“Haz/Cızzz”, İz Öztat’ın sanatsal araştırma ve üretim sürecinde küratör, direktör Bige Örer ile yazışmalarından ve sanatçının “Askıda” sergisi sonrasında gerçekleştirdikleri söyleşiden oluşuyor. Okuru, hem dostluklarına hem de Öztat’ın sanatsal araştırma sürecine tanıklık etmeye davet ediyor.
“Sergide kararlı biçimler bulan dertlerin, yazışmalardaki ham halleriyle paylaşılmasını da, kurulan anlatılarda iyileşmiş ve artık görünmeyen sıyrıkları barındırdığı için denemek istiyorum.” – İz Öztat
bir sergiyi, sanat pratiğini, düşünceyi, çekinceyi, merakı kateden soruları, sorguları, keşifleri ve kesikleri ortaya koyuyor öztat ve örer'in mektuplaşmaları. bilinmeyene, rahatsız edici olana açıklığı kadar öztat'ın kendini açma pratiğiyle de duraksatıp düşündürüyor. soruların yönteme dönüşmesi ve kullanılan malzemeyi biçimlendirmesinde, sürecin kendisinin bir üretim şekli haline gelmesinde; kısacası, dil, düşünce ve eylem arasında kurulan dinamikte dikkat devşirecek taraflar olduğu kesin.
kitap, bedenin kayıt tutma biçimleri ile şiddet ve çaresizliği müzakere edebilir miyiz, kamusal namevcudiyetlerde bir aradalıkları nasıl yoklarız soruları arasında salınırken askıda sergisini de var eden bir soru mektuplardan taşıp kişisel ve kamusal deneyimlerimizi (yeniden) değerlendirmeye itiyor bizi:
“direnebilen bir beden şiddete maruz kalmayı göze almış bir beden mi?"
Bir küratör/ direktör, niyetini sanatçıyla yoldaşlık ve eşlikçilikle ilan ederken, yolda ona Voyeur adlandırmasının reva görülmesi karşısında durumun hayret uyandırıcı, şaşkın bırakıcı yüküyle kendi ihtimallerini nasıl arayıp kurmaya çalıştığı, mektuplarda “iz”lenebilir.
Kolektif deneyimin içinden geçerken eyleyen(ler) ve dikizleyen(ler) gibi rollere sığınmak, sığmak ne kadar mümkün sorusu, sanatçı İz’in her kuram için sorulması gerek dediği şu soruyla da kuvvetleniyor; “işe yaraması için neyi dışarda bırakması gerekiyor?”
Dışarıda bırakılanı yüzleşilmediği, bastırıldığı kadar keskin bir “şiddetle” geri dönderiyor. “Geri döndürülemez” olanı hayalet gibi aramızda dolaştırıyor. Bu tanıklık okuyucuyu da sergiye geleni de küratörü de sanatçının kendisi kadar BDSM içeren (esaret, disiplin, hâkimiyet, itaat) rol, eylem ve eğilimleri katartik bir yöntemle ifşa ediyor.
Biçim verirken, delip geçerken de aletin elverişinin, malzemenin izin verişinin bir temsilin, metaforun, estetik bir yerleşimin, kurgunun ötesinde, dışında, kendinden menkul nasıl var olduğuyla da ilgileniyor. Elbette ki kurgunun hakikatle olan ilişkisini biçimlendirdiği düzenekle, sergilediği mekânla zamanın duygusuyla, politik “ihtimallerle” bir seremonide buluşturuyor.