"Sen sadece yıldızların laneti değilsin, sen bir kara deliksin."
Yetmiş iki yıl önce Sirius halkının imparatorluğa isyan ettiği gece, insanlar gökyüzünde tek bir yıldız bile görememiştir. Tanrıların kendilerini terk ederek lanetlediğinden endişelenen halk, her yıl bu olayın yaşandığı günde özel güçlere sahip çocukların dünyaya geldiğine tanık olur. Yıldızların lanetiyle doğan bu çocuklar halk tarafından katledilirken imparatorluk çocukları iyileştireceğine dair bir söz verir.
Sirius İmparatorluğu'nun tek varisi ve prensesi olan Victoria Sirius da diğer lanetli çocuklar gibi yılın ilk ayının on yedinci gününde doğmuştur. İmparator Richard Sirius, yıllardır devam ettirdiği çalışmalar sonucunda yıldızların lanetini ortadan kaldırmayı başardığını göstermek için on sekizinci yaş gününde kızını halka takdim etmek isterken saraya bir baskın yapılır ve Victoria kaçırılır. Kaçırıldığı Hamal Birliği'nde, hayatı boyunca inandığı tüm gerçeklerin aslında büyük bir yalan olduğunu öğrenen Victoria, kendi ailesi ile Birlik arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.
"Sen ve ben Young taşının birer parçası gibiyiz, Victoria. Birbirimizden tamamen farklı olmamıza rağmen içimizde birbirimize ait parçalar var. Yan yana geldiğimizde bir laneti ortadan kaldırabilecek kadar güçlü ve uyumlu olduğumuzu biliyorum."
Öncelikle yazarın kendisini yıllardır takip ettiğimi ve büyük bir fanı olduğumu bilmenizi isterim.
Kitabına gelecek olursak, beğendiğimi söylemek zorundayım, hatta o kadar güzeldi ki yer yer bilincimin kapandığını anımsıyorum. Beğenmeyenler beğenmesin, haters gonna hate... Kitap tam bir şaheserdi bana göre, çünkü elimden bırakamadım resmen. Victoria ne yapacak, ne edecek diye gözüme uykular girdi! Betimlemeleriyle olsun, kurgusuyla olsun, karakterleriyle olsun her şey muazzamdı. Victoria kesinlikle her şeye mızmızlanan, güçsüz, ezik bir karakter değildi. Hele William... Öff hüüpp diye içine çek beni be yiğidim bee! O neydi bee, heyytt beee!
Kurgu hakkında söylemek istediğim bir şey yok zaten, ne kadar mükemmel ve unique olduğunu benim gibi okuyanlar çok iyi bilir. On numara beş yıldız. Kitaba gerçekten doyamadım. Devamını iple çekerken, dört gözle bekliyor olacağım.
Ya sen çok güçlü bir karakterdin Victoria, seni okurken ağzım göğsüme kadar düştü her defasında. Herkesin babasının çocuk katili olduğunu yüzüne vurmasına rağmen, "Babam çocuk katili olabilir ama ben aile katili olmayacağım!" diyerek babasını savunan koca yürekli kız seni. Hele William ile aralarındaki ilişki... Ben de istiyorum ya! Bu kadar içten, yüzeysel olmayan ve tamamen gerçeklikten uzak bir ilişki her genç kızın hayalidir. Erkek gibi erkekti. Aralarındaki enerjiyi kitaptan iliklerime kadar hissettim. Öff, düşününce yine bir titredim.
Kelimeler kifayetsiz...
Harika...
Yönetmen: Kestik!
Esra: Allah'ını seven birisi şu kitabı hemen elimden alsın!
Kitabı sevmeyi gerçekten çok istemiştim çünkü yazarı severek takip ediyorum. Ne yazık ki hiç sevemedim. Nedenini detaylı olarak açıklamak istiyorum. Biraz uzun bir yorum olabilir. :) Öncelikle konusu hiç orjinal değildi. Özel güçlerle doğan çocuklar ve onlara karşı olan kişilere karşı verilen savaş daha önce birçok kez yazıldı, fimlere konu oldu. İlk hayal kırıklığım buydu. Ben daha farklı bir şey beklemiştim. Kitapta özel güçler dışında fantastik hissettiren bir şey de göremedim. En azından bana öyle bir his geçmedi. İkinci olarak karakterler çok klasikti. Gençlik kitaplarında veya dizilerinde bu karakterlerden bol bol bulabilirsiniz. Anlayışlı yakın arkadaş, kendisinden haksız yere nefret eden kadın karakter, herhangi bir sebep olmaksızın tanıştıktan bir süre sonra ana karaktere aşık olan karakter (açıkçası henüz açıklanmasa da ikisinin geçmişten bağlantısı oldugunu ama yazarın yine de okuyucuya ilişkiyi iyi geçiremediğini düşünüyorum) , sürekli ana karakterle uğraşan eğlenceli erkek karakter (yine de kitapta en sevdiğim karakter oldu). Karakterlerin birbirleriyle ilişkileri de bana hiç geçmedi. Özellike kitaptaki ana çiftin ilişkisi. Üçüncü olarak kitabın yazım şekli ve düzenlenmesi bana göre yetersizdi. Yazarın ikinci kitabı oldugu için kendini her kitabında daha da geliştireceğini biliyorum. Kitabın dilinde beni en rahatsız eden şey tekrar eden cümlelerdi. 100. sayfaya gelene kadar o kadar çok “18 yaşıma kadar bir kulede kapalıydım. 18 yaşıma kadar kollarım kan içindeydi. 18 yaşıma kadar özgürlük görmedim. 18 yaşıma kadar acı çektim…” ve benzeri cümleler vardı ki tamam artık anladım diye kitaba bağırasım geldi. Ayrıca ana karakterin düşüncelerini okurken o zamana kadar olan olayların tekrarını da birkaç kez okumuş olduk. Örnek vermem gerekirse bir olay oluyor ve biz bu olayı okuyoruz. Olay bittikten sonra ana karakter bu olayı düşünüp değerlendirme yaparken olayı tekrar okuyoruz. Bu da beni çok sıktı. Son olarak kitabın tamamen bir giriş kitabı olarak yazılması da bana kitabı sevdirmeyen şeylerden biri oldu. 300 sayfayı sırf ikinci kitapta olaylara girebilmek için okumuş olmayı pek sevmiyorum. İlk kitapta dünya ve karakterlerle tanışırken aynı zamanda olayların olmasını severim. Bu kitapta sayfa 250ye kadar hiçbir şey olmadı. Olan şeyler de hep aynıydı. Ana karakter bir şey öğreniyor, ağlayarak veya sinirle kuleye dönüyor, bir başka karakter kapıyı tıklatıyor ve biz aralarında geçen diyalogla karakteri tanıyoruz veya bir bilgi öğreniyoruz. Bu durum sayfa 250ye kadar çok kez tekrar etti. Açıkçası okurken sıkıldım ve bitirmek için kendimi sadece yazarı sevdiğim için zorladım. İkinci kitabı okuyup okumayacağıma kitap çıkınca moduma göre karar vereceğim. Kitabı yetişkin fantastik kitap severlere önermiyorum.
Sanki bir kitabın birinci taslağını okudum.. Fikir güzeldi kurgu biraz klasik olmasına rağmen ilgi çekiciydi ama gerek karakterler, gerek de anlatım tarzı olsun çok yetersiz geldi bana. Dünya da çok ayrıntılı değildi ama bunun baş karakterin on sekiz yaşına kadar hapis hayatı yaşamasına veriyorum. Yine de kitap çok amatör hatalarla doluydu. Yazar belki bu kadar aceleye getirmese, kitabın birinci taslağını yazdıktan sonra daha çok beklese ya da ne bileyim en azından daha iyi bir editörü olsa çok daha iyi bir kitap okuyabilirdik. Kitap merak uyandıran bir yerde bitti ama hiçbir karakter canlı gelmediği ve yazım tarzı beni ittiği için muhtemelen seriye devam etmem.
Her halinden giriş kitabı olduğu maalesef belliydi. Daha çok olay -özellikle fantastik- okumayı bekledim ama kitabın son bölümünde anca birtakım olaylara yeni yeni giriyorduk… Evet, bundan sonra ne olacağını merak ederek kitabın kapağını kapattım ama :)
Olayların gelişmesi çok hızlıydı, betimleme yapılarak bir tık daha detaylı anlatılsaydı hiçbir sorun olmazdı bence. Karakter gelişimleri fena değildi fakat ben William ile Victoria arasında duygusal bir çekim göremiyorum bir türlü. Bir şeyler çok hızlı ilerlemiş gibi ve bu yüzden ikisinin ilişkisi bana içten gelemiyor :( O duyguyu alamıyorum…
Her şeye rağmen yazara emeği için teşekkür ederim. İkinci kitapta daha çok orijinal fantastik sahne okumayı ve kurgunun bu sefer kendini diğerlerinden farklı kılmasını umuyorum :) İkinci kitabın yazım ve basım aşamaları ile ne anlatacağını da merakla bekliyorum… :)
Öncelikle Sena Nur Işık severek takip ettiğim biri. Ayrıca genç bir Türk yazar olarak fantastik türde bir eser ortaya koyması takdir edilesi. Kitabıyla ilgili eleştirilecek birkaç nokta var. Fikri güzel. Bize fantastik bir evren sunduğu için karakterlerin güçleri dört elementin dışına çıkabilirdi, evrenin bazı unsurları gerçek yaşamdan farklı olabilirdi diye düşünüyorum. Yazar orta çağ karakterlerinin üstüne biraz dört element serpiştirmiş diyebilirim. Evren gerçekten biraz daha düşünülebilirdi. Victoria'nın yaşadığı şoku kabullenmekle birlikte yine de çok tutarsız davranışlar sergilediğini düşünüyorum. Pek mantıklı biri değil kendisi. Baban katil işte, çok uzatma kızım. Adelina bir erkek için hemcinsine bu kadar kötü davranmamalıydı. Elbette Victoria'nın kendisiyle de derdi var fakat son konuşması hariç biz Adelina'nın, Victoria'yı William'dan kıskandığı için kıza kötü davranmasını okuduk. Gerek yok, kadınlar birbirinin kız kardeşidir 💓 William ve Victoria ne ara bu kadar samimi oldular gerçekten kaçırdım, ilişkileri çok hızlı örüldü ve bence buna da gerek yoktu. Annesinin atını hediye etti, nikah da kıysaydın kardeşim. Kitapta bir olmamışlık var. Sebepler bunlar mıdır bilmiyorum ama var. Son 20-30 sayfa inanılmaz sürükleyiciydi. Kitap bunun dışında da akıcı bir kitap. Neyse ki Sena Nur Işık üretken ve yolun başında birisi, çok daha güzel şeyler kaleme alacağından eminim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Öncelikle kitabın konusu aşırı özgün değil ama kötü de değil. Hatta kitap genel olarak kötü değildi. Ama beni anlatımda ve son sayfalarda rahatsız eden şeyler olduğu için 2 yıldız verdim. Bence anlatım bakımından kitabın editörlüğü daha iyi yapılabilirmiş. Mesela ilk sayfalarda birkaç sayfada sürekli "terzi kadın" ifadesi geçiyor. Bunun bir benzeri de "bir gülümseme gönderdim" bu ifadeler kitabın belirli yerlerinde sürekli geçince hem akıcılığı bozdu hem de beni gıcık etti. Bunlar dışında akıcılık güzeldi ama her şey bir anda oldu bitti. Ve bence 17.bölümün başlangıcını ilk baştaki bölümlerde okumalıydık.
**buradan sonrası spoiler içerir** Aslında 3, 4 yıldız arasında kararsız kalmıştım ama son bölümlerde geçen o "anlaşma" olayı bence çok klasik ve çocukların başına gelen şeyden sonra kitabın türü tamamen değişti. Kitabın fantastik değil distopya, gerilim olarak geçmesi gerekiyor bence. Bu sebeplerden sonra 2 yıldızda karar kıldım.
Bu kitabı o kadar ama o kadar çok sevdimki.. uzun süredir bi kitap beni böyle içine cekmemisti bi solukta okudum. Bu kurgu için Sena ablaya teşekkür etmek istiyorum umarım daha da büyüyüp emeklerinin karşılığını fazlasıyla alırsın 💓 ikinci kitabada direk başlıyorum sonu çok sasirtmisti şu an merakimdan kendimi yemek yerine ben ikinciyi okumaya kacarr
Hayatımda okuduğum en kötü kitaptı. kanka sen yazma ya
1) Serinin başlıkları aşırı klişeydi. Yıldızların Laneti, Güllerin İhaneti, Küllerin Kehaneti, Gökyüzünün Cenneti.... 1. sınıftaki ilk kafiye yapma şiirimiz aklıma geliyor. Tamam, kafiye iyi hoş ancak her başlıkta bir isim tamlaması yapılmamalı bence hele yazarın ilk kitabı değilken.
2) Kitapta kızın bilinci sürekli kapanıp kapanıp duruyordu. Sürekli "bilincim kapandı" ifadesini kullanmak yerine daha yaratıcı cümleler kullanılabilirdi.
3) Ana karakter sürekli ağlıyordu. Tamam, ailesi ile ilgili bilmemesi gereken şeyler öğrenmiş ve hayatında çok fazla gelişme çok az zamanda olmuştu, ancak ana karakterin sürekli ağlamasını okumak hem aşırı sıktı hem de karakterde zaten hiç olmayan "güçlü kadın karakter" aurasını lekeledi. Karakter bu şekilde ise sonrasında güçlü kadın karakter olarak tanıtılamaz.
4) Bu biraz kişisel bir görüş ancak kitaptaki "lanetli" insanların aynı günde doğup ta yazarın da o gün doğmuş olması inanılmaz komik geldi. Ben olsam bu günü 31 Aralık, 1 Ocak veya 29 Şubat gibi bir "farklı" güne koyardım, yazar kendini özel hissetmek için saçmalamış.
5) Aaron'dan cidden nefret ediyorum. Senelerdir Victoria ile görüşmemelerine rağmen birden gelip kızın bütün hayatına müdahale edemez. Aşırı sahiplenici pislik olan erkekleri hatırlattı bana, yazar bir sonraki Warner, Cardan, Jacks, Xaden ve Dorian'ı yazmaya çalışmış ama Zade Meadows geni gene baskın gelmiş.
6) Diyaloglar inanılmaz sıkıcı ve komikti, sesli bir şekilde okuduğunuzda "ne diyor bu" vibe ı oluşturuyordu, ve karakterler sırf konuşmak için konuşmuş. Her şey mecazi ve derin bir anlam katmak için bir şeylere benzetilmiş ve inanılmaz gıcık eden bir yazım stiliydi.
7) William ve Adelina'nın evlenmesi inanılmaz saçmaydı. Yazar sırf kıza aşk acısı yaşatmak ve Aaron'a doğru kaymasını sağlamak için tekrardan saçmalamış, ters köşe ve ihanetimsi bir şey yapmak için denemiş ancak Colleen Hoover vakası tekrardan oluşmuş.
8) Kız cidden herkes ile shiplenilebiliyordu. William, Aaron, Adelina, Diana ve OSCAR'LA BİLE SHIPLENILEBILIYORDU. Oscar ve Victoria'nın serinin ortalarında hafif flörtleşmelerinden nefret ettim, inanılmaz derecede Kitt ve Paedyn vibe aldım.
Ekstra olarak yazardan inanılmaz derecede soğuduğumu söylemek istiyorum. Buz Krallığı'nda tecavüzü romantikleştirdi ve bütün kitap kadınların her işin üstesinden gelebileceğini anlatmak yerine bunu anlatmaya çalışırken daha da batıran bir ton sayfadan ibaret.
Bu serinin bu kadar kötü olduğu düşünülürse, Asel ve Buz Krallığını düşünemiyorum bile. Yanlış anlaşılmak istemiyorum, yazarı seviyordum ve daha yumuşak eleştirmeyi düşünmüştüm ancak bu Buz Krallığı durumu nedeniyle kadınları savunmak için yazılmış bir kitapta tecavüzü romantikleştirmiş bir yazarı desteklemeyeceğim ve kibar da olmayacağım.
Fikirler farklıdır, benimle aynı fikirde olmanıza gerek yok ama kitabın abartıldığını ve beklentinizin çeyreğini bile karşılamadığını kabul etmeniz gerekiyor. Kitap üzerine tartışmak isteyen varsa, buradan köpeklerine tekme atmışım gibi yazarı ölümüne savunmaktansa istek atıp özelden fikrini belirtirse sevinirim :)
NOT: 0 yıldız veremedim ondan böyle 1 yıldızı bile haketmiyor. kanka sen harbi yazma
Büyük ümitlerle elime aldığım bir kitaptı ve beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattı. Çok basitti, sıradandı, düzdü. Yazım dili de aynı şekilde. 300 küsür sayfası vardı ama 150 sayfalık çocuk kitaplarından bir farkı yoktu ki yazı puntosu çok büyük olduğu için, çocuk kitaplarına eşdeğer olduğunu söyleyebilirim. Gerçekten bütün hevesimi söküp alan bir kitap oldu. Atlaya atlaya, sıkıla sıkıla okudum her bir satırı... Üzücü... Keşke tasarımına verilen önem kurguya verilseydi. Gerçekten üzücü...
!!! BU YORUM KİTAP HAKKINDA BÜYÜK SPOILER İÇERİR !!!
Yazarı 2016'dan beri Instagram'dan aktif olarak takip ediyorum ve çok sevdiğim biridir. Kitabın duyurusunu yaptığı zaman içimden "Sonunda yurt dışı standartlarında fantastik kitaplar çıkarmaya başlıyoruz." diye geçirerek heyecan yapmıştım. Kapak tasarımı harikaydı, fantastik evren için harita çizilmişti, beklentim tavandı… Muhtemelen bu yüzden çakılışım da sert oldu.
Beklentimi bu kadar yüksek tutmasaydım da çakılabilirdim çünkü anlatım şeklini hiç sevemedim. Kitabı okuyup bitirmeme rağmen aklımda hala canlanabilmiş bir mekan yok. Oluşturduğu fantastik evrenin mekan ve çevresini anlatırken çok zayıf kaldığını düşünüyorum. Özellikle son bölümlerdeki saray basma sahnesinde kim nereden atladı nereye girdiler bunları takip ve hayal etmek bir hayli zordu. Belki Victoria genel olarak sarayı dışarıdan hiç görmediği için bütün bir saray resmi alamıyoruzdur diye düşünmek istesem de en azından gördüğü kısımlar daha güzel açıklanabilirdi bana kalırsa. Dolaylı olarak oluşturulan mekan tam açıklanamadığından fantastik ögenin sadece güçlerle sınırlı kalmış olması biraz hayal kırıklığıydı.
Düşünceler ve olaylar sanki daldan dala atlıyormuş gibiydi. Kitabın büyük bir kısmında da geçen olaylar şu şekildeydi: Birlik'ten Victoria bir şeyler öğreniyor, ağlayarak kuleye dönüyor, geçmişinden bir şeyler okuyoruz sonra ertesi gün aynı senaryo yeni bir bilgiyle tekrarlanıyor. Ayrıca Victoria'nın ve diğer karakterlerin sürekli olarak ağlaması da biraz sinirlerimi bozdu. Anlıyorum bütün hayatı boyunca bir yere kapatılmak hoş bir yaşam tarzı değil ancak neredeyse her karakter ağlayınca birazcık sıktı açıkçası. Eğer yazar bunu devam kitaplarında karakter gelişmesi olarak planladıysa ilk kitaptan başlasaymış daha iyi olabilirmiş çünkü Victoria'nın saraydan ayrılışından sonra karakter olarak herhangi bir gelişme göstermediğini düşünüyorum.
Karakterlerle ilişkiler ve dialogların çok sığ olması da ayrı bir sorundu. Hatta Victoria ve William'ın saçma sapan ve birden ortaya çıkan ilişkilerinden bahsetmek bile istemiyorum. Karakterlerin hepsinin bir anda tanıştırılması ve kendilerini soyadlarıyla tanıtması bence bütün samimiyeti öldürdü. Karakterler arası dialoglarda genel olarak konuşma olsun diye yerleştirilmiş hissi vardı ya da bu karakter uzun zamandır ses çıkarmadı şuna bir metin ekleyeyim gibiydi. Bazı konuşmaları bu konunun dışında tutuyorum çünkü gerçekten altı çizilecek hoş ve derin anlamlı cümleler de vardı. Bunu yazarın kitapları okurken altını çizme sevgisine bağlıyorum. Ancak aralarındaki olay akışları kitabı çekilmez kılıyordu. Hem bu durumun okuyucuyu, en azından beni, kandırdığını düşünüyorum çünkü kitap tanıtımı için hep bu cümleler kullanılınca aradaki olayların da bu şekilde bir anlatım diline sahip olacağını düşünmüştüm.
Son olarak da Victoria'nın dengesizliğinden bahsetmek istiyorum. Hem babasının katil olabileceğine inanmıyor hem de babasının ona yaptığı şeylere kızıyor. Yani öz kızına onlarca sene yaptığı şeylere bizzat tanık olduktan sonra hala babasının katil olabileceğine inanmaması "illa gözümle görücem" demesi… Babasının katil olma düşüncesinin geçtiği bütün sahneler boyunca saçımı başımı yolma isteğiyle okudum kısacası.
Bu kadar gömmeme rağmen sevdiğim kısımları da vardı. Mesela yıldızlı geceler ve sabahlar olayına bayıldım. Bölümler geçerken başlıklarda yıldızların olması ama 2. Bölüm 17 Ocak günü gerçekleştiği için başlığında yıldızların olmaması güzel bir detaydı. Bir de Oscar favorimdi çünkü esas oğlanın şakacı kankası karakteri sevmemek olmazdı.
Genel olarak kitap için notum 2.5'tan 3/5 çünkü her ne kadar anlatım dili, karakterler ve dialoglarla ilgili sıkıntılarım olsa da konunun nereye bağlanacağını merak ediyorum. Ayrıca işin içindeki tasarımdan tutun çıkış anına kadar olan bütün emeği, çabayı takip ettim. En çok hayal kırıklığına uğrama sebebim de bu zaten. Bu kadar emeğin sonunda gerçekten böyle bir anlatım beklemiyordum en azından taslak kurgu gibi bir şey olmaması lazımdı bana göre. Güzel bir kurgu boşa harcanmış gibi hissettirdi. Güzel şarkı sözü yazabilirsiniz ancak sesiniz güzel değilse sözlerinin güzelliğini anlatamazsınız.
Dip not: Aaron'un ölmediğini en başından beri biliyordum haha :D ve aşk üçgeni yaşayacaksak tarafım kesinlikle Aaron.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yıldızların Laneti | Sena Nur Işık İlk önce şunu söylemem gerekirse kitap fantastik bir kurgu ve Sena'nın oluşturduğu o fantastik evreni gerçekten sevdim. Kitabı okurken serinin ilk kitabı olduğunu hissediyorsunuz ama bunu rağmen ben kitabı gerçekten çok severek okudum. Sena'nın oluşturduğu evren o kadar sürükleyiciydi ki elimden kitabı bırakamadım ve bir çırpıda okudum. Sizlere konusundan bahsetmem gerekirse; Sirius İmparatorluğu diye bir İmparatorluğumuz var. Bu imparatorluğa bundan yetmiş iki yıl önce halk isyan ediyor ve bu isyan edilen gecede gökyüzünde tek bir yıldız dahi görülmüyor. Halk bu olayla birlikte Tanrıların onları lanetlediğini düşünüyor. Aynı zamanda her yıl gerçekleşen bu gecede doğan çocukların özel güçlere sahip bir şekilde doğuyorlar. Halk onlara ucube gözüyle bakarken onları katlediyor ve imparatorlukta onları iyişleştirmek adına onları alıyor. İşte bu lanetli çocuklardan biri olarak doğan kişi ise Sirius İmparatorluğu'nun tek vârisi Victoria Siriusdur. Bu iyileştirme politikasını tabi ki kendi kızı dahi olsa onun üstünde dener ve Victoria'nın on sekizinci yaş gününde halka bunu kanıtlamak için Victoria'ı halkın önüne çıkartır ama tam o sırada Victoria kaçırılır. Kaçırıldığı Hamal Birliği'de ise asıl gerçekleri görüp bir seçim yapmasını okuyacağız. Son olarakta kitaptaki karakterlerin hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Adelina'nın Victoria' a karşı olan tavırları beni bazen çok irite etti ama yine de onun da geçmişte bir şeyler yaşadığını düşünerekten ona yumuşak kalmak istiyorum ikince kitapta neden bu kadar öfkeli olduğunu öğreniriz umarııım. Williamda da bir takım gizemler var aşırı merak ediyorum onu da. Bir de William ve Victoria arasında olan olaylar bir anda hızla gelişti gibi geldi bana ama bunu da ikinci kitapta sanki nedenş öğrencekmişiz gibime geldi ve Victoria'nın bugüne kadar hiçbir insanla doğru dürüst bir ilişki yaşamadığını da düşünürsek aslında bir anda kapılması da olağan gibi. Emin olamadım yani ama gerçekten karakterlerin yaşadığı zorlukları ve acıları okumak aynı zamanda da onların içinde mücadeleyi hissetmek hem güzel hem de acı vericiydi. Eğer fantastik sever bir okursanız size bu kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. İkinci kitap için kendimi bekleme moduna aldıım. Çok heyecanlıyım.
Hepinize merhaba! Lafı fazla uzatmadan kısa bir inceleme yazmak istiyorum.
Öncelikle kitabın kurgusu müthişti. Sizin de bildiğiniz üzere fantastik kitaplarda yepyeni bir dünya ve yepyeni kavramlar yaratmak gerekir. Ki bu oldukça zor bir şeydir. Yani uğraştırıcı diyelim. Ama yazarımız gayet güzel bir hayal gücü ile bu kitabı kuşatmış. Ayrıca bu kitap "Türkler fantastik yazamaz." kuramını da çürütüyor bence. Kitap aşırı büyüklere hitap eden bir kitap değil. Aksine gayet sade bir dili var. Rahat 11 yaş üzeri okuyabilir diyebilirim. Karakterler birbirinden eşsizdi. Her çeşidini görebilirdiniz kesinlikle.
Şimdi ise birazcık rahatsız olduğum bir konudan bahsetmek istiyorum. Kitapta çok fazla acı vardı yani yaygın bir şekilde Victoria'nın yaşadığı fiziksel acıları dönüp dolaşıp her bölümde yeniden anlattı. Açıkçası bu biraz benim canımı sıktı yani bu kadar fazla aşılamasına gerek yoktu bence.
Kitap ideal bir başlangıç kitabıydı. Ama sanki birazcık daha olay olabilirdi bana kalırsa. Mesela bu kurguya çok yakın bir kurgu olan "Hainin Oyunu" serisinde ilk kitabı yine sayfa sayısı aşağı yukarı bu şekilde de olsa daha fazla aksiyon vardı. Bana kalırsa daha fazla aksiyon olabilirdi.
Onun dışında kitabın cildi çok güzeldi. Puntosu beni öyle bir içine çekti ki sırf baskının güzelliğinden dolayı bile okunabilir. Karakter kartı ve posteri de harika tasarlanıp çizilmişti. Yani hazırlığın dört dörtlük olduğunu söyleyebilirim.
Gelelim kitabın sonuna... Hâlâ etkisinden çıkamamış durumdayım. İkinci kitap çıkana kadar da durmayacağım sanırım. Hiç böyle bir şey beklemezdim. Kitapta sürekli ters köşe beklemiştim ama son bölüme geldiğimde nihayetinde pes etmiştim. Ta ki 19. Bölümü görene dek. Sırf o olay için bile kitaba 5 puan verilir. Ama dediğim gibi bazı noktaları vardı. O yüzden dört vermeye karar verdim. Ama eğer şu an Sevgili Sena Nur Işık bu incelemeyi okuyorsa ona asla yazmayı bırakmamasını söylemek isterim. Çünkü her yeni kitapta hatalarının üstüne gidip bir daha tekrarlamamaya başladığını görünce yazma isteği daha da harlanacak ve biz yine onun kitaplarını almak zorunda kalacağız :')
Kitaba bayıldığımı söyleyemem ama kesinlikle sevdiğimi söyleyebilirim. Kitabın tasarımı mükemmel olmuş gerek kapak tasarımı gerek karakter kartları her şeyiyle harikaydı. Ben genel olarak çoğu karakteri sevdim. William’ın naifliği der surarım. Diana’nın anaçlığı 🫶🏼 Şimdi gelelim neden puan kırdığıma. Anlatım dilinde bazı yetersizliklerin olduğunu düşünüyorum. Özellikle yazarın bazı fantastik sahnelerde yazarken hayal ettiği olayı tam olarak yazıya dökemediğini ve bununda okuyucu da o olayı gözünde tam olarak canlandıramamasına sebep olduğunu düşünüyorum bu yüzden de bazı sahneleri hissedemedim bir puanı burdan kırdım. Tabiki de bu yazarın ilk fantastik kitabı olduğu için bunlar çok normal. Yazdıkça bunu da geliştireceğini düşünüyorum. Onun dışında bir serinin giriş kitabı olduğu çok belliydi. Baş karakter Victoria’nın içsel dünyasında çok tekrarlanan şeyler oldu yine de bu beni sıkmadı ve kitabı sürükleyici bir şekilde okudum ama Victoria’nın içinde yaşadığı bu tekrara dönen düşünceler vesaire de çok normal sonuçta 18 yıllık yaşamınızın bir yalan olduğunu öğreniyorsunuz. Burda ki hissedilen duyguyu yazar güzel bir şekilde bana geçirdi. Kitapta olaylı şeyler çok fazla yoktu. Daha çok olaylı şeyler okuyalım isterdim ama dediğim gibi daha çok diğer kitaplarda bulunacak olaylara zemin hazırlığı niteliğinde bir kitap olmuş fakat serinin ilerleyen kitaplarında bunlara doyacağız ve karakter gelişimini de güzel bir şekilde okuyacağız bence. Kitapta daha çok Victoria’nın kendini ve ailesini keşfedişine odaklanılmıştı. Kitabın sonuna diyecek sözüm yok zaten. Öyle bir yerde bitti ki…Zaten Sena Nur Işık sever böyle sonları.
Sena yıllardır sosyal medya üzerinden takip ettiğim ve çok sevdiğim bir kadın. Bu kitabın yazılma aşamaları, baskı süreci ve çıktığında izlediği yol vs. hepsini takip ediyor ve okumak için sabırsızlanıyordum. Fantastik fazla deneyimlediğim bir tür değil, en azından kitaplarda ve bu ilk okuduklarımdandı diyebilirim. Aslında 2021 Ekim ayında çıktı ama okumaya ancak geçen ay fırsatım oldu. Çok beğendim. Olayların içine hızlıca giriş, -ki böyle kitaplar çok hoşuma gider- karakterleri tanıma ve anlama süreci, toplumu kavramak ve sürülen yaşantının farkına varmak, amaçlar... Hepsini bence gayet güzel işlemiş Sena. Kurgu ne kadar özgün, ne kadar iyi, buna kendi içimde karar versem de burada paylaşmak için biraz tecrübesizim, dediğim gibi fantastik alışkın olmadığım bir tür ama devam etmek için heyecanlıyım. 'Güllerin İhaneti' serinin ikinci kitabı ve 'Lanetin Tarihi' de bir novella. İkisi de elimde ve bir an önce okumak için sabırsızlanıyorum.
3.5 / 5 Aslında konusu gayet ilgi çekici olmasına rağmen gerek konu işleyişi gerekse dil bakımından eksik yönleri bulunan bir kitaptı. Ama bence yazarımız önceki kitabına göre dilinin gayet de geliştirmiş bu nedenle kendisini tebrik etmek istiyorum. Spoiler uyarısı! Bir kere kitap çok hızlı ilerledi. Baş karakter Victoria ne ara kaçırıldı, ne ara eğitim aldı da dövüş sanatlarında usta oldu anlamış değilim. Victoria ve William aşkı tabiri caizse yıldırım aşkıydı. Slowburn aşkları okumayı seven birisi olarak bana aralarındaki ilişkiyi yazar maalesef ki geçiremedi. Sonu gayet iyi bir yerde bitirilmişti. Fantastik tür okumaya başlamak isteyen okuyucular için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum. Dili gayet akıcıydı eğer ki vaktiniz varsa bir oturuşta bitirebileceğiniz çerezlik bir fantastik kitaptı
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bence mükemmel bir kitaptı okuduğum en güzel kitaplardan biriydi konusu olsun yaşanan olaylar olsun hepsi ayrı ayrı güzeldi ve karakterleri çok güçlüydü konusuda öyleydi hem üzüldüğüm hem heyecanlandığım ve merak ettiğim bölümler oldu okumaya değer bir kitap bence banbaşka bir kıtada geçen yıldızlı bir hikaye gerçekten öyle kurgusu anlatış biçimi hepsi çok güzeldi ben beğendim kitabı.
I think it was an excellent book, it was one of the most beautiful books I read, whether it was the subject or the events that took place, they were all beautiful separately and the characters were very strong in the subject, there were chapters that I was both sad and excited about and wondered about a book worth reading I think a starry story set on a different continent was really beautiful in the way it was told so I liked the book.
Yazarımızın ikinci kitabı ve yıldızların laneti serisinin ilk kitabı.Kitapta bir lanetimiz var,her Ocak ayının 17.gününde doğan çocuklarda görülüyor.Bu lanete sahip çocuklar hava,su,toprak ve ateşe hükmediyor.Ana karakterimiz Victoria da ateşe hükmediyor.Babası ülkenin kralı ve lanetli çocukları iyileştirme vaadi vermiş,kendi kızının iyileştiğini göstermek amacıyla halkın önüne çıkardığında Victoria kaçırılıyor.Kaçırıldığı yerde Victoria babası hakkında bazı şeyler öğreniyor ve bunların doğru olup olmadığı hakkında kararsızlık yaşıyor.Kitabımız genel olarak böyle bir kitap.Ben kitabı beğendim,fantastik okumaya yeni başlayan kişiler için çok rahat bir kitap ve sonu bence tahmin edilebilirdi en azından ben tahmin ettim.Fantastik okumayı seviyorsanız alıp okuyun
Yazarına aşık olmama rağmen kitaba çok ön yargılı başlamıştım çok fazla beğenilen yada abartılan şeylere karşı bir tık uzak kalıyorum çünkü gerçekten yazarını çok sevdiğim için deneyip bir şans vermek istedim o kadar güzel bir kitaptı ki ne ara bitti anlayamadım klasikleşmiş kitaplardan çok uzaktı o kadar farklı bir içeriği vardı ki aşıkk oldum okurken kendimi karakterlerin yerine çok rahat koyabildim ve onlarla sanki o heyecanı ,gerilimi ,üzüntüyü yaşadım . Ben çoook severek okudum okumayan kaldıysa tavsiye ediyorummmm .
Açıkçası bu kitap hakkında ne demem gerektiğini bilmiyorum. Yıldızların Laneti’nin mükemmel bir kitap olduğunu adına bakınca bile tahmin edebiliyordum. Yıldızların Laneti bittiğinde direkt kitaplığınıza koyabileceğiniz, “Şükür, bitti de kurtuldum.” diyebileceğiniz bir kitap değil, bittikten sonra düşündürten, geçtiğiniz bölümlere hızlı hızlı merak duygusuyla geri döndürten bir kitap. Gerçi yazarın “Asel” romanını okumuşsanız beni kesinlikle anlıyorsunuzdur zaten. Yazarın kitaplarının şöyle bir özelliği var; girişi hoşunuza gitmezse ortası veya sonu, ortası hoşunuza gitmezse girişi ve sonu, sonu hoşunuza gitmezse girişi ve ortası hoşunuza gidiyor. 314 s. - 10/10
“Herkes hakkında bir şeyler söylerler ama bunlar her zaman doğru olmaz.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Özetle kitabı çok sevdim, akıcı ve sürükleyiciydi. Evrene bayıldım. Fantastik sevenlere önerebileceğim ve benimde sabırsızlıkla ikinci kitabı beklediğim bir seri oldu. ............
Eğer o ,,Merhaba sevgilim" diyen Aaron ise var yaaaaaaa üff. Niye bu sözleri söyleyen ,,ölen" Aaron olduğunu düşünüyorum bilmiyorum ama William olmadığı kesin. Gözleri bal renginde dediğine göre. Oscar değildir diye düşünüyorum. Ay bilmiyorum ikinci kitabı okumak için can atıyorum.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kurgusunu beğendim. Dili oldukça sade ve akıcı. Zaten fantastik bir kitapta olması gereken de bu bence. Lanetlerini kullanma şekilleri bana Avatar The Last Air Bender’ı çağrıştırdı fazlasıyla. Ama beni rahatsız etmedi. Adelina ve ilk başlarda Oscar’ın öfkesi duygu olarak bana çok net bir şekilde geçti. Devam kitabını merakla bekliyorum.
Müthiş bir kapak tasarımı, çok emek verilerek yazılmış bir evren. Gerçekten türk yazarların bu tarz kitaplar yazmasını daha çok isterim. Sena'nın kurduğu bu evreni çok sevdim ama yetersiz buldum. Daha çok detay, karakterler hakkında daha çok bilgi istedim hep okurken. Bu konuda biraz yetersizdi ama yine de devam okuyacağım bir seri.
Bir Türk yazarın böyle bir kurgu yazması gurur verici! Sena Nur Işık'ı zaten çok seviyorum, çok tatlı biri. Kalemi de kendi gibi harika. Okuyun ve bu adaletsizliklerle dolu fantastik dünyaya dahil olun!
10/10 Yazarın henüz ikinci kitabı olmasına rağmen yine çok çok iyi bir kurguydu. Anlatım dili çok iyi ve akıcıydı. Victoria'nın kararları ve davranışlarını çok benimsedim. Kitabın sonu kesinlikle beklediğim bir şekilde bitti. Aaorun'un ölmemesine çok sevindim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kesinlikle çok sevdiğim bir kitap oldu. Öncelikle şunu söylemeliyim, tam bir giriş kitabıydı fakat buna rağmen çok güzeldi💗 Oldukça beğendim ve ikinci kitabın da harika olacağından hiç şüphem yok. Sadece eleştiri bile sayılmayacak bir şey var. William ve Victoria ilişkisi çok hızlı gelişti, yani birbirlerine benzemediklerini söylüyorlar ama buna rağmen annenden kalan atı hediye etmek?? Ne ara bu kadar samimi oldunuz?! Bunun dışında gerçekten harika bir kitaptı💫🌟
This entire review has been hidden because of spoilers.
yazarın potansiyeli var ve yükseliyor ama bu kitap için görüşlerim pek de iyi değil hepsi şahsi görüşlerim yazardan çok daha iyi bir şeyler beklemiştim ama genede çok da kötü değil okuyabilirsiniz özellikle sanki biraz daha 10 13 yas aralığına hitap ediyor gibi
Ilk ayın 7'sinde doğan çocukların özel güçleri oluyor ve biz Victoria'nin hem ailesinin sırlarıyla hemde güçleriyle nasıl başa çıkacağını öğreniyoruz. Oldukça akıcı ve sürükleyiciydi. 10/10