1683 2. Viyana Kuşatması, Osmanlı Devleti’nin kara/nlık günlerinin önsözü…
Askerî tarihçi Kahraman Şakul, bozgunun Doğu-Batı arasında kalan imgesi üzerine arkeolojik kazı yapıyor, ‘bizim cephe’nin Alaman Dağı’ndaki acı saatlerini yeniden işletiyor. Akademik disiplinin satır aralarında, Kara Mustafa Paşa, Vânî Efendi, Evliya Çelebi, Murad Giray, İbrahim Paşa, IV. Mehmed, Sobieski, Lothringen Dükü Karl ve İmparator Leopold portreleri üzerinden kuşatan ve kuşatılanın ortak trajedisiyle karşılaşacak, 1526 Mohaç Zaferi’nin gölgesinde geçen 157 senelik filmin sonunda, yenilgiden dönen Osmanlı’yla ‘düşman’ın yengi naralarının iç içe geçtiği bir literatür okuyacaksınız.
Viyana kapılarında bırakılan Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi'nin Yedi Başlı Ejder'in sesinde eriyip gittiğine şahit olacak, bu mücadelenin nasıl Kızılelma ve İslamofobi mengenesine sıkışıp medeniyetler çatışması tezine malzeme edildiğini görecek, kuşatan ve kuşatılanların ortak kaderini objektif bir vizörden seyredeceksiniz.
Elinizdeki çalışma, muharebe odaklı eski askerî tarihçilik ile multidisipliner yeni askerî tarihçiliğin bir arada olduğu, sivillerin mağduriyetine yer verildiği bir tarih anlatısı.
Kahraman Şakul, “Viyana ya fethedilseydi?” sorusunun izinde, görsel malzemeyle zenginleştirdiği kitabında, dönemin panoramasını çiziyor, Viyana kapılarında kalan Osmanlı ütopyasının eskizlerini çıkarıyor.
İdiota anlatır gibi ilkokul 3. öğrencisinin de yapabileceği "II. Viyana Kuşatmasını anlatıyor" bahsini bir kenara bırakırsak son dönemde okuduğum en kallavi eser, bu çok net. Kahraman Şakul hoca bu açıdan hem Osmanlı hem Avrupa kaynaklarını çapraz ateşe alarak seferin öncesinden konuyu alıp, kuşatma sonrasında yaşananlara kadar neredeyse gün gün olayları özetlemekte, bu yönden hakkını kesinlikle teslim etmek lazım. Okurken hafif bir Feridun Emecen ve Halil İnalcık tınısı da bulmam beni ziyadesiyle memnun etti, renkli görsellerle kitabın en başından sonuna kadar desteklenmesi de ayrı bir artı olmuş.
Lakin kitap yer yer o kadar ağırlaşıyor ki aynı satırı 2-3 defa okuduğum çok sık yerler oldu. İlk olarak o dönemki Avrupa'nın siyasi durumuna atıfta bulduktan sonra yenilginin sebeplerini daha sefere çıkmadan II. bölümde anlatmasını pek anlayamadım. Her şey olup bittikten sonra yazılabilirdi ama hocamızın bir bildiği vardır herhalde.
Bunun haricinde efsaneleşmiş pek çok olayın da esasını öğreniyorsunuz. Merzifonlu dediğim dedik çaldığım düdük diyerek narsisizm konusunda zirve miydi? Seferin hedefi en başından Viyana mıydı? Kırım hanı köprü tutmayarak geçen haçlı birliğine el salladı mı? Kahve Viyana'ya bu kuşatmayla mı geldi?
Kitapta yer alan haritaları genel olarak güzel buldum ama bence yetersiz kalmış. Bazen 150 sayfa geriye gidip oradaki haritadan olayı anlamaya çalıştığım durumlar oldu. Bu açıdan bakıldığında Osprey 1683 Viyana Kuşatması kitabından da yardım alınabilir, ama haritasız, coğrafyasız tarih anlatan kitapları bolca külliyatımızda bulunduğundan dolayı kitabın bu haline bile bildiğiniz secde ediyoruz.
Esas eleştirim ise en sona sakladım, şimdi ben bişeyi okurken genel olarak kendimi orada hayal etmek isterim. Hele ki bu tarihe mal olmuş bir olay ise direkt beni alın, oraya gömün aq. Açıkçası en çok kuşatma kısmında bu yönden canım sıkıldı. Haritalar iyi güzel de, metris, palanka, hendek, şapolyo, huruç, lağım, metris, burç neyim onlar da tamam da, bu kısımları anlayabilmek için öncelikle bir kale kuşatma raconunu bilmek lazım, keşke bu yönden de genel bir bilgi verilseymiş, iyi olurmuş, çünkü tam kafamda canlandıramadığımdan ötürü biraz i n c i n d i m . Yani belki de bir dönüm noktası vardı o kuşatmada ama ben onu fark edemedim, yazık oldu. Okudum geçtim, çok da sallamadım dönüm noktası olmayınca (fark edemeyince?).
Kuşatma haritaları çok güzel ama konsepti tam çözemediğinizden o haritalarda biraz havada kalıyor. Neyse demem o ki, herkes bir hayat mücadelesinin içindeyken hobi için bile olsa gidip kale kuşatamıyor. :( Bilen var bilmeyen var yani, neyse.
Totalde ise görüyorum ve arttırıyorum: Bence bu kitap yakın bir zamanda üniversitelerin tarih bölümlerinde ödev konusu olacaktır, o denli sağlam eser.
Sadece 2. Viyana Kuşatması ve sonuçlarını değil, o dönemdeki orduların yapısını, lojistiği, karar alma yapılarını ve tüm bunların olaylara etkisini tarafsız ve oldukça detaylı anlatan bir eser. Özellikle modern çağ öncesinde de sivillerin savaştan nasıl olumsuz etkilendiği, iki tarafın kaynaklarından da beslenerek okuyucuya sunulmuş.
Viyana seferinin planlanması, seferin gerçekleştirilmesi, kuşatma, İmdat Ordusu’nun Viyana’ya yardıma gelişi, Osmanlı bozgunu ve sonrası çok detaylı şekilde anlatılmış. Okurken elinizin altında Googlemap ve Wikipedia olması iyi olur. Bahsedilen yerleri ve lojistik süreçleri anlama açısından faydalı oluyor.
Rahat okunan bir kitap değil, okuyucuyu zorluyor, özellikle kuşatmada verilen detay bilgiler ve kişiler arası ilişkileri tekrar tekrar okumanız gerekebiliyor. Ama sonuçta buna değdiğini söyleyebilirim. Olayların resmi tarihteki “Tatarlar kaçtı ondan yenildik, aslında Merzifonlu orduyu toplamıştı ama idam edilince bozgunun devamı geldi” gibi olmadığını, bir çok değişkenin bir araya gelerek bu sonucu doğurduğunu görüyorsunuz. Eğer Halil İnalcık’ın tarzını seviyorsanız rahatlıkla önerebileceğim bir kitap.
Şuraya yazarın Kültür Tarih Sohbetlerinde kitap üzerine yaptığı söyleşiyi ekliyorum. Söyleşiyi tarih seven herkese öneriyorum.
II. Viyana Kuşatmasını sadece askeri tarih açısından değil, insan ve hayvanata olan zararlarını, kuşatma doğru giden güzergahtaki olayları, ordugahta yaşananları, dönemin genel atmosferini, büyük kuzey siyasetini, Kara Mustafa Paşa’nın mizacını, Kırım Hanı Murat Giray ve Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa ile olan girift ilişkisini ve sürtüşmelerini, kuşatmanın safha safha tahlilini, Kahlenberg’i ve Sobieski'nin bu muharebe rolünü, bozgun sonrası toparlanma çabalarını, Estergon’un düşmesini, bilahare Kara Mustafa’nın kellesini yitirişini, bütün bu süreci Osmanlı müverrihlerinin farklı dönemlerde nasıl farklı tefsir ettiğini ilah. Osmanlı tarihinin bu en mühim olaylarından birinin tahlilini inanılmaz geniş bir bakış açısıyla sunan, klasik askeri tarih anlatımı ile yetinmeyip insan ve hayvanların ve hatta yerleşim yerlerinin hikayelerine yer veren -misal aşağı Avusturya bölgesinin kuşatmanın yarattığı tahribattan dolayı tamamen ıssızlaşması ve bölgeye kuzeyden Alman nüfus getirilmesi ve bölgenin ancak onlarca yıl sonra kendine gelmesi gibi- Kahraman Şakul gibi kaliteli bir tarihçinin elinden çıkma şahane bir iş.