Az Adamla Yakalandık Turgay Keskin’in ilk romanı. Roman, Demirtahta Mahallesi’nde büyüyen Atakan’ın hayatla tanıştığı yılları, içine hapsolduğu ve çıkmak için çabaladığı küçük dünyasını anlatıyor. Atakan, ilk aşkın peşinde koşarken kendini belanın ortasında buluyor. Hayalperest olması sebebiyle yükselmeye çabaladıkça iniyor, kalkmak istedikçe düşüyor. Ne öfkenin öfkeye ne sevginin sevgiye benzediği, her şeyin kendini bulma çabasına ve rekabete dönüştüğü bu küçük dünyada Atakan ve arkadaşlarının tek sığınağıysa Beyaz Kurbağa Mahallesi ile yaptıkları maçlar. Bu maçlarda yenmek kadar kendi kalene gol atmak da var.
Romanda, birbirine anlamsız kötülükler yapan, ergenliğin sularında yüzen küçük adamların endişesini babaların halleriyle, ne istediğini bir türlü çözemediğimiz küçük kadınlarıysa annelerinin yaşamlarıyla anlamaya çalışıyoruz. Turgay Keskin sade bir dille, sükunetle ve boşluklarla aktarıyor bize olağan yaşamları.
Atakan’ın dünyası ve mahalle yaşamı tanıdık bize. Bu tanıklık okudukça yüzümüzde acı bir tebessüme, hatta yüzleşmeye dönüşüyor. Hem naifliği hem de kötülüğü melodrama dönüştürmeden anlatmış bize Keskin. Az Adamla Yakalandık, bir ergenlik hikayesi. Şairin dediği gibi gökyüzüne bile sığmayan, belki de bu yüzden hiç bitmeyen bir çocukluğun romanı...
okuldan gelince üst değiştirip doğru düzgün bir şeyler bile yemeden sokağa koşulan son çocukluğu yaşayan nesil biziz sanırım. kitabı okurken de tekrar o yıllara döndüm.
ve yeni çıkan ilk kitapları okumak beni çok mutlu ediyor. 💛
Turgay Keskin’in ilk romanı, hayali bir mahallede gerçek acılara odaklanıyor. Bunu yaparken Rıfat Ilgaz’ın Apartman Çocukları’nın, Atilla Atalay’ın Sıdıka’sının ve tabii ki Romain Gary’nin Onca Yoksulluk Varken’inin kokuları burnumuza geliyor. Fazlasıyla sürükleyici ve pesimist, fakat oldukça gerçekçi. ‘Esaretin Bedeli’nde de geçtiği gibi, ‘Yere yıkılmaya en çok yaklaştığınız an sanırım en umutlu olduğunuz an’. Ölümler, boşanmalar, kavgalar arasındaki tek teselli kazanılan bir mahalle maçı... Çoğu zaman ihtiyacımız da hayatın getirdiği de bundan fazlası değil. Dolayısıyla az adamla yakalanmamak, en güzel savunma mekanizması.
Çocukluğunu 80'lerde 90'larda geçirenlerin kendilerinden çok şey bulabileceği bir roman Az Adamla Yakalandık. Okuldan geldiği gibi kendilerini sokağa atan çocuklar, mahalle hayatı, futbolla avunan oğlanlar, tetris, atari ve kasetçilik, ilk dost kazığı, ilk aşk, ilk aşk acısı, ilk hayal kırıklıkları, ölümle ilk kez karşılaşma, sorunlu ebeveynler, gelenekçi eğitimin etkisindeki okullar ve öğretmenler, çocuksu umutlarla hayal kırıklıklarının hüzünle ve mizahla iç içe geçen anlatımı. Romain Gary hayranı bir yazardan beklenen güzellikte bir ilk roman.
Turgay'ın sessiz sedasız çıkardığı ilk romanı, umarım buraya daha nicelerini de ekler ve bizler de okumaya devam ederiz. Okurken çocukluğuma gittim her seferinde, bizim jenerasyonun hikayesi. Mahalle maçları, küçük kavgalar, büyüme sancıları ve ilk aşklar. Naif ve sıcacık bi tarafı var. Bu zamanların kayda alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Devamına inşallah.
Hadi hep birlikte doksanlı yıllara, Demirtahta Mahallesi’ne gidelim. O yıllarda arkadaşlık ve aile ilişkileri daha derin duygularla yaşanıyordu sanki, ne dersiniz? Günümüzün her şeyi hızla tüketen, anlık zevklerin peşinde savrulan internet kuşağının aksine o dönemde çocuklar hayatı her anlamda dolu dolu yaşardı.! Kahramanımız Atakan da ilk aşkının peşinde türlü türlü belaları kendine çekme konusunda usta, ama içsesine kulak veren, adalet anlayışı gelişmiş bir çocuk. Beyaz Kurbağa Mahallesi ile yaptıkları maçların heyecanına ortak olurken, okulda ve sokakta Atakan’ın başına gelen tersliklere hayıflanacaksınız. En yakın arkadaşın Atakan’a ihaneti sizi de sarsacak ama kimi zaman anılarını kimi zaman suskunluğunu paylaşan apartmanın yeni sakinini çok seveceksiniz... Kurgu yaşama dair. Bizi alıp götürdüğü yer tanıdık bir dünya. Yazarımızın ilk romanı olmasına rağmen, yetişkin kimliğinden arınıp olayları bir çocuğun gözünden aktarmaktaki başarısını alkışlıyorum, zira biz yetişkinler içimizde hep bir çocuk barındırsak da onu daima öteki olarak görüyoruz. İster istemez öğüt veren ya da tepeden bakan bir tutum içine girip, çocuk karakteri yönlendirmeye çalışıyoruz. Oysa yazarımız romandaki karakterleri özgür bırakmış, akışın verdiği güçle ilerleyen bir hikaye var karşımızda... . Ben keyifle okudum ve çok sevdim.