Pahalı arabalar, lüks evler, yüksek mevkiler, duygusuz ilişkiler, hırs dolu yakınlıklar… Başka bir seçeneğimiz olsaydı, ömrümüzü bunları kazanmak uğruna geçirir miydik? Yaşamdan kıyımlar ve adaletsizliklerle çevrili bir kötülük dışında şeyler de istemez miydik?
Dışarıdakiler, okurlara bir “ütopya” vadediyor: Ağaç keserken rızalık alınan, yalanın ve talanın henüz uğramadığı, doğanın para için tahrip edilmediği, kadınlara ve çocuklara güvenli bir yaşam olanağı sunan; velhasıl “Dışarı”nın kötülüklerinden azade bir sığınak.
Bir maden şirketinde sorumlu olarak çalışan Demir, Adını Bilmediği Kız sayesinde bu sorunun peşine düşüyor; kendiyle ve ailesiyle yüzleşiyor. Hiç tanımadığı bir dünyanın ve dilin ortasında, “kendi sesini” duymaya çalışıyor.
Oyunculuğu ve senaristliği ile tanınan Alper Kul, bu sefer sevenlerinin karşısına yazar kimliğiyle çıkıyor. Okurlarını çocukluk düşüne, en temiz ve korunaklı sığınağına davet ediyor.
“Adamın tek bildiği iletişim yolu konuşmaktı. Ama bir insan sadece konuşarak karşısındakiyle nasıl anlaşabilirdi ki? Duygularını nasıl aktaracaktı? Konuşmak iletişim yolları arasında en zayıf olanıydı. Neticede konuşmak, ağızdan çıkan sesleri birbirine bağlayarak, her duyguya karşılık gelen bir kod üretmekti. Birisi tecrübe ettiği çok etkili bir duyguyu, misal, A-Ş-K sesleri çıkartarak ifade ettiğinde, kodu işiten karşısındaki de kendi yaşanmışlıklarından bu kodun karşılığı bulup, bir duygudaşlık yaşamaya çalışıyordu. Kişinin karşısındakini anlama kabiliyeti kendi yaşanmışlıkları kadardı. Yani kimse konuşarak tam anlamıyla duygularını karşısındakine aktaramazdı. Anlatımın vücut diliyle desteklenmesi şarttı."
Evet, değişik bir serüvenin sonu... Aslında 5 yıldız vermek çok istedim, "İlk kitabın yanlışı olmaz." diyerek. Ama çok fazla kurgu roman okumuş, ütopya-distopya konularının onlarca çeşidini görmüş biri olarak adaletli bir değerlendirme olması gerektiğine karar kıldım.
Genel olarak kitap okuması zevkli bir evren sunmuş. En güçlü yanı ise bence kesinlikle ütopyasını başka yerde aramaması -yani Dünya üzerinde kurmuş olması. Bu ütopik romanlarda pek karşılaşılan bir durum değil. Ya gezegenler arası tur atıyoruz ya da boyut değiştiriyoruz :) Diğer bir güçlü yanı ise yazarın çok iyi bildiği mekanları kullanması ve buralarda güzel betimlemeler yaparak bizim de gözümüzde rahatlıkla canlandırabilmemizi sağlaması. Mesajına gelirsek de mesaj gayet açık. Hatta dillendirmekten dilimizde tüy bittiği ve geç kalmış olsak da bir an önce hayatımızı ona göre şekillendirmemizi gerektiren bir gerçeklik. Umarım kitaplarda kalmaz, yaşantımıza da uyarlayabiliriz artık.
Gelelim diline. Aslında komik olmamasına rağmen bazı yerlerde çok güldürdü beni. Alper Kul'un doğal komik oluşuna bağlıyorum bu durumu. Öyle olmalı. :) Diyaloglar da keyifli ve dolu doluydu, derindi. Ancak, ilk olumsuz yorumum olarak belirtmem gerek ki, bazı yerleri gereksiz uzun anlatımlı buldum. Şahsen fikrim, kurgu romanların merak uyandırma ve akıcılık için sıkıcı, uzun anlatımlardan uzak durması. Açıkçası bazı paragrafları hızlı hızlı geçtim okurken. İçsel düşünceler ve diyalogsuz anlatımlardaki üslubun heyecanlı ve akıcı olması zor bir iş ama bence bir ütopyanın olmazsa olmazı.
Ana karakterleri ele alacak olursam da gerçekten sevdiriyorlar kendilerini. Kiminin naifliğine, kiminin yaralarına, kiminin zayıflıklarına, kiminin yeteneklerine karşı sempati duydum. Ana karakterlerden Demir'in psikolojik durumunun kurgusu çok iyiydi. "Keşke etkilerini üzerinde daha çok görseydik" diye de düşündüm gerçi. Sanki çok çabuk kabullendi başına gelenleri. Böyle karakterler daha dirençli olurlar genelde. Bir yandan da "belki de böyle bir değişimin beklentisi içindeydi ve hazır bulunuşluk da vardı" diye mantığa oturttum. Yine de başlarda bu daha iyi sezdirilebilirdi sanki. Yan karakterlerden Serdar'ın durumu da aslında derinine inersek Demir ile paraleldi -sürprizbozan olmasın, söylemeyelim- ama onun perde arkasına pek hakim olamadım. Belki hızlı okuduğum uzun paragraflardaydı da kaçırdım :) İsmail'i pek sevemedim ve nedenini bir türlü anlayamıyorum. Aslında çok gayretli bir profil çiziyor ama... Pek adlandıramadım bu kişisel fikrimin dayanak noktasını. Fidan... Fidan'a bayıldım! Ayrıca kişiliği ile olay kurgusunda yaşadıkları birebir örtüşüyordu.
Toparlamak gerekirse bence orijinal bir ütopyaydı. Değişikti. Akıcılık bazı yerlerde, bence, sekteye uğramış olmasına rağmen kendini çabucak okuttu. Alper Kul bir roman daha yazsa okur muyum? Okurum.
Anlatımın doğallığı, diyaloglardaki mizah, konunun güncel ve evrensel, mekanın tanıdık, karakterlerin bizden olması okumayı o kadar keyifli hale getirmiş ki sanki okumadım da arkadaşım bir hikaye anlattı. Okumaya başladığımda yazarı tanımıyordum. Aksiyon başlayınca yazarı merak etmeye başladım ama kitabı elimden bırakamadım; ilk kahkahayı attığımda tamam dedim ben bu adamı bir araştırayım. Tabii ki tiyatro kökenli oyuncu, demek bu diyaloglar bu yüzden bu kadar doğal ve komik. Umarım yazmaya devam eder Alper Kul, ben bayıldım kalemine.
Aeden’a çok benziyor. Aslında akıcı bir dili var. Karakterler ve arasındaki ilişkiler güzel. Verilen mesajlar olumlu. Ama çok tavsiye eder miyim edemem. Çünkü anlatılan konu, ilişkiler , diyaloglar klişe . Ben biraz daha kötünün gerçekten kötü, iyinin süper iyi olmadığı romanları seviyorum .
Ünlü oyuncu ve senarist @alperkul ‘un temellerini daha çocukken anneannesinin bahçesindeki ceviz ağacına tırmanıp saklandığı dönemlerde attığı ve bizlere ütopya vadeden romanı Dışardakiler’i okumak benim için büyük zevkti. İnsanların özlerini bozmadan koruyabildikleri, sevginin ve saygının içinin boşaltılmadığı bir sığınak düşleyin. “Ağaç keserken rızalık alınan, yalanın ve talanın henüz uğramadığı, doğanın para için tahrip edilmediği, kadınlara ve çocuklara güvenli bir yaşam olanağı sunan; velhasıl Dışarı’nın kötülüklerinden azade bir sığınak.”
“İnsanı tabiatın üzerinde bir yere konumlandıran biz Dışarıdakiler, dünyanın bütün kaynaklarını kendi tasarrufumuzda görürken, Vadi insanları evrenin en ufak bir parçası olduklarına inanıyor, yaradılan her maddeye karşı saygı ve tevazuyla yaklaşıyorlardı.”
Günümüz dünyasının yüksek mevkiler, hırs dolu gözler, çıkarcı ilişkilerinden sıyrılıp çilek kokan bir ormanda yürümeye var mısınız?
"Dışarıdakiler" günceli kurguyla birleştiren, kolay okunan bir roman. Karakterleri, içeriği, konuların işlenişi yalın ve anlaşılır. Okumadığınızda çok şey kaçırdığınızı söyleyemem ama okuduğunuzda mutlu olacağınız kesin. Arkadaşımın bana verdiği bu kitabı okuduğumda Trabzonlu olduğum için bana göndermeler mi yapıyor diye düşünmedim değil doğrusu. Kendisini her haliyle çok sevdim....
Ütopyası güzel ve merak edici başlıyor; ancak gereksiz uzun tutulmuş yerler ritmi düşürüyor. Ayrıca karakterlere kötü bir Laz aksanı konuşturmaya gerek var mıydı diye düşünüyor insan. Konuşmalar bir çok yerde düzgün başlayıp son anda “ettunuz, yapdunuz” gibi karikatürize bir şiveyle devam ediyor.