Üzüm ve zeytinin, yağ, bal ve şarap küplerinin, kadırgaların, binbir şifalı otun en eski vatanı Urla. Dünyanın zalimliği ve insanın vahşiliğinden şüphesi olmayanları, dünyanın güzelliği ve insanın iyiliğine inandıran bir yer burası. Bir zamanların efsane gazetecisi, dünyaya küskün Oktay Onur Yortan’ın ise çocukluğunun huzurlu bahçesi. Dünyadaki değer yitimine isyan edip tüm kariyerinden ve hayatın yüklerinden vazgeçip sığındığı liman. Kaçıp geldiği geçmişinden ve eski güzel günlerin anısından seçip sakladığı eski aşkı Filiz Canan şimdi kıymeti bilinememiş, kaçırılmış bir mutluluk fırsatı artık.
Söylenememiş sözlerin altında kalan koca bir ömürde ikisi de birbirinin hikâyesini yarım bıraktı. Ama okumaları ve bitirmeleri gereken asıl hikâye, Urla’daki o evin fotoğraflarından gülümseyen, sevgiyi bir yaşam direnişi olarak kucaklayan ve sıradanlığıyla bir hayat kahramanı olan Nona’ya ait. Nona’nın yaşadığı yüzyılın sonlarına yetişen Kerem ve Zeynep’in de dahil olduğu 48 saatlik maceraya sığan bir asırlık ömrün dökümünde, Nona sadece onlara değil, bu yüzyılın tüm insanlarına sesleniyor:
“Acı dediğin taş, insan dediğin su gibidir. Taşın üstünden kayar gider, toprağa karışır. Taşa her vurduğunda acır canın. Ama toprakla buluştukça acın azalır. Acıdan sonra bir bakmışsın ki o toprakta ne çiçekler, ne hayatlar dirilmiş. Hem su deyip geçme; o su, taşı bile aşındırıp yıpratır.”
Peki ya Oktay Bey? Karşısında oturan iki gence bütün kalbiyle, “Ölmekten değil yaşamaktan korkmamaktır kahramanlık,” derken haklı mı?
14 Eylül 1971'de Memur olan ailesinin o dönemde Nevşehir'de görevde olmaları nedeniyle Nevşehir'de doğdu. İlköğretim, lise ve yüksek öğreniminin bir kısmını Ankara’da tamamladı. Ortaokul ve lise yıllarını yazarak ve tiyatro çalışmaları yaparak geçirdi. Orta üçüncü sınıftan itibaren bir yandan okuyup bir yandan çalışmaya başladı. 1989 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü'nü kazandı. 2. sınıfta okulu bırakıp Berlin'e yerleşti. Berlin’de profesyonel tiyatro çalışmaları yaptı, çeşitli sosyal çalışmalara ve workshop'lara katıldı. 1996 yılında kesin bir kararla tiyatroyu bıraktı ve Türkiye'ye döndü.
1997 yılında televizyona geçti. Rol aldığı Sıcak Saatler dizisi çok sevildi. HBB'de gündüz kuşağında, "2'den 4'e" adında kadınlara yönelik bir program sundu. Bir süre Kanal D'de, 1998-2000 yılları arasında da Radyo D, Radyo Cumhuriyet, Radyo Kent, BRT FM'de program yaptı. Çeşitli dizilerde oynadı.
1990 yılından beri Tiyatro ve televizyon projeleri üretiminde metin yazarlığı da yapan Aydın’ın ilk kitabı Hayat Güzeldir 2001 yılında okurla buluştu. Ardından Bitmiş Aşklar Emanetçisi (2003), Yaz Bitmesin (2004), Gördüğüme Sevindim (2005), Evlerin Işıkları Bir Bir Yanarken (2009), Senin Adın Bile Geçmedi(2009) isimli kitapları yayımlandı.
2003-2005 yılı arasında haftalık bir kadın dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Söyleşiler ve günlük köşe yazıları yazan ve medya-yazın alanında üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve vakıflar tarafından pek çok ulusal ödüle layık görülen İclal Aydın televizyon ve sinema oyunculuğuna da devam etmektedir.
İclal Aydın’ın her zamanki gibi akıcı dili sayesinde bir solukta okudum. Karakterler hayatın içinden kendimizden bir şeyler bulabiliyoruz. İzmir’in güzelliğini ve İzmirlilerin sıcaklığını içimde hissettim.
Ben bu kitaba 5 yıldız vereceğim fakat tamamen kendi zevkime uygun olduğu için vereceğim bu yıldızları. Çünkü roman dört dörtlük bir roman değil. Başkaları tarafından eleştirilecek çok yönü var. Ben burada bu işi profesyonel olarak yapmıyorum. Özellikle Türkçe okuduğumda (benim Türkçem çok iyi değil) eleştiri yazısı yazmaya çekiniyorum. Ancak eğer bir kitap beni ağlattıysa (mutluluk veya hüzün, sebep hiç fark etmez) ben o kitabı okumaktan zevk almışımdır. İşte bu kitap öyle bir kitap. Rahatsız olduğum bir konu (kafamı karıştıran daha doğrusu) kitapta zaten geçmişe dönüş fazlasıyla yapılıyor. Buna rağmen yanlış anlamadıysam günümüzü anlatırken de bazen -dı,-di bazen de -yor vs. kullanılmış. Gerek var mıydı çok emin olamadım. Tek bir zamanda yazılabilirdi bence. Nona'ya hayran oldum. Onun gibi insanların soyu tükendi tükenecek. Keşke daha fazla olsalar. Oktay ve Filiz'in aşk hikayesi bana ilham verdi ve aşkın zamanının olmadığını, herkesin ikinci bir şansı hak ettiğini anlamama yardımcı oldu.
Kitabı okurken hep o eski zamanlardaydım. Ah o yaşanan pişmanlıklar ve yapılan hatalar yok mu... insandan koca bir ömrü alıp götürüyor işte. Sonra ne sen zamanı geri alabiliyorsun ne de zaman senin için başa sarıyor.
Okudukça hiç bitmesin istedim. Urla'nın sakin sokaklarında dolaşırken, Nona'nın eşsiz neşesi ile kalmak, Oktay ve Filiz'in geç kaldığı aşklarını yaşamak, sonrasında Filiz'in kızı Zeynep ile günümüze gelip Kerem ile çekingence oluşan aşklarına tanık olmak ve gecenin bir yarısı trompet çiçeği ağacının altında oturup çay içerken o muhteşem kokusuyla yıldızları seyretmek istiyorum.
Yüzümde buruk bir tebessüm okudum ve bitti Bazen boğazımda oturan yumruya eşlik etti gözyaşlarım, bazen de ince bir ürperti belirdi tenimde.
Karakterler o kadar gerçek ve o kadar geçti ki bana ben her bir karakteri tek tek yaşadım. Ah Nona, canım Nona'm. Keşke sadece bir kitap karakteri değil de gerçek olup yanımda olsan dediğim muhteşem bir insandın. İclal hanıma teşekkür ederim. Böyle güzel bir kitabı bize hediye edip söyleyemediğim her ne varsa benim yerime söylediği için♡
İclal Aydın'ın dilini, yarattığı olay örgüsünü çok seviyorum. Genel olarak eserlerinden kitabın farklı bölümlerinde farklı karakterlerin ağzından anlatıma geçiş yapıyor. Bunu yaparken o kadar profesyonel ki nerede olduğunuzu, kimde olduğunuzu asla unutmuyorsunuz. Yaptığı sade ama derin betimlemeleriyle kendimi küçük ve sıcak bir Urla evinde gibi hissettim. Nona'nın elime börek tutuşturmasını, üzerime döktüğümde beline bağladığı önlükle ağzımı ve ellerimi silmesini istedim. Hüzünlenip ağladığımda o kocaman cüssesiyle beni göğsüne bastırmasını istedim. O güzel şivesiyle onu kızdırmayı, ardından onu öpmeyi istedim. Okuru bu denli hikayenin içerisinde hissettirebildiğin için teşekkürler İclal Aydın. Sen daha çok yaz, bizler daha çok okuyalım.
Ilk kez bir Iclal Aydin kitabi okudum. Oylesine etkili ve samimi bir dille yazilmis ki, akip ruhuma ve kalbime muthis sevinc yasatti. Zor zamanlarin sahitligini birer bireysel devrime donusturen Nona'yi cook sevdim. kendi basit ama sahici direnisi, gecmis bireysel tarihinde ve sonrasinda kocaman yuregiyle yeni ailesine de kol kanat gerecek varliginin onunde ve elbette Tanju Okan'in sahitliginnde ortaya unutulmaz bir roman cikivermis. Tesekkur ederim...
Vok kolay okunan akici bir kitap. Ama bana sonubasi kadar osenli olmamis gibi geldo. Kitabın basindaki Oktay, filiz, zeynep ve keremin ic dunyasina dalus sonunda yarım kaldı. Snaki bir anda bu insanlarin dunyasindan disari atilmisim, hikayeye yabancilasmisim hissi uyanid bende.
Okuduğuma cok memnunum bu kitabı, yaza, yaz tatiline cok yakıştı. Ama iste bir yani biraz eksik kaldi.
Iclal Aydin'in okudugum diger kitaplarina kiyasla ilk bir kac bolum biraz zorlama geldi. Betimlemeler sanki Elif Safak'in erken eserlerindeki dili ve yapisini hatirlatti. 1/3'ten sonra acildi ve yazi dili ve hikaye akmaya basladi. Genelde Iclal Aydin'in kitaplarini yazin okuyorum. Bu da guzel bir yaz kitabi oldu ancak eskiler kadar tatmin etmedi..
Bir romanda içiçe geçmiş hikayeleri okumayı seviyorum. Uzun zamandır da bu tarz bir kitap okumadığım için olmalı okuması çok keyifliydi. İclal Aydın'dan okuduğum ilk kitaptı ve son olmayacak diye düşünüyorum :)
Iclal Aydin’in simdiye kadar en begendigim kitabi oldu bu, ilk 30 sayfasinda biraz kaybolsam da akis sonra oyle bir yolunu buldu ki, elimden birakmak istemedim bu kitabi.
Tasvirler oyle guzel ki, insanin ilk ucakla Izmir’e , ordan basip Urla’ya gidesi geliyor 🌸
Akıcı ve sade bir kesit sunuyor bize.. Urla’nın sokaklarında kendinizi geziyor gibi hissedebilirsiniz. Tanju Okan’a değinmiş olmak yüzümüzde bir tebessüm ettirdi. Olaylar tesadüfler o kadar bağlantılı ki kendinizi kitabın bir parçası hissedebilirsiniz. Stajyer bir genç kızın hayallerinde yaşayan bir efsanevi gazeteci olan Oktay ın kaderleri bir şekilde yine kesişiyor. Ve hayat yine gösteriyor senin olan seni bulur Bir yarım kalmışlığın hikayesi
This entire review has been hidden because of spoilers.