Elimde enjektör, öylece kalakaldım. Çok klasikti, ama ben de arkamda bir şeyler bırakmalıydım. En azından ölümü tercih ettiğimi bilmeliler, diye düşündüm. Aslında hiçkimseye hiçbir şey borçlu değilim; alışverişi keseli çok oldu. Ama son kez bir iletişim denemesi yapabilirim. Uzaya gönderilen, hedefi yüzyıllarca ışık yılı uzakta olan sinyaller gibi.
Edebiyat bizi -büyük ihtimalle- hiç yaşayamayacağımız hayatlara sokmuyorsa ne işe yarar ki? Bu açıdan Eroin Güncesi çok değerli bir kitap. Kurgu olmaması onu ayrı bir yere sokuyor. Bazen kendini çok kötü bir durumda görmesi ve kimsenin kendi gibi olmamasını isterken; bazen de topluma kafa tutuyor iyi ki böyleyim diyor. Bu durum yazarın duygusal gelgitlerini çok güzel ortaya koyuyor. Türk yeraltı edebiyatının bence en iyi eseri...
Hollanda'da ölmek istiyorum Liverpool'da punk olmak Singapur'da Japonca öğrenmek Hindistan'da kül olmak istiyorum Pizzanın üzerinde mantar Kapılarda zil olmak istiyorum İstiyorum da istiyorum
Bir arkadaşımdan okudum ama eğer o kitap benim olsaydı her sayfası post it dolu olurdu... Evet, edebi anlamda bir değeri yok bir hayatın özeti gibi ama o kadar güzel anlatıyor ki, öyle iyi hissettiriyor ki yaşananları... Olaylara birde öbür taraftan bakmak gerek ama ben böyle diyince sanmayın ki kitap eroini güzel gösteriyor. Yok öyle bir şey! Kitabı kişiliği oturmuş,olgun insanların okuyabilir ancak. Bu yüzden kitap yasaklanmış olabilir.
kitap çok akıcı, dili basit ve içine çekiyor. haliç, taksim gibi yerleri mesken tutan bağımlıların hayatına bu kadar yakından bakabilmiş olmak güzeldi. kitabı 16 yaşındayken okusaydım herhalde bayılırdım amaa 21 yaşındayım ve kitabın bazı kısımlarında cringe hissini iliklerime kadar hissettim. küçük ve yavaş bir şehirden istanbula gelmişsin yaşadığın şaşkınlık, heyecan elbette ki o genç yaşında kanını kaynatmıştır anlıyorum ama tıp kazanmış kazanabilmiş bir insanın böyle bile isteye vücudunu psikolojisini bitirecek bir uyuşturucuya bulaşma cesaretini göstermesini şaşkınlıkla okudum. çünkü kanat gaza gelerek, bilmeden ya da arkadaş kurbanı olarak başlamamış eroine, kullanmak istemiş karşısına çıkmış ve kullanmış. genelde bu tür şeyleri pek amacı ve dayanağı kalmamış insanların kullandığını sanardım. her şey düşündüğümüz gibi olmuyormuş. bir de şu açıdan düşünmek istiyorum bu meseleyi; kanat bölümündeki insanların davranışlarından hiç hoşlanmıyordu, o topluluğa ait değilmiş gibi hissediyordu hatta insanlar da ona bakışlarıyla onun bu topluluğa ait olmadığını hissettiriyordu. yani ne kadar iyi, prestijli bir bölümde okursan oku oraya ait hissetmek çok önemli gerçekten. belki de kendini ait hissettiği tiyatroda aradığını bulabilseydi eroine bulaşmayabilirdi. ayrıca kitapta en çok tanımak istediğim karakter kanattan çok fındık oldu. sanki aurasıyla, hareketleriyle herkesi eğlendirebilecek biri gibi tarif edilmişti. tanısam severdim bence.
kitap bundan neredeyse 30 yil once yazilmis ama hicbirimize uzak hikayeler degil bunlar.. bence bagimlilik konusunda aile dahil butun kurumlarin sorumluluk almaktan ne kadar kacindigini ve bu kadar insanin nasil yalniz birakildigini cok net gostermis. edebi degeri tartisilir ama aktarilan deneyimi cok degerli buluyorum.
3,5'tan 4 yıldız verdim. Yaşananlar gerçekten çok çarpıcı. Ne kadarı kurgu, ne kadarı gerçek kestirmek zor fakat yazılanların hepsini gerçekmiş gibi kabul edeceğim. Bir savaş var fakat çözüm yanlış yerlerde aranmış, ailenin yokluğu, şartlı sevgiler ve sıyrılamayan kimlikler...
This entire review has been hidden because of spoilers.
''yaşantımın somut bir ispatı olsun istemesem, sadece kadavra olmayı kendime yakıştıramıyor olmasam, çoktan ölmüş olurdum. ama adını koyamadığım, yapmam gereken, bitirmem gereken bir şey vardı. o anı bekliyordum. sonuçta bu hayata tanıklık eden biri değil miydim ben de? bu tanıklığın bir anlamı olmalıydı, bir işe yaramalıydı, ama neye?''
Yaşam öyküsü ve ölüm biçimi vurucu ve üzücü ama kitabın iyi edebiyat olduğunu söylemek zor -iyi edebiyat her ne demekse!-. Oldukça kişisel bir kitap. Diğer yandan, içinde bulunduğu ve birçok aydının ve sanatçının da içinden geldiği ya da kıyısından geçtiği ortamları en sert şekilde, içerden eleştirmesi, iç yüzlerini ve küçük, egoları tatmin etmeye dayalı hesaplarını açıkça ortaya dökmesi açısından takdiri hak ediyor Kanat Güner. Kaybedecek bir şeyi olmamasının bunda etkisi vardır belki ama, anlattığı kadarıyla hep açık sözlü, dürüst biri olmuş zaten...
kitabı resmen internette, her sayfası telefon kamerası ile çekilmiş halde buldum ve bir oturuşta okudum. beni çok etkileyen bir kitap olmuştu zaten sonra mor ve ötesi'nin kanat güner adına "Canlı Yayın" adında bir şarkısı olduğunu öğrendim. Bulması çok zor, ama bulabilirseniz kesinlikle okumalısınız. Bildiğim kadarıyla şu anda yayından kalkmış ve sahaflarda da oldukça pahalı.
Artık perde diye sonunu okuduğumda lisedeydim, geçen ay tekrar okudum ve seni derinden hissettim.. Duygusal açlıklarımızın yerine kendimiz dışında koyabileceğimiz herşeyi denemiş bir bireyin gerçek hikayesi .. Bir eroinmanın eroin güncesi..
Lise yıllarımda, kapak resmi ve başlığından merak edip aldığım kitap. Yaşadıklarını çarpıtmadan, tüm çıplaklığıyla anlatmış. Keşke birbirimizi anlayabilsek, insan olabilsek.
Büyük bir önyargıyla yaklaştığım bir kitaptı. Ancak okudukça derin sözlerle karşılaşmak ve o sözlerin üzerinde durdukça daha derin anlamlar çıkarmamak elde değildi.
Genel olarak otobiyografik bir kitap ama kitabın sonundaki notlardan da anlaşıldığı üzere kurgu kısımlar da var. İnsanı üzen, sorgulatan, dili akıcı bir eser bu.
İnsanın en büyük dostu da, en ölümcül düşmanı da kendisi gerçekten. Güner, yaşadığı acılar için ailesini, çevresini ve genel toplum yapısını suçlamış ve haklı olduğu taraflar da var ama özeleştiri konusunda sınıfta kalmış.
Hayata bakış açısından ortalama insandan ayrışmak cidden zor, sonuçta sosyal varlıklarız; etrafımıza ayak uyduramazsak yalnızlaşır ve yabancılaşırız. Güner'in sorunu da burada zaten; kendisini muhafazakardan da sosyalistten de özgürlükçüden de üstün ve samimi görüyor fakat eylemleri bunun aksini ispatlıyor. Dalından kopmuş bir yaprak gibi oradan oraya savruluyor, tutarlılık gösterdiği tek konu bağımlılığı maalesef. Öyle ortamlara giriyor ki (hem de iğrenç maddeler ya da alkol etkisindeyken) "Yan baktı" bahanesiyle insan öldürülen bir dünyada bir cinayete kurban gitmemiş olması gerçekten mucize gibi bir şey.
Değindiği önemli ve hassas konular da vardı. Ötanazi meselesi ve bağımlılara suçlar şekilde değil de hasta gözüyle bakılıp mutlak tedavi yöntemlerinin araştırılması konusu örneğin. Kendisinin de bu konuda hayalleri varmış. Ölüm konusunu kafasından çıkartabilseydi her şey farklı olabilirdi belki de. Kafası çalışan biriymiş ama insan kendisine yardım etmezse, başka kimse yardım edemiyor, ne acı.
"Ne yap et, o kitap bitene kadar ölme! Birilerinin işine yarayacak, seni anlatacak, birilerini utandıracak o kitap. O kitapla, yaşarken verdiğin mücadelenin meyvesini ölümünden sonra alacaksın". Kanat Güner, ressam arkadaşı Ali Kemal'in isteğini yerine getirdi. Kitabını yazdı, meyvesini geleceğe bıraktı; bağımlılığa, yalnızlığa, parasızlığa ve başka zorluklara rağmen bunu başardı, ve gitti. Kitabı ikinci kez okudum, yaklaşık yirmi yıl sonra. Yine çok etkileyiciydi
Her gencin okuması gerektiğini düşündüğüm çarpıcı bir kitap. Aslında kitap olmak için yazılmamış şeylerden başladığı ve sonra kitaba çevirerek yaşamını değiştirdiğini düşündüğüm Kanat Güner bunları yaşamalıydı ki bizlere ders olsun belki de. Cesurluğuyla beni çok etkiledi ve her zaman zihnimde öyle kalacak. Yazarın dili, profesyonelliği gibi edebi terimler için değil de tamamen hissettirdikleri ve bu konuda Türkiyedeki ilk kitap olduğu için 5 yıldızı hak ediyor bence.
Anlatmak istediği konuyu yanlış anlatmış bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eroinin ve uyuşturucuların kötülüğünü o uyuşturucuları kitap boyu överek anlatıyor saçma buldum. Yarısında bıraktım.