okumaya başlamak için. İşte bu kitap çok etkili bir tetik o anlamda. Bir başka mevzu da, romanlarında geçen hikayelerin, hayatını okurken birer birer belirmesi. Yazarların eserlerini hayatlarından ayrı düşünmemek lazım..