Kenar Mahalle’nin çeşit çeşit yolları, o yollarda kimi iyi kimi kötü, kimi dertli kimi gamsız yolcu. İçlerinde bir şey, biri kalp diyor öteki yürek. Bozacısı hurdacısı, tezgâhtarı işsizi, hademesi öğretmeni, dillisi dilsizi, Yetim’i Leblebi’si, kadını erkeği, genci ve yaşlısı koyun koyuna.
Fuat Sevimay, Aynalı romanıyla insanı tüm yönleriyle ele alırken sonunu kimsenin kestiremeyeceği bir hikâye sunuyor okura. Çarpıcı konusu, ustaca örülmüş kurgusu ve özenli diliyle üstünde durulması gereken, uzun zaman unutulmayacak bir roman.
“Aynalı’dan yansıyan sensin. Zeynep’in kaderi senin kaderin. Kalender’in aşkı senin aşkın. Kaderi ve aşkı sorgulayacaksın. Sorgulamamayı öğreneceksin.Ve sonra yine sorgulayacaksın.Ve sonra.... Ve sonra...”
Ankara'dan Istanbul'a goc eden bir ailenin yasami.
Hikayenin gidisatindan sonunu tahmin etmek hic zor degil. Bizi bekleyen bir supriz yok. Namus konusunun farkli sekilde islenmesini bekliyordum ama maalesef kliseler ile doluydu. Okudugum ilk Fuat Sevimay kitabi olmadigi icin kendimi sansli hissediyorum yoksa diger kitaplarini merak edip okumazdim.
Kitabı okurken 2 lt boza içmişim. Kitabın en güzel yanı bu oldu; 2 lt boza da 2 yıldız yaptı. Zaten leblebim de yoktu.
Dışarıdan bakan bir çift göz olmak yerine karakterlerin iç dünyasını anlayabilseydim eğer ve kitabın sonu bu denli tahmin edilebilir olmasaydı, bu kitabı biraz daha sevebilirdim.
Fuat Sevimay’ın Kapalıçarşı’dan sonra okuduğum ikinci kitabıydı, asıl merak ettiğim Bendeniz James Joyce olmasına rağmen kitap kulübü vasıtasıyla Aynalı araya girmiş oldu. Pek de iyi olmadı.😕 Yazarın ilk kitaplarından olduğunu unutmadan okuyun derim. Ben kitabı okumadım, 8,5 saat dinledim. İlk 1-2 saatten sonra yazar bu kitabı neden yazmış olmalı sorusu içimde büyüdü büyüdü ve büyüdü. Haksızlık etmek istemem ama benim için açıkcası hayal kırıklığıydı, kurgu edebiyatın Yeşilçam’a bakan tarafını içselleştiremediğimi bir kez daha anlamış oldum.
Fuat Sevimay’ın ilk romanı olan Aynalı, kurgusal açıdan bütünlüklü ve açık uçlar bırakmayan bir yapıya sahip. Ancak dilindeki zorlama anlatım, hikâyenin doğal akışını kesintiye uğratıyor. Karakterler ve olaylar renkli görünse de derinlik kazanamadıkları için okurda güçlü bir yankı bırakmıyor. Ne tam bir hikâye ne de belirgin bir mesaj hissi oluşuyor. Bu kadar seveni olduğuna göre, yazar muhtemelen sonraki eserlerinde dilini ve anlatımını olgunlaştırmış; Aynalı ise bu anlamda bir başlangıç denemesi olarak değerlendirilebilir. Beni duygusal olarak içine çekemedi; renkli ama yavan bir roman hissi bıraktı.
Eğer 90’larda geçen ama 70’lerin Yeşilçam kenar mahallelerini anlatan bir hikaye okumak isteseydim direkt bir Türk filmi izlerdim. Kitap kulübüm için okumasaydım saniyorum derhal bırakırdım bu klişe romanı. Yazar keşke sahip olduğu edebi dili bu tarz ve bu hikayeyle harcamasaymış.
Yazarın ilk okuduğum kitabı olan Anarşik o kadar hoşuma gitti ki hemen bu kitabı da okudum. İyi ki denk geldim yazarın kitaplarıyla. Hemen Kapalıçarşı'ya başlayacağım. Ah Zeynep ah... Ne diyeyim... Hayat zaten zor iken bazen bazı insanlar da kendini nasıl daha zora, daha da mutsuzluğa sürükleyeceğini şaşırıyor bir de karanlıklarına tutup başkalarını da çekerken...
Sevimay’ın Kapalıçarşı kitabını okumak istiyordum ama kendisiyle tanışmamız Aynalı kitabıyla oldu. Aynalı doksanların sonunda, İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yaşananları, yaşayanları anlatıyor. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden kopup, İstanbul’a sığınan bir avuç insanın hikayesi. Burada yaşayanlar lakaplarını kazanıncaya kadar isimlerini kullanıyorlar. Bir kere lakabın takılmaya görsün, ondan kelli kimse gerçek ismini hatırlamıyor. Aynalı, Yetim, Kalander, Leblebi, Palamut, Gözlüklü ve diğerleri. Hikaye Aynalı ve ailesinin Ankara’dan Kenar Mahalleye taşınmasıyla başlıyor. Kenar Mahalle Aynalı ve ailesini bağrına basıyor, onlar da komşularını. Kenar Mahalle deyip geçmemek lazım, ne hikayeler saklıyor bağrında. Ben de onlarla birlikte dertlendim, onlarla birlikte sevindim, evlerine, sofralarına konuk oldum. Tüm kahramanlar gözümde canlandı. Yazarın çok akıcı bir dili var ve çok iyi bir hikaye anlatıcısı. Metinde Kenar Mahalle’nin neresi olduğu net olarak söylenmese de, ben ip uçlarından şimdiki Palladium’un karşı tarafında kalan gecekondu bölgesi olduğunu çıkardım. Bu bilgiyi de buraya bırakayım dedim. Aynalı bir solukta okunan bir kitap. Nitekim ben de neredeyse 2 günde bitirdim. Aynalı’yı sevdim ama aklım hala Kapalıçarşı kitabında kaldı. İlk fırsatta onu da okuyacağım.
Yoksul bir mahallede geçen sıcak bir hikaye. Birbirlerine yoldaşlık eden insanların hikayesi. Dostluk, abilik, yarenlik hikayesi. Bir bozacı; Aynalı bozacı, karısı leblebi baci ve kızları melek ve zeynep, dostları yetim ve kalender'in hikayesi. Hayata tutunmaya çalışmanın hikayesi. Ana karakter Aynalı'nin trajik olaylar karşısındaki karakter değişimlerini kismen tam tutarlı bulmasam da diğer tüm karakterler baştan sona derinlikli ve tutarliydi. Yazarın yoksul mahalle diline uyum sağlamaya çalıştığı ve genel olarak iyi iş çıkardığı kesin ama hastaneye geçmek diye bir kullanım vardı, sanmıyorum bu sosyo kültürel düzeyde kullanılsın, ofise geçilir ama karşı gecekenduya geçilmez sanki, oraya 'gidilir' gibi geldi. Bir de bir yerde "bir iki evde siftah yaptı " tabiri kullanılmış. Siftah bir iki kere yapılmaz, her günün ilk kazancidir o. İlkinden sonrakiler siftah olmaz. Yazarlık atölyeleri veren bir yazar ve yeni edit edilmiş bir roman için beklemediğim bir kullanım hatasıydı. Bunlar dışında okuması hüzünlü, etkileyici bir roman. Güzel.
Bazen de kitabın yan karakterleri asıl karakterlerden daha çok içine işler. Benimki de öyle oldu. Yetim ve Melek🫶🏻 @yazariylakonusanlar eylül ayı mutfağından birbirinden farklı karakter menüsüyle @fuatsevimay’ın Aynalı’sı geçti. #neokudum #aynali #fuatsevimay #ithakiyayinlari #yazariylakonusanlar #renklikalemkitap
Bir masal gibiydi. Su gibi akıp gitti. Dinleyerek başladığım, okuyarak bitirdiğim, eski Türk filmi tadında bir kitaptı. Sonunu böyle beklemiştim hiç. Sanırım ben hep sonsuza kadar mutlu yaşadılar diye bitsin istiyorum. Neyse ki mutlu olanlar da vardı.
Gerçekten kalbim sıkışarak okudum. O kadar içimizden bir hikayeydi ki. Sadece olaylar arası geçişler çok hızlı ve oldu bittiye getirilmiş gibiydi. Onun haricinde akıcı bir dili vardı. Yazara teşekkür ederim.
Ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biri oldu Fuat Sevimay.
Sonrası koca bir hiç, zifiri karanlık. Gerçekleşmemiş hayaller, eksik kalanlar, geride bırakılan ve kavuşulan soluk sarı insanlar. Hayat desen hayat değil, Ölüm desen ölüm değil. Bir acı, bir yokluk. ( Sayfa 13 )
1990 li yillarda Istanbul un kenar mahallesine goc eden bir ailenin hikayesi. Iki kizi olan Bozaci Aynali ve esi Leblebi baci! Dili yumusacik; art niyeti olmayan icten iyilik dolu insanlar! Yazimi dantel gibi; surukleyici ve ayni anda merak uyandiran bir kurgu.
Eski Türk filmi tadında tamamen içine alıyor sizi ve sürükleniyorsunuz elinizden bırakamıyorsunuz beğenerek okuduğum etkisini halen hissettiğim bir kitap oldu
This entire review has been hidden because of spoilers.