Genç akademisyen Ömer, uzun yıllar yaşadığı yurtdışından memlekete dönüyor... Umut, özlem ve memleket hasreti, daha havaalanında yerini kaygı, isyan ve huzursuzluğa bırakıyor... "Yolculuğu" boyunca karşılaştığı kişiler, hadiseler, mekânlar, siyasî ve toplumsal gelişmeler yaşadığı hayal kırıklığını iyiden iyiye pekiştiriyor. çektiği sıkıntı, memlekete fikir, fikir adamı, uğruna savaşılacak "dava" kalmamasıyla; özün görüntüye, kanaat ekonomisinin tüketim çılgınlığına, düşüncenin safsataya dönüşmesiyle, onu fark ettirmeden "huzursuz bacak" denen bir illete doğru itiyor... Kutlu'nun sonbahar geleneğinin son halkası yine dokunaklı üslubu, kendine has mizahı ve her şeye rağmen içinde barındırdığı inançla burada. Ancak bu kez, fikir merkezli bie eserle ve fikir çölündeki bir huzursuz gezginle karşı karşıyayız...
1947'de Erzincan'da doğdu. Erzincan Lisesi'ni (1963), Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi (1968). Tunceli ve İstanbul'da edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlikten ayrılarak (1974) Dergâh Yayınları'nda idareci olarak çalışmaya başladı. Hareket ve Dergâh dergileriyle, Türk Dili Edebiyatı Ansiklopedisi'nin yayın faaliyetlerini yürüttü. Senaryolar yazdı. Televizyonda sohbet programları yaptı.
Mustafa Kutlu Eserleri Hikaye Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983), Bu Böyledir (1990), Sır (1990), Arkakapak Yazıları (1995), Hüzün ve Tesadüf (1998) Uzun Hikâye (2000), Beyhude Ömrüm (2001), Mavi Kuş (Hikaye 2002).
Deneme: Akasya ve Mandolin (1999)
İnceleme Sabahattin Ali (1972) Sait Faik'in Hikaye Dünyası (1968)
"Suriçi İstanbul'un apartmanlaşma süreci yavaş yürümüştür; ta ki Menderes'in yıkımlarına kadar, yol açacağım, bulvar yapacağım diye diye bu yıkımın yolunu açmış. İstanbul için yapılan planlar sürekli bir yana atılmış." Sf:32
"Bir kentsel dönüşüm olmalı. 'Kentsel dönüşüm';
Ama nasıl?
Kentin dönüşümü sadece mekana makyaj yapmakla olmaz. İnsanı yetiştirmek lazım. O da çok yönlü bir iş. Öncelikle ortak değerler etrafında ittifakla toplanmak lazım. Toplanmak bir yana, ülke git gide dağılıyor. Kimi yerini yurdunu terkedip, toprağını bırakıp bu köhne evlere sığınıyor; kimileri de etrafı duvarlarla çevrili kapısında güvenlik bulunan steril sitelere." Sf:135
3.5 Mustafa Kutlu'nun kitaplarını severim bu kitap da gayet güzeldi özellikle diyalogları başarılı buldum. " Acıklı bir durum değil mi? Biz böyleyiz işte, ikinci el bir hayata evet demişiz. Varoluşçuluk, sürrealizm, bugün için postmodernizm hep böyle. Çıkara çıkara Türk Einstein'ını, Sivaslı Sindy'yi çıkarıyoruz. Gelişen bir şehrimizi " Doğu'nun Parisi " ilan ediyoruz. Kendi varlığını ,inancını , kültürünü, tarihini inkar edenin sonu budur. Kendini hor görenin hali budur. Güven duygusu bir kez sarsılmayagörsün, bir daha zor yakalanır. Adam seni sollamış, arada yüz yıllık bir açık var. Bu açık cep telefonu ile kapanmaz. Bir orijinal adamımız, bir fikrimiz, dünyaya bir teklifimiz var mı? "
Mustafa Kutlu toplumu ve toplumdaki değişimleri çok iyi okuyor. Bu kitaptaki hikâye de, toplumun birçok kesiminden kişilere çok tanıdık gelecek. Zamanla edinilen maddi refah, ters orantılı şekilde neleri elimizden götürdü, götürüyor, muhasebe etme imkânı sağlıyor. Kutlu'nun ilk defa yıllar önce bu kitabı okuduğum zaman karşılaştığım "kanaat ekonomisi" tanımlamasının üzerine de önemle eğilmek gerekiyor. Bakalım bu işe bir talip çıkacak mı?
Mustafa Kutlu'dan okuduğum ilk kitap. Bence inanılmaz sürükleyici bir kitaptı. Genelde bir oturuşta kitap bitiremem ve odaklanmada sorun yaşarım fakat bu kitabı elimden bırakamadım. Türü hikaye olmasına rağmen bende roman etkisi bıraktı. Okuyup okumamakta kararsızsanız okumanızı öneririm.
164 sayfalık dolgun bir uzun hikaye. Şaşırtıcı bir başlangıçla açılıyor. “Siz bu hikayeyi daha önce okumuştunuz” cümlesiyle. Kitap Sır’daki Satılık Huzur hikayesiyle açılıyor ve onun üzerine devam ediyor. Baş karakterimiz yurtdışında tahsil görüp çalışmış ve sonrasında Türkiye’ye dönmüş pek bilgili bir beyefendi. Açıkçası bence bu beyefendi biraz da kibirli. Herkesi ve her şeyi eleştiriyor. Rahatsızlık duydukça bacağı tıklıyor, kasılıyor; Huzursuz Bacak ismi de buradan geliyor. Eleştiriler, klasik “Mücahitler müteahhit oldu.” eleştirisinden başlıyor, kapitalizm hicivleriyle ve geleneksellikten kopuşla devam ediyor. Huzursuz Bacak temelinde belli fikirleri aşılamak üzerine yazılmış bir hikaye. Bu açıdan edebi değeri azalıyor maalesef. Fikri olarak yoğun bir eser yazmak illa ki kötü bir şey değil: Bir Tereddüdün Romanı gibi fikri açıdan yoğun; ama edebiyatı kurban etmeyen eserler yazılabilirken Huzursuz Bacak’ın bu kadar kör bir şekilde edebi yönünü yok sayması üzücü. Bir de bunun üstüne Mustafa Kutlu’nun sade üslubu eklenince, kitap, kolay okunan ama aynı derecede kolay unutulan bir hale geliyor. Oysaki Mustafa Kutlu fikirlerini aşılamak istiyordu ise edebiyatı da destekleyici bir unsur olarak kullanıp etkileyiciliği artırmalıydı (Belki de amaç buydu). Mustafa Kutlu anlatmak istediği şeylerin etrafına kartondan karakterler ve kartondan hikayeler yerleştirmiş. Bu kitap başka şekilde var olabilir miydi derseniz bence en fazla Mustafa Kutlu bu kitabı deneme veya makale şeklinde yayımlayabilirdi. Eleştiri sıralamak üstüne kurulu olan ve baştaki “Siz bu hikayeyi daha önce okumuştunuz” sürprizini saymazsak çok yavan ilerleyen Rahatsız Bacak, edebî açıdan, Mustafa Kutlu'nun okuduğum en kötü eserlerinden.