Şiirli yastık olur mu demeyin. Sivas Kongresi için kente gelen Mustafa Kemal Paşa’ya, Sivas Sultanisi’nin ikinci katındaki bir oda ayrılır. Yatağın üstünde, bir genç kızın çeyiz sandığından alınan, çiçek motifli ipek bir örtü vardır. Mustafa Kemal, yastıklara işlenmiş iki dizeyi okuyunca, Mazhar Müfit Bey’i yanına çağırır. Mazhar Müfit Bey telaşlı ve biraz da mahcup, yastıklardaki beyitlerin kendisi için yazılmadığını, asla böyle bir kasıtları olmadığını anlatmaya çalışırken, Mustafa Kemal açıklamanın gereksiz olduğunu ve şiirdeki uyarının herkes için doğru olduğunu söyler. Sivas Kongresi günlerinde, Mustafa Kemal’in başını koyduğu yastık kılıflarına yazılı şiirin ilk dizesi şöyledir: “Dünyanın makamıyla gururlanıp incitme insanı…”.
Şiirli Yastık’a her bir motifi özenle, sevgiyle, dinmeyen bir merak ve araştırma hevesiyle işliyor Sunay Akın. Anadolu’nun kurtuluş mücadelesindeki yerleri eşsiz tıbbiyeli çiçeklerimizi, Nâzım’ı, Orhan Veli’yi, Deniz’i, Halet Çambel’i, cesaret ve dirençleriyle insanlığa adanmış daha pek çok yaşamı aktarıyor. Bu keşifleriyle umut oluyor bizlere.
Şükrü Sunay Akın (d. 12 Eylül 1962), şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu.
12 Eylül 1962 tarihinde Trabzon'un Maçka ilçesinde doğdu (bu yüzden 18 yaşından beri doğum gününü kutlamamaktadır). Ailesi, onun daha iyi eğitim görebilmesi için, 10 yaşındayken İstanbul'a taşındı. Lise öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu.
İlk şiirini, Meteoroloji Müdürlüğü'nde çalışan bir memurun kızına yazar. Henüz 9 yaşındadır. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri, evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız, balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar mahsusçuktan!. Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra (ki bir şairdir artık) çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gittiğinde, sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri "hava muhalefeti" nedeniyle kayıptır!.. 1984 yılında yayınlanan ilk şiiri de bir sobanın içinde kütürdeyen odunu anlatır! İlk şiir kitabı 1989'da "Makiler" adıyla yayınlanır. Arkadaşlarıyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından, 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı. Adını Cemal Süreyya'nın koyduğu bu kitabı "Antik Acılar, Kaza Süsü, 62 Tavşanı" izler.
1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü Makiler[1] şiiri ile kazandı.
Anlık ilhamlara dayanan ve genellikle kısa olan şiirleri, Orhan Veli'nin şiirindeki bazı özelikleri günümüzde sürdüren bir yapıya sahiptir. Ayrıca, bu tür şiirlerde genellikle rastlanmayan, yumuşak, lirik bir tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya'nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ders verdi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde 5 yıl boyunca hem ders verdi hem ders aldı. Bu deneyimin de yardımıyla, tek kişilik oyunlar hazırlayıp oynamaya başladı. Türkiye'nin çok sayıda merkezinde ve yurtdışında (Frankfurt, Nürnberg, Londra) sayısız kez tek kişilik oyunlarını sergiledi. Halen Sunay Bey Tarihi adlı gösterisini sunmaya devam etmektedir.
23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi'ni Göztepe, İstanbul'da ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açtı. Müze, Türkiye'de türünün ilk ve tek örneği olup, Avrupa Konseyi'ne bağlı Avrupa Müze Forumu (European Museum Forum) tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'ne 2010 yılı için aday olmuştur.
TRT 2 ve CNN Türk'de "Stüdyo İstanbul", "İzler", "Akşama Doğru", "5N 1K" gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan, katkıda bulunan Sunay Akın, TV 8'de de "Gezgin Korkuluk" ve Ramazan Ayı boyunca Mahya Işıkları adlı programı hazırlayıp sundu.
Yaşam Radyo, Radyo Kent, Best FM'de radyo programları yaptı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak ders verdi.
Birbirinden güzel ve değerli hikâyeleri barındıran bu kitap, okunması gereken kitaplardan. Sunay Akın, her zamanki gibi yine ustalığını konuşturmuş ve birbirinden değerli hazineleri gün yüzüne çıkararak bizlerle buluşturmuş. Soluksuz okunan sürükleyici anlatımıyla sanki Sunay Akın'ı bu kitabında da aslında dinliyormuş gibiydim.
Aslında Sunay Akın'ın anlatımı ve olayları hikayeleştirmesi 5 yıldızı hak etse de kitabın muhtelif yerlerinde karadeniz ağzı ile konuşulmasından dolayı 4 verdim. Öyle bir konuşma şekli ki bu Ferrari'yi konuştursanız Tofaş'a döner.
Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır… Ölmeyi bilmeyen yaşamayı da bilmez… Anladım, anladım ama ne?.. Filozoflar şimdiye değin değişik yollardan dünyayı yorumladılar. Oysa aslolan onu değiştirmektir…
Sunay akınla sohbet ediyor havasında yazıldığı için ve çok karakteristik cümleler içerdiği için kendisini çok da dinleyen biri olarak herhalde kısacası anlayamadığım bir şekilde bütün kitabı Sunay akının ses tonu ile okudum içimden. O kadar yer etmiş beynimde. Çok naif bulduğum sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi gördüğüm saygı duyduğum bir yazar yine büyülü bir masal anlatır gibi yazmış. Mutlaka okunmalı.
Sunay Akın kitaplarının en sevdiğim yani tarihimizde adı çok fazla bilinmeyen çeşitli kahramanları bize tanıtması. Bu kitapta da Hulusi Samim Kesim, Celalettin Algan, Mustafa Dişli gibi isimleri tanımış oldum.
İlk bölümlerdeki heyecanımı ve merakımı sonraki bölümlerde kaybettim ne yazık ki :/ Evet, yine değişik şeyler öğrendim ama o kadar keskin bir değişim var ki bölümler arasında, ilgisini çözmekte zorlandığım zamanlar oldu.