Mekânlar sadece taşla, betonla, demirle varedilmez. Korkular başta olmak üzere psikososyal haller de mekân kurucudur. Genelde metropoller, özelde İstanbul korku ortamlarıdır ve bu anlamda korku kişisel değil toplumsal bir kaygıdır. Öyleyse mekânın toplumsallığından ve zorunlu olarak da siyasallığından konuşmak gerekir. Mekânda korkulur, mekândan korkulur. Mekânda sıkılınır, mekândan sıkılınır. Bu haller de mekânda dışavurulur. Mekânı korkutmayacak hale getirmek için düşsel ve gerçek otoriteler tesis edilir. Dolayısıyla aşınmayacak kadar sıkı bir güvenlik düzeni arzulanır, bir disiplin rejimi inşa etmek için uğraşılır.
İstanbullular en azından 18. yüzyıldan başlayarak korkmak için hiçbir fırsatı kaçırmamış gibidirler. Kadın toplumsal kimliğindeki değişimlerden, otoritelerin protesto edilmesinden, kadın erkek mesire yerlerinde özgürce dolaşmaktan, kentteki yer ve sokak adlarından, kentsel ortamın çirkinleşmesinden, kente yeni göçmenlerin gelişinden, ötekileştirilen eski yeni her güç odağından, örneğin Bizans’tan, Batı’dan, hatta doğadan ve tarih yazmaktan korkulur. Hepsinin ardında da toplumsal “porozite korkusu” yatar. Kişilerin kentsel konum ve statülerini değiştirmelerinden, insanların ait oldukları yer ve toplumsallıklara sabitlenmeyip özgürleşmelerinden, öznelerin daha önce deneyimlemedikleri sulara, enginlere açılmasından endişe edilir. Korkularla paralize olunur; okurken size de çok tanıdık gelecek birçok ketlenme böyle oluşur. Bu kitap, iki yüzyıldır kılıktan kılığa girerek metropoliten mekânı tanımlamayı hâlâ sürdüren bir psikososyal ortamda nasıl bir “korkular imparatorluğu” inşa edildiğini tartışıyor.
1952 yılında doğan Uğur Tanyeli İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde mimarlık eğitimi aldı. Doktorasını İstanbul Teknik Üniversitesi'nde veren mimar, her iki üniversitede de araştırma görevlisi olarak görev aldı. 1992 ile 1998 yılları arasında da Anadolu Üniversitesi'nde görev aldı. 1998 yılında profesör ünvanını alan Uğur Tanyeli, aynı yıldan 2011 yılına kadar Yıldız Teknik Üniversitesi'nde görev yaptı. 2011-2012 akademik yılından itibaren Mardin Artuklu Üniversitesi'nde görev alacaktır.
Korku Metropolü İstanbul, adından da anlaşılacağı üzere korkunun her türlüsünü İstanbul’u merkeze koyarak ele alan, tartışan bir çalışma. Tartışan desem de aslında bir tür tarihsel inceleme gibi düşünmek lazım. Bu açıdan oldukça ilginç. Şehrin yüzyıllar içinde geçirdiği değişimlerin anlamlandırılması açısından çok da kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bazı şeylerin nasıl hep aynı olduğunu ve iktidarda kim olursa olsun sadece kılık değiştirdiğini hatırlamak adına güzel bir okumaydı. Bir kent kültürü tarihi kitabı olarak çığır açmasa da söz konusu konulara ve İstanbul tarihine merakım olduğu için severek okudum doğrusu. Özellikle bazı başlıklar (ölüm ve toplumsal hareketler gibi) gerçekten çok ilginç ve üzerine düşünmeye değerler.
Yeni bir şey söylemeyen, hali hazırdaki literatürden derlenmiş bir kitap. Genel okur kitlesi için belki faydalı olabilir ama bu işlerle ilgilenen araştırmacılar ya da okurlar için pek bir kıymeti yok.