“Metrûk binalar, lağımlar, hamamlar, bostan kuyuları, çeşme yalakları, değirmenler, mezarlıklar, saçak altları, ulu deryâların dipleri, dağların etekleri, vadiler ve dahi mağaralar acâyiplere mesken süflî zâviyelerdir. Hâşâ besmelesiz girilmez.” Zâviyetü’s-Süfliyye – Kurtubî-i Cedîd Faruk, nihayet hakkında onlarca hikâye duyduğu Peri Palas’ı bulmuş ve acayipleri misafir eden bu otelin sahibi hayalet Mümtaz Bey’le tanışmıştı. O günden sonra Peri Palas’ta karşılaştığı gulyabanilerden kaftarlara, cinlerden karabasanlara, oburlardan al karılarına kadar pek çok acayiple birlikte hiç beklemediği çetin maceralara girecek, İstanbul’u karanlığın gazabından korumaya çalışacaktı.
Yorum yapmayı zorlaştıran bir kitap, yazar. Neredeyse tüm yazın hayatına, akademik kariyerini sözlü, yazılı kullanışına şahit oldum, oluyorum, olacağım. Tarih mütehassısı diyebildiğim birkaç kişiden biri. İlk öykü kitabını da beğenmiştim. Bu ilk romanın girişinde acaba hayal kırıklığına mı uğrayacağım dedim fakat sonra fark ettim ki tüm o gözümüze sokulan, hızlı gelişen detaylar, olaylar sahneyi hazırlamak için. Hele son sayfalar akılları baştan alır, Amerikan sineması için nefis savaş sahneleri mi desem, heybetli güç gösterileri mi? Sevgili Ömer Faruk Yazıcı kelimeleriyle yine Korku Meddahlığı'nın hakkını veriyor. Yolu açık olsun :)
"Kimler geldi kimler geçti Bu dünyadan kimler göçtü Ölü söyler diri dinler Dinleyen kâh güler kâh inler
Bir hikâye ekleyeyim Sen dinle ben söyleyeyim Bak ki yalan mıdır sözüm Sözüme kefildir özüm." (S.113-114)
Karanlık çöküp bütün gözler yumulduğunda uyanan ve görkemli bir otele dönüşen harabe bir konak, "Peri Palas", Faruk'un nezdinde bizlere kapılarını ardına kadar açıyor. Peri Palas'ın en kadim ruhu ve işletmecisi Mümtaz Bey selamlıyor bizi, diyor ki "Unutmayın, en güzel hikâyeleri ölüler anlatır." Faruk'la beraber önce Mümtaz Bey'in sonra Peri Palas'a yolu ve namı düşmüş, Peri Palas'ın odalarında konaklamış ruhların gizemli hikâyelerini dinliyoruz. Hacı Ana, Ejder Kaptan, Ahu Baba, Obur Paşa, Şapkalı Kadın ve daha nicesi, bölümlere isim vermekle kalmamış; hepsi başlı başına birer hikâye olmuş. Her bölümde giderek artan tempo son bölümde heyecanı zirveye taşıyor. Duru dili ve akıcı anlatımıyla ilk sayfasından son sayfasına kadar ilgiyle okuduğum bir kitap oldu.
Çok güzel bir kitaptı. Uzun zamandır oturup böyle dolu dolu tartışacağım bir kitap okumamıştım. Yazarından tutun kimin eli degdiyse cok iyi bir iş başarmışlar.
Çağdaş edebiyatımızda fantastik türünde eserlere pek rastlamak mümkün değil. Ben Barış Müstecaplıoğlu okumuştum belki yazarın tarzını ona yakın bulabilirim.
Konusu,kurgusunu sevdim ama diyaloglarda tutarsızlık buldum. Özellikle yüzyıllar öncesi hayaletinden, ya da mahalle teyzesi dilinden uzak buldum.
Bir bütün olarak konuyu sevdim bence senaryolaştırılması güzel olabilecek kurgu olmuş.
Kitabın yazarı için burada Tarih mütehassısı desek yanlış olmaz diye okumuştum, çok haklılarmış. Acaiplere dair daha önce böyle bir şey hiç okumamıştım, zevkten ve heyecandan dört köşe okudum. Hele ki son bölüm bir çırpıda bitti, yazarın Türk Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu o kadar çok hissettim ki okurken ; o betimlemeler, o benzetmeler.. Tabii bir de şu durum var ; artık harabe olarak gördüğüm her yere farklı gözle bakma durumu .. Acaba burası bir peri palas mı ? Ya da şubesi mi :) Ben çok beğendim, herkese de tavsiyemdir.
son derece sade yazılmış olayların okuyucuyu alıp götürdüğü bir eser. ayrıca Türk mitolojisine dair güncel bir fantastik macera romanı. Bahsedilen heyulalar, cinler, alkarıları, tılsımlar, lanetli ruhlar, tekinsiz konaklar ve niceleri bize anlatılan masallardan fırlama, önlem aldığımız, korktuğumuz soyut varlıklar hepsi. Deyimlerimizin, atasözlerimizin, masallarımızın,dualarımızın kısacası kültürümüzün beslendiği toplumsal hafızamızdan beslenmiş bir kurgu. kısa sürede okunacak ,merak duygusunu bitirene kadar saklı tutan bir kitap.
yerli fantastik anlatının en şen hali var bu romanda. Peri Palas'ta bir araya gelen varlıklar topluluğundaki her ferdin bir romanı yazılabilir. Bir evren kurmuş Ömer Faruk Yazıcı. Akıp giden bir solukta okunan bir roman. türü okumayanların bile keyif alabileceği bir roman Peri Palas.
Genç bir kalem tarafından ele alındığı zaman zaman kendini hissettirse de oldukça başarılı olduğunu söyleyebilirim. Acaibu'l-mahlukat'ı saymaz isek daha önce acaiplere dair bu tür bir eser okumamıştım. Tatlı bir okuma deneyimi yaşattı. Ayrıca kültürümüzde ne kadar farklı türlerde acaipler olduğunu gösteren bilgilendirici bir okuma oldu. Hem bizden olsun hem fantastik olsun diyen okuyuculara tavsiyemdir.
Açıkçası ilginç bir deneyimdi, internetten tanıdığım Ömer Faruk Bey'in bu eseri aracılığıyla daha önce yaşamadığım bir tecrübe yaşadım. Cinler, gulyabaniler, oburlar, cüceler ve daha birçok çeşit malukat içeren bu kitaptan zaman zaman Witcher zaman zaman da Hobbit esintileri aldım. Kitabın kısım kısım maceralar üzerinden gitmesi bence onu okunur kılan yanı oldu. Ancak Faruk'un maceralarını daha fazla okumak ister miyim emin değilim 🤔
Her bölüm yeni bir acayibin dahil olması çok kurguyu dağıtıyor. Daha az karakterle, bir bütün olarak okumak isterdim. Dil ve Türkçe kullanımı açısından benim biraz daha fazla beklentim vardı. Ancak keyifsizce okudum. Akmadı.
bazı şeyler tutarsız gibi geliyor. içerisine bir türlü giremedim, dağınıklık ve bir araya getirilemezlik konusunda biraz hızlı bir kurgu gibi geldi, ilginç bir deneyimdi fakat bu türü sevdiğim için tavsiye üzerine ulaştım ve keyif almadım dersem yalan olur.