Şehirler, sadece içlerine hapsolduğumuz cehennemler ya da sefasını sürdüğümüz, vaatlerinin, hayallerinin peşine düştüğümüz bir harikalar diyarı değildir. Şehirler aynı zamanda bir öyküler, anılar, efsaneler bohçasıdırlar. O bohçadan ne kadarını duyar dinlersek o kadar yaklaşırız onlara... Tarihte en çok kuşatma görmüş şehirlerin kraliçesi, iki kıtaya yayılmış acılar ve şenlikler zengini İstanbul’la kaç şehir yarışabilir öykü, anlatı, söylence bolluğu söz konusu olduğunda? Uzun tarihi sadece onun değil, üstünde yaşamış herkesin hali pür melali. Çağlarına, dönemlerine göre hep anılar, öyküler biriktirmiş bağrında. Zamanlardan zamanlara... Zaman Ötesi İstanbul, yakın tarihin arkeoloğu Gökhan Akçura’nın usta kalemi ve hınzır bakışıyla bize cumhuriyetten geleceğe uzanan İstanbul’un binbir yüzüne dair öyküler anlatıyor. Kimileyin gülerek, kimileyin hüzünlenerek.
1951 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu. Aynı alanda öğretim üyesi olarak çalıştı. 1980'den sonra üniversiteden ayrıldı. Reklamcılık, senaryo yazarlığı, yayıncılık ve editörlük yaptı.
İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda dramaturg olarak çalıştı. Ayrıca serbest araştırmacı, yazar ve radyo programcısı olarak da çalışmalarını sürdürmektedir. Akçura'nın sinema, tiyatro ve gündelik yaşam tarihi ile ilgili birçok kitabı yayımlandı. 1998 yılında Albüm Dergisi'nin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Birçok belgesel ve serginin hazırlanmasında katkıları oldu.
Beklentim çok daha yüksekti maalesef. Bir popüler kültür kroniği olarak ilgi çekici olsa da son yazı hariç salt İstanbul’a dair bir yazı yoktu, niye bu başlık seçilmiş meraktayım