“Haçdağı köyünde bir gece jandarma karakolu basıldıktan sonra civardaki bütün köylüler ikindi olur olmaz kapılarını kapamayı itiyat edinmişlerdi. Halbuki henüz kış değildi ve Akviran tepelerine soğuk yalnız kar ve tipiyle gelmez, kurt sürüleriyle beraber uğrardı. Onun için olacak ki eşkıyalarla başa çıkamayan köylüler, hiçbir yıl kışın erken geldiğini istemezken bu sefer eylül sonuna doğru Akviran’ı bir kar kıyametin kapamasını bekliyorlar, ‘Eşkıyaları ancak kurtlar temizleyebilir,’ diyorlardı. Bir sabah ağıl kapılarını örten bir kar tabakasına tesadüf ederlerse bütün bir kışı ocak başında geçirmeye razı olacaklardı. Fakat eşkıyalar aç kalıp da bu sefer Akviran’a kadar sarkarlarsa!”
Öykücülüğümüzün en kendine has isimlerinden Kenan Hulusi Koray’ın uzun öyküsü Son Öpüş, kırsala, doğaya ve aşka dair çarpıcı bir metin.
Kuşakları etkilemiş romanlar, ufuk açıcı öyküler, ezberlere kazınmış şiirler… Gazetelerde kalmış söyleşiler, gezi yazıları, denemeler, makaleler… Edebiyatımızın farklı dönemlerinden, iz bırakan metinler Kısa Miras’la bir araya geliyor.
Hikaye yazarı. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne devam etti.
Öğrencilik yıllarında ilk hikayelerini “Servet-i Fünün” dergisinde yayınlayarak edebiyat dünyasına adım attı. Aynı dergiye yazan diğer altı arkadaşı ile birlikte, edebiyatımızda "Yedi Meşaleciler" adıyla anılan topluluğu oluşturdular. Kenan Hulûsi, içlerindeki tek hikâye yazarıydı. 1928 yılında önce bir antoloji, ardından da bir dergi hazırlayarak çıkış yapan ve Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lütfi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret ve Kenan Hulûsi'den oluşan topluluk, milli edebiyatçıların sığlıklarına, gerçekçilikten kopmuş ve içi boşalmış "milli"liklerine bir tepkiyi dillendiriyordu. Ancak uzun soluklu olmayan çıkışları, "Meşale" dergisine iltica etmeleriyle son buldu. Kenan Hulûsi'nin "Vakit" gazetesine geçişi ve Sadri Ertem'in etkisiyle gerçekçiliğe yönelişi bundan sonradır. Vakit’te gazeteciliğe 1934 yılında başladı ve kısa zamanda gazetenin yazı işleri müdürü oldu. 1943 yılında Adapazarı'nda yedek subay olarak askerliğini yaparken tifüsten öldü.
Yaşadığı sürede beş hikâye kitabı yayınlamış, "Osmanoflar" romanı ve kısa hikâyelerinin birçoğu ise gazete sayfalarında kaybolup gitmiştir. Gazeteciliğinin de etkisiyle küçük hikâye tarzını benimseyen Kenan Hulûsi, aynı zamanda Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikâyecidir.
Kısa miras dizisinden okuduğum 2. kitap Son Öpüş oldu. Kenan Hulusi Koray’ın kalemiyle ilk kez tanıştım. Bu dizinin beğendiğim kısmı köşeye itilmiş eserleri okurlara ulaştırıyor olması. Yoksa bu yazarın bir kitabını okumak aklıma gelir miydi bilemiyorum. Kenan Hulusi Koray Yedi Meşaleciler topluluğunun tek hikaye yazarı. Son Öpüş yazarın uzun öyküsü. Açıkçası öykü türünde fazlasıyla seçiciyim ve çoğunlukla okuduğum hikayelerden keyif alamıyorum. Son Öpüş de ne yazık ki bu tarz bir etkiye sahipti. Kırsalda geçen bir öykü. Anlatım tarzıyla hiçbir şekilde bağ kuramadım sanki uzak bir mesafeden olaylar aktarılıyormuş gibiydi. Ancak yazarın edebiyattaki izini az da olsa görebilmiş olduğum için yine de okumuş olduğuma memnunum. Kısa miras dizisine bir göz atmak faydalı olacaktır.
Anadolu'nun ücra bir köyünde 917 kışında yaşanan hüzünlü bir öykü. İçinde yoksul Anadolu insanları, eşkiyalar, jandarmalar, kurtlar ve aşk var… Olaylar 1917'de geçiyor, öykü 1938'de yazılmış ve anlatılanlar hala güncel… Can Yayınları'nın Kısa Miras serisini beğendim, unutulmuş metinleri tekrar okuyucu ile buluşturması değerli...
"Son Öpüş, Can Yayınları’nın Kısa Miras dizisinin üçüncü kitabı. İlk baskısı İnkılâp Kitabevi’nden 1938 yılında çıkmış. Kısa Miras’ta ilk baskısıysa 2021 yılının temmuz ayında yapılmış. Ben geciktiğim için kitabı ekim ayında okudum. ‘Geciktim’ diyorum, yalnız Kısa Miras dizisine değil, Kenan Hulusi Koray’a da oldukça geç kalmışım, daha önce okumadığıma çok hayıflandım.
Bunu bir eşkıya öyküsü olarak okumak olanaklı, Anadolu köylüsünün Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük yıkımla başa çıkmasına ilişkin bir öykü olarak okumak da olanaklı, bir aşk öyküsü olarak okumak da olanaklı.
Ben bir gerilim öyküsü olarak okudum. Üstelik tüm yazınsal yapıtları, ama özellikle de gerilim yapıtlarını geliştirdiğine inandığım kışın ve soğuğun baskın olduğu bir öykü."
Gayet zayıf yazılmış, üzerinde hiç çalışılmamış, bitirilmeye çok yolu olan bir taslak gibi. Yazarın ilk eserlerinden mi acaba, diye merak ettim. Şiirden nesire geçerken belki, 20 yaşında, henüz yazmayı yeni öğrenirken...
Bir dil duygusu var Kenan Hulusi'nin ama bu eserini okumaya gerek yok. Belki edebiyat tarihçileri ve yazarın özel hayranlarının ilgisini çekebilir.