“İnsanlar, en çirkin gerçeği bilmenin bile güzel olduğunu anlamak istemezler... Hayat; kendisini alt edenindir...” – Nietzsche
Biri psikolog, diğeri apartman görevlisi iki adam bir dairenin içinde sıkışıp kalırlar ve birlikte geçirecekleri üç saat boyunca hayatlarının en karanlık ve en garip gerçekleriyle yüzleşirler.
Oyuncu ve yazar Gürgen Öz’ün kaleme aldığı bu çok katmanlı Kafkaesk novella, insan psikolojisinin karanlık dehlizlerine inme cesareti gösteren nefes kesici bir kurgu...
Baba oğul ilişkisi, geçmişin sırları, sınıf çatışması, otorite ve güç savaşları, yalanlar, gerçekler, yüzleşilemeyenler ve içsel özgürlük arayışının gölgesinde oynanan, üstelik gerilim dozu giderek artan bir körebe oyunu...
Kötü bir gün geçirdiğini düşünenler, bu kitabı mutlaka okumalılar. Çünkü çok daha kötü günler de var.
10 Mayıs 1978′de Zonguldak’ta doğmuştur. Mühendis baba ve tarih öğretmeni annesi İstanbul’da üniversitedeyken tanışmış. Babasının görevi nedeniyle evlendikten sonra Zonguldak’a yerleşmişlerdir. Ablasının adı Yaprak’dır. Ortaokul ve liseyi TED Zonguldak Koleji’nde okumuştur. Daha sonra üniversite için ailenin İstanbul’daki evlerine yerleşmişlerdir. İstanbul Üniversitesi’nde Sanat Tarihi ve Arkeoloji bölümünde okumaktayken baba ve annesinden gizli “Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü”, oyunculuk ana sanat dalı giriş sınavlarına girdi ve kazandı. 2001 yılında mezun olduktan sonra aynı bölümde tiyatro rejisi mastırına başladı. Konservatuvarda iki yıl asistan hocalık yaptı. Bu sırada okul arkadaşlarının tiyatro grubuyla yurt dışında birçok festivale katıldı.
Başarılı oyuncu çeşitli dizilerde ufak roller aldıktan sonra televizyon kariyerine başladı. Okan Bayülgen’le çalışmaya başlayınca yoğunluk nedeniyle tez aşamasında yüksek lisans eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı. Bir yıl sonra “Bakırköy Belediye Tiyatroları”ndaki görevinden yine yoğunluk nedeniyle ayrıldı. Yine 2009 yılı itibariyle tezini tamamlamak üzere yüksek lisansa geri dönmüştür. Aynı zamanda Semiha Berksoy Opera Vakfı, Tiyatro Stüdyosu’nda doğaçlama dersleri vermektedir.
2009 yılından itibaren Yitik Ülke Yayınevi’nden çıkan “Bozcaada Öyküleri”, “Olimpos Öyküleri”, "Nevrotik" ve “80’lerde Çocuk Olmak” adlı kitaplarda öykü ve yazıları yayınlanmaktadır.
Bu adamın inanılmaz ham bir yazma yeteneği olduğunu düşünüyorum. Konuları ilginç, cümleleri kısa ve güzel ama uygulamada çok ciddi sıkıntıları var. Bilmiyorum belki de böyle olması gerekiyordur. Yani mantıksız olan bir olayın (apartman görevlisinin daha taşındığın ilk gün evinin içine girmesi, seni akıl oyunlarıyla manyak etmesi, nedense bir türlü evinden çıkaramaman, kendinle yüzleşmen, bitmek bilmeyen düşünce monologların, içeri aldığın adama bir değil, iki değil, tam üç kez saldırman ve daha niceleri) okuyucu tarafından mantıklı olarak algılanması gerekiyorsa peki diyeyim.
Ancak puanlamada yer alan açıklamalara göre bir not vereceksem "it was OK".
Not: Yerli yazarlardan Aybike Ertürk'ün kitaplarını ve yazım dilini çok özlüyorum ='( (pıt)
Yazarın Karanlık Köy ve Nevrotik romanlarını okumamış olsam vay canına diyebilirdim fakat okudum, yazarın kapasitesini tanıyorum. Kötü Bir Gün, farklı bir gerilim türü denemesi olmuş ama teknik detaylara fazla dalmış, metnin akışı yavaşlamış ve bu yavaşlama bence gerilimi yükseltmemiş. Yine de merakla okudum mu okudum👋🏼
Gürgen Öz'ün kitaplarını merak ediyordum, ilk bu kitabını okumak istedim. Yeni taşınmış ve boşanmanın ağırlığı üzerinde olan psikolog Erdem, "apartman görevli"sinin sürpriz ziyaretiyle karşılaşıyor. Bu ziyaret çok acayip yerlere varırken de aynı zamanda ailesini sorgulamaya başlıyor. Kısacası kötü bir günü çok kısa bir zamanda anlatıp bitiriyor...
Bu novella çok katmanlı bir hikaye sunuyor. Zaman zaman gerilip, zaman zaman iki karakterle de güçlü empati kurabiliyorsunuz. Apartman ve baş karakterin arasında kurulan sembolizm başarılı. Oylardaki dusuklugun sebebini anlayamadım. Benim elestirebilecegim tek nokta, sonlara doğru karakter kendi iç hesaplaşmasini yaparken cümleler çok sık tekrara düşüyordu. Genel anlamda güzel bir novellaydi.
Karanlık Köy'de olduğu gibi yine psikolojik gerilim türünde bir roman okuyoruz. Daha ilk sayfalarda okuru içine çeken ve ciddi anlamda gerginlik yaratan bir hikâyesi var. Kitabın ana fikrini sevsem de, okurken iki konu beni çok rahatsız etti; birincisi, psikolog olan Erdem'in kendini hiç kontrol edemiyor olması, ikincisi de çok fazla tekrar anlatımının olması. Erdem'in sorununu iç hesaplaşması esnasında öğreniyoruz ama bu sorunu farklı cümlelerle tekrar tekrar okumak gereksiz yorgunluk veriyor. Tüm olayın tek mekânda ve iki adam arasında geçiyor olması, kafkaesk bir ortam yaratmış. Hikâye, bir "sınır tecavüzü" ile, bir nevi "rehin alma" ile başlıyor ve iç hesaplaşmalarla devam ediyor. Kitabın tamamına bunaltıcı bir atmosfer hâkim yani. İçim kararmasın diyorsanız, günlük güneşlik bir havada daha rahat okuyabilirsiniz. =)
Karanlık Köy'drn sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Kisacık soluksuz okunur ama arada verilen psikolojik tahliller biraz egreti geldi şu sekilde karsinizda devam eden bir iletişim esnasında Erdem'in iç sesinin araya girip kendine ,ailesine ve Yakup/Adem'e dair tahlilleri bana şunu dedirtti bu esnada Yakup ne yapiyor cunku Erdem o esnada boş boş bakması lazim bana garip geldi. Kiracı neden Erdem'i uyarmadı. Yöneticinin başına gelenler bana Se7en filmindeki durumu andırdı izleyenler bilir. Alt/Üst sınıf durumları da Emrahvari gibiydi Kısaca kötü değil konu göze çarpıyor keşke bu dediklerim olmasaydı
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yazarla ilk tanışma kitabım oldu. Açıkcası okumaya ara verdiğim bir dönemde, benim için güzel bir deneyim oldu. Çocukluğumuzda en küçük bir hareketin bilinç altımızda yarattığı yıkımın bizi nasıl şekiilendirebildiği, hatta hayatımızı tamamen değiştirebildiğini anladım. Ailelerimizin bizi tutsak ettiği düşünce kalıplarından, bizi 'yapı' olarak oluşturduğu insanlardan çıkabilmek dileğiyle.. Konu olarak farklı olsa da düşünce kalıpları olarak faydalanabileceğinizi düşündüğüm İyi Aile Yoktur kitabını da tavsiye ederim.
Profesyonel bir oyuncudan hobi olarak, amatörce yazılmış bir hikaye… Gürgen Öz’e benim gibi sempatisi olanlar kitabın sonunu bir nebze daha kolay getirebilir.
Yazım tekniği, derinlik, kurgu, dilin kullanımı… Her yönden çokça geliştirilmeye gereksinim duyan bir eser taslağı sanki olduğu gibi yayınlanmış. Halbuki eserin editörlüğünü ve son okumasını yapmış birer kişi de var. Bunca filtreden geçmiş bir yazın bu biçimde kalmış olmamalıydı.
Bu yazarla tanışma kitabım ve çok beğendim. Psikoloji, gerilim bir arada, son ana kadar düşmeyen hız, çok etkileyici. ‘… onun gibi olmamayı, kendi olmayı, aynı kaderi kabul etmeyip aynı yoldan ilerlememeyi seçme özgürlüğü vardı ve bu özgürlüğe de erişmişti o dönem. “Olma” özgürlüğünü kullanmıştı. Bir şeylere sahip olmaya, sahip olarak var olmaya değil, sadece olmaya, olduğu haliyle her neyse o olmaya odaklanmıştı…’
Değişik bir kitaptı, sanırım gerilim diyebiliriz. Erdem'in iç hesaplaşmaları ilgi çekiciydi. Bir psikolog, danışanları ile nasıl konuşur bilemediğim için o kısmını yorumlayamam ama beni irrite eden bir şey olmadı. Fakat esas güzel olanı, kitabı storytel'den dinlerken, yazarın sesinden dinlemekti :) Zira vurguları, tonlamaları çok iyi yapmış haliyle :)
Sinemada korku janrının alt türlerinden ev istilasına göz kırpan bir yapıt olarak dikkat çekse de, katmanlaşan yapısı, bilinç altı göndermeleri, sınıf çatışması vurguları, endişeli modernlerin zihinsel konfor alanlarına dönük özeleştirileri ile sürükleyici dili ve temposunu hiç kaybetmeyen hikayesiyle keyifli bir okumayı vadediyor..
Gürgen Öz’ün kalemini fena bulmuyorum ama anlattığı hikayeler fazla yüzeysel. Karanlık Köy için de benzer şeyler hissetmiştim. Öz, vermek istediği duyguyu iyi veriyor ancak anlattığı hikayeler okuyanı pek tatmin etmiyor.
Bir kitapçıda hediye paketi içinde satılan kitaplardan biriydi. İçinde olduğunu bilmeden aldım. Yoksa açıkçası almak isteyeceğim bir kitap değildi. Çok beğenmedim açıkçası. Konu, anlatım biçimi, yapilan çözümlemeler vasat geldi bana. Bir daha sürpriz kitap almam sanmıyorum.
Kitabı beğendim, yazarı zaten beğenirim. Edebi bir kitap değil psikolojik gerilim sayılabilir. Psikanalitik değerlendirmeleri severek okudum, oldukça detaylı , kimi zaman fazla tekrarlayıcı olsa da merak uyandıran bir kitaptı. Tavsiye ederim.
Okuduğum en güzel, en etkileyici, en içinde ve içimde hissettiğim ve en çok kendimi bulduğum kitap oldu. Artık başucu kitabım ve tekrar tekrar okuyabileceğimi düşündüğüm tek kitap! ❤️
Kitabın sonu dışında hiçbir noktasından keyif almadım desem abartmış olmam herhalde. Gerçekten harika olabilecek bir fikrin tamamen ezber, kalıp ve zaman zaman yanlış psikoterapi bilgisiyle mahvedilişini okumuş olduk. Ana karaktere yüklenmeye çalışılan depresif rus edebiyatı kahramanı karakteristiği o kadar eğreti ve zorlamaydı ki bir noktada gerçekten okumakta zorlandım. Beğendiğim noktalar da oldu tabi, 'tavandaki kahverengi leke' ve kahramanın finaldeki monoloğu bence başarılıydı. Fakat bazı kısımlarda ana karakterin babasıyla olan hesaplaşması o kadar 'freud kokulu bir kitap yazmam lazım' kaygısı doluydu ki.. Bu kurguyu gerçekten psikoanaliz altyapısı olan bir yazar tarafından okumak isterdim. (Aslında yazarın böyle bir altyapısı olup olmadığını bilmiyorum, umarım yoktur.)