Anteplilerin iyi bildiği gibi Alleben, Antep’in içinden onu çoğaltarak geçen, kentin kültürünü biçimlendiren uzun ve güçlü Fırat Nehri’nin geçmişte “gürül gürül akan”, sonra sonra zayıflasa da Antepliler için önemini yitirmeyen kollarından biri.
Çocukluk neresi?
Ülkü Tamer, Jorge Amado’dan alıntılıyor: “İnsanın anayurdu çocukluğudur.” Antep yolculuklarını, hatıralarını anlatırken “beni oluşturan en önemli öğelerden biri. Belki yok olup gitti çoğu. Ama içimde bir yerlere o zenginlikleri define gibi gömmüşüm. Onları yeniden çıkarıp keşfetme olanağını sağlıyor” diyor. Alleben Deresi, Antep ve çocukluk... Ülkü Tamer için bu üçü, iç içe akan ve İkinci Yeni’nin büyük şairini besleyen büyük, güçlü bir kaynaktır desek herhalde yanılmış olmayız. Alleben Öyküleri neresi?
Çocukluğunu ve büyüdüğü şehri, onun kültürünü içinde görkemli özgünlükte bir define gibi taşımayı bilen bir şairin, anayurduna, kendisine, kültürüne dair gördüklerini, hatırladıklarını öykü formunda yeniden keşfi. Ne yüzleşmekten ne sevmekten ne de hayat ve ölümden korkan, bilakis hepsini pek çok edebi formda kucaklamayı bilen cesur bir sanatçının öyküleri.
Ülkü Tamer, anılarında Antep’i anlatırken şöyle diyor: “Tepe aşılınca dünyanın en güzel resmi, Antep görülürdü.”
Buyrun işte siz, işte tepe, işte Ülkü Tamer ve işte Alleben! Dünyanın en güzel resmi.
Robert Kolej'den 1958 yılında mezun oldu. Yayıncılık, oyunculuk ve çevirmenlik yaptı ve 1950'li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri oldu. İkinci Yeni'ye, bu akımın ana karakteristikleri oluştuktan sonra dahil olduğu halde, kendine özgü imge dünyası ve süssüz, sade söyleyişiyle dikkati çekti. Çoğunlukla keskin bir ironiyle örülmüş derin acıların ve beşeri trajedilerin dile geldiği şiirlerinde 1970'lerden sonra toplumsal duyarlıklar da öne çıktı.
İlk şiiri 1954 yılında Avni Dökmeci'nin yönetimindeki Kaynak Dergisi'nde yayınlandı: "Dünyanın Bir Köşesinden Lucia".
Şiirleri 1954'den itibaren Kaynak, Pazar Postası, Yeditepe, Yeni Dergi, Papirus, Sanat Olayı gibi dergilerde yayımladı. 1967'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
"İkinci Yeni'nin, çağdaş İngiliz şiirini yakından izleyen, çevirileryapan, Batı etkilerine açık bir şairiydi. Özellikle 1960'ların ikinciyarısında yazdıklariyla kapalı şiir anlayışının kusursuz örneklerini verdi. Toplumsal sorunlara yönelirken de şiirin düzeyini düşürmedi." (Memet Fuat, 1985)
Ayrıca Ahmet Kaya 'nın An Gelir ve Başkaldırıyorum albümlerinde seslendirdiği "Üşür Ölüm Bile" ve "Gül Dikeni" şarkılarının sözleri Ülkü Tamer'e ait şiirlerden oluşmaktadır. Zülfü Livaneli´nin seslendirdiği "Memik Oğlan", "Güneş Topla Benim İçin" ve Grup Yorum'un "Düşenlere" isimli eserlerinin de söz yazarıdır.
Şiirleri
Ağıt Ben Sana Teşekkür Ederim Bruegel Düello Geceleyin Hançer Kışta Üşüyen Virgül Konuşma Uyku Üşür Ölüm Bile Yazın Bittiği Yazmasında
Şiir kitapları
Soğuk Otların Altında (1959) Gök Onları Yanıltmaz (1960) Ezra ile Gary (1962) Virgülün Başından Geçenler (1965) İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966) Sıragöller (1974) Seçme Şiirler (1981) Yanardağın Üstündeki Kuş (1986, toplu şiirler)
Ülkü Tamer'in tek öykü kitabı olan "Alleben Öyküleri" ona 1991 yılında Yunus Nadi öykü ödülünü kazandırmış. Biz Ülkü Tamer'i daha çok şiirleriyle, antolojileriyle tanıyoruz. Ama bir de Federico Fellini' nin gençlik yıllarının anlatıldığı ünlü "Amarcord" filmi var ki Tamer'in bu filmi çok sevdiğini biliyoruz. Tamer bu filmi 1981 yılında Türkiye'ye getirdiğinde çok ses getirmişti.
Onu kaybettiğimiz bu günlerde anısını yad etmek için kendi yaşamından kesitler sunan bu öyküleri okudum ve filmi yeniden izledim. Özellikle Sitti Zeynep ve Şekerci İsmail öykülerini çok beğendim. Yaşanılan coğrafyalar farklı da olsa bizi çocukluğumuza, ilk gençliğimize taşıyan öyküler hep birbirine benziyor. Dostluk, sıcaklık, kasaba eğlenceleri ve her dönem hiç eksik olmayan düzen baskıları..
Ülkü Tamer, dört öyküde anlattığı dört karakterin dördünün aynı şehirde, aynı çevrede ve zamanda bulunmalarına rağmen çok ufak dokunuşlarla üsluplarını birbirlerinden farklı kılmayı, dolayısıyla karakterleri ete kemiğe büründürmeyi başarmış. Dördü de birbirinden güzeldi ama ilk öykünün, Sitti Zeynep'in, yeri başka.
Öykücülüğümüzde Gaziantep ekolü var mı bilmiyorum, ama İshak ve Uzun Çarşının Uluları'nın ardından okuduğum Alleben Öyküleri ile birlikte, "yoksa da olması lazım" diye düşünüyorum. Üçü de muhteşem kitaplardı, üçünün de çok özgün dokuları vardı.
Bu kitabı 3 hafta önce Kızılay YKY'den aldım, otobüste yanıma oturan kadın "kitaba bakabilir miyim?" deyip de uzun uzun incelemeye başlayınca "Ülkü Tamer'i sever misiniz?" diye sordum merakla. Seviyormuş, "Şiir kitabı diye düşünmüştüm." dedi. Zaten tek öykü kitabı buymuş Ülkü Tamer'in. Çok tatlı, çok ilgili ve çok Ülkü Tamer şiirleri seven bir kadın olduğunu düşündüğüm için ve fikirlerimizin-görüşlerimizin-görünüşlerimizin birbirimize küçük jestler yapmak için engel olmayacağına inanmak istediğim için kitabı ona hediye ettim, hemencecik, otobüste.
Geçen hafta ise acil stajı bitip de nöbetlerinden kalan birkaç günlük boşluğu Ankara'da geçirmeye gelen bir arkadaşımla buluştuk. Çantasından, bir YKY poşeti çıkardı, uzattı. YKY'nin kırmızı hediye paketini açtığımda içinden bu kitap çıktı : )
Allaben, Antep'in bir köyüymüş. Ülkü Tamer'in Antepli olduğunu da kitap vesilesi ile öğrenmiş oldum. Robert Kolej'e gidene kadar Antep'te yaşamış, kitabın kaynağı yazarın çocukluğu yani. Öyküler de çocukluğun hayal meyal hatırlanan tatlılığını yansıtıyor. Akıcı bir üslubu var Tamer'in, atmosfer yaratması ve sizi o atmosferin içine çekişi başarılı. Ama yine de beklentimi yüksek tuttuğum için mi bilmiyorum, daha iyi bir şeyler okumayı bekliyordum. Kitapta dört öykü var. En çok ilk öyküyü beğendim, aradaki ikisi için "hımm eh işte" diyebiliriz, son öykü de güzel sayılırdı.
İyi ki öykü yerine çokça şiir yazmış sevgili Ülkü Tamer.
Beni çocukluk dönemlerime götürdü. Çok sicak ve samimi bir anlatimla Ulku Tamer kisa hikayelerle kesitler sunuyor kendi dönemindeki sinema ve Alleben anilariyla.. Alleben Gaziantep in icinden gecen kenarlarinda pinarlari olan guzel bir dereydi o donemler. Piril-piril gürül aktigi donemi bildigim icin hikayelerde biraz kendimi buldum.
Bir öykü klasiği. Damıtılıp saflaştırılmış bir iksir var Ülkü Tamer'in bu kısacık kitabında. 4 öykü, 50 sayfa. Yazar'ın Antep'te geçen çocukluğundan kalan eşsiz anılar ve bir benzerinin daha yaratılamayacağı, yani tarihin kendisi bile onları tekrar yaratamaz, karakterlerin tertemiz, şırıl şırıl ve de pırıl pırıl öyküleri.
O kadar özgün bir mücevher ki bu, onu klasik eleştiri terazisine koysak, karşı kefeye ne koyacağız? Gülü gülle tartarlar misali, o cinsten bir şey bulmak lazım ama yok. Yine kral bir Antepli olan ve bir PKK bombasıyla aramızdan ayrılmış olan (bunu asla unutamam) Onat Kutlar'ın İshak kitabı geliyor aklıma. Ancak bu ikisine de haksızlık olur. İshak girift bir labirent gibi oylumlu, kütleli, ağır ve de kurşun gibi sert, can alıcı bir kitap. Onun da bir benzeri yok. Ama Alleben Öykülerini ancak şuna benzetebilirim: Alleben deresinde balıkların yüzdüğü önceki yüzyılın, hiç telefon ekranına bakmamış bir çocuğunun, derede çimdikten sonra gür kirpiklerinden süzülen bir damladaki güneş yansıması. Ve onu evde bekleyen annesinin kapıda göründüğünde önce kızıp sonra bağrına bastığındaki o kısacık ve ölene dek akıldan çıkmaz sıcaklık. Mesela. Böyle bir güzelliği nesnel kıstaslara vurmak kolay değil.
İyi de ne anlama geliyor bu bir araba laf? Kısaca özetlemeye çalışayım: Bugün Antep Milli Eğitim Müdürlüğü tüm lise öğrencilerine bu kitaptan birer kopya verip, edebiyat imtihanlarını bu kitapla bitirip, bu kitabın hakkını veremeyen veletleri sınıfta bırakmıyorsa, ahirette bunun hesabını acı acı verecektir.
Ara sokaklarda yürüyorum, havada yoran bir sıcaklık var. Az ileride bir mahalle girişinde buluyorum kendimi. Berber Halit'in yerinden çıkan Kemal ile karşılaşıyoruz. Eli boynuna oradanda muskasına gidiyor. "Sitti Zeynep ölmüş, bilir miydin onu?" diye mırıldanıyor. Bilmezdim ama seninle öğrendim demek geliyor içimden.
Çete İsmail geliyor akabininde, bir selam veriyor. 18'inde evlenip 19'unda kız babası olan Çete çok dertli esasen. Kızı gitmiyor mu okula? Neden hakikaten diye sormak istiyor insan. Kız dediğin okumalı, kız dediğin güçlü durmalı hayata karşı. Ama öyle değil işte, Çete İsmail yaşamış görmüş bir şeyler.
Onu yolcu eder etmez mahallede biraz daha ilerliyorum. Şekerci Asım'ın dükkanından geçiyorum. Adamın dilinde "Sabahat" bitmiyor. Soruyorsun "Ne derdi var ki bu Asım amcanın?" Suyu dövmüş diyen çok buralarda Asım için, neden diye sorma okur. O mesele hala muallakta...
Mahallenin son düzlüğünde Mehmet Ali ile Hacı Hüseyin'in film artistleri hakkında konuşmalarına denk geliyorum. Ne koyu muhabbet ama bir görmen lazım okur. Hüseyin'in bir gür kahkahası Mehmet Ali'nin Hüseyin amcayı uçmaya ikna etme çabası...
Antep'in dere adı Alleben, eski zamanın akışkan suyu şimdilerde memleketinde hala değerli. Ülkü Tamer aslen bir şair, bir çevirmen olduğundan dolayı tek bir öykü kitabı yazmış. Keşke daha çok yazmış olsaydı diyorsun lakin şairliğini kaybetmemiş ki bu kısa öykülerde de şiir gibi akıcı bambaşka bir yazım ritmi yakalamış.
İster misin sen de memleket samimiyetinde öyküler? Okumanı gönülden tavsiye ederim.
Kitap İçerisinde 4 kısa öykü bulunuyor. İlk iki hikayeyi gerçekten sevdim özellikle sonları çarpıcıydı. Ama son iki hikayede koptuğumu hissettim. İlk 2 hikaye ile aynı kulvarda değillerdi. Alleben, Fırat nehri kollarından biriymiş. Antep'te geçen çocukluğunu öykülere taşımış Ülkü Tamer. Okurken oraların dokusu hissedilebiliyor. Ama malesef dediğim nedenden dolayı kitap beklentimin altında kaldı. Sitti zeynep hikayesi sanırım kitabı okumaya değer kılan tek hikaye.
Ülkü Tamer'in öykü yazdığını biliyor muydunuz? Birbirinden güzel dört öyküden oluşan Alleben Öyküler, Bay Tamer'in maalesef tek öykü kitabı. Keşke daha çok öykü yazsaymış dedirtti bana, hepsini çok sevdim çünkü. Bu incecik muhteşem kitabı bulabilirseniz mutlaka okuyun derim. Yıldızlı tavsiyemdir. =)
Epey güzel 4 kısa öykü. Bence içinden iki güzel film çıkar. İlk hikayeye bir türlü giremedim, aslında güzel olduğundan eminim ama bir kaç denesem de 2. hikayeye geçtim, sarmadı. Spoiler vermeyeceğim, zaten kısa öküler. Beğendim.
İmge dünyası bu kadar kalabalık bir şaire yakıstıramadığım kadar yalın, hatta kuru bir anlatısı olan 4 kısacık öykü var kitapta. Çocukça bir tarz ile mucizelerle sıradan içi içe gecmiş, tek eglenceli yanı da bu belbelki kitabın.
Bu kitapta aynı coğrafyada yaşayan, aynı kültürü paylaşan insanların farklı hikayeleri dört hikayede toplanmış. Aslında dört ana karakter varmış gibi görünse de aradaki karakterler de hikayelere renk katıyor. Bana bu hikayeleri sevdiren yazarın kullandığı yalın ve sıradan üslup oldu.
Okuduğundan aklında ne kaldı derseniz; hiç. Kesik kesik parçalardan öyküler ama cidden okuması zor bağlantısız yazılar gibi, garip. Öykü kitabı severim ama bunu pek sevemedim zaten tek öykü kitabı imiş sanırım şiirlerini hiç okumadım ama onları tercih ederdim..
Books consists of some short stories. Because being from Gaziantep i like the stories about life in there. People and stories were very naive, simple and warm.