Siyah küplere binip göklerde dolanan, masum kanıyla beslenen cazular, bir dokunuşuyla bin maraz bulaştıran çoran, sakalı her türlü hastalığa şifa veren başmakçı, bağırtısıyla kurbanını sağır ederek öldüren corlaklar, haftanın dördüncü gününde iş yapan kadınlara inat yatağı yorganı dağıtan çarmagunlar ve Erlik Han’ın habercisi Azidahar…
Türk mitolojisinde yer alan yaratıkların, Erlik Han ile savaşan kutsal şamanların ve asla nihayete ermeyecek savaşta Batur Börü’nün, Yerbüker’in, Harduman’ın ve diğerlerinin maceralarına bu öykülerle tanık olun.
Adil Öztürk'ün "Dördüncü Günün Melaneti" Türk Mitolojisi, günümüz ile güzel yoğrulmuş, akıcı, dili, ritmi yerinde bir kitap. Çoğu öyküden kendimi alamadım ve sonuna kadar nefes almadan okudum. Karakum Yayınları'nın bu esere tanıdığı şans bir teşekkürü hak ediyor. Adil Öztürk gelecekte çok daha iyi yazacak ve zaten yerli yerindeki kurguları bence (naçizane) büyük başarılara imza atacak. Potansiyel yüksek.
bazı öyküler sanki pek sürükleyici değil gibi, bir de bu tarz alanda artık sanırım ögeler belli diye her yerde aynı kelimeleri duymaya başlayınca biraz durağanlık katıyor gibi. mitolojiyi seviyorum, kendi mitolojimizi de seviyorum fakat bu türde üretilen ürünler sanki hep belirli bir çember etrafında dönüyor. dili çok rahat anlaşılır ve en sevdiğim okuması kolay dillerden. bunlar artıları.
Bu kitap ve hatta sevgili Adil Öztürk'ün kalemi hakkında ne diyebileceğimi bilemiyorum desem? Bir romana ya da öyküye yorum yaparken normalde bu kadar düşüncelere dalıp gitmem ama bu kitap bende bu şekilde bir etki yapıyor.
Neden mi? Bir düşünelim.
Adil, bu kitapta bolca Türk mitolojisine girmiş. Bu konuya, şamanizme ve yarattığı derin dünyaya oldukça hakim diyebilirim. Sıçramalar ile farklı dönemlerde geçen şaman hikayelerini, her birisi farklı bir Türk Canavarı ile süslenmiş olan, nice iye ve kam ile doldurulmuş farklı farklı öyküleri bizlere sunuyor.
Öykülerin bütünlüğüne de (birbiri ile özdeşliğinden bahsediyorum) diyecek hiçbir şey yok. Kendi içlerindeki bütünlükleri ise asıl üzerinde durulması gereken konu. Oldukça sınırda duruyorlar. Bazen iç içe geçmiş hikâyeler okuyoruz ve en içteki hikâye, onu çevreleyen dış hikâyeden daha ilgi çekici olabiliyor. Halbuki anlatının baş kahramanı dış hikâyenin kahramanıyken iç hikâye kısacık bir olay örgüsüyle okuru daha çok cezbedebiliyor. Bu da öykünün genel bütünlüğünde ister istemez bir titreşim yaratıyor. (Yıkmıyor ama okurun damak zevkine dokunuyor.)
Karakterizasyonlar çok güzel. Her bir kam, şaman ile bağı kurabiliyorsunuz. Hikâyeler, sevgili Adil'in tertemiz anlatımından da yola çıkarak oldukça güzel başlıyor, okuru anında içine alan ilgi çekici bir konu ile sarı veriyor, gel gelelim gelişmenin hemen ardından sonuca doğru yol almaya başladığı o noktada bir parçacık üzüyor. Daha etkileyici olsun diye bekliyorsunuz ama olmuyor. Bitişler aynı tonda, hayal gücünüzün sınırlarını hiç zorlamadan, gayet normal bir yapıda oluveriyor.
Bahsettiğim ufak tefek durumlara karşın anlatımı, farklı atmosferleri, Türk mitolojisi ve kamlarla dolu hikâyeleri ile güzel bir kitaptı diyebilirim.
Adet yerini bulsun. En beğendiğim üç öyküyü de en beğendiğimden başlayarak listeleyecek olursam:
1- Calbagun ve Yerbüker'in Dövüşü 2- Bereketsiz 3- Dördüncü Günün Melaneti
Kitabı bitirmedim lakin hakkında fikir edinebileceğim kadarını okudum. Bu iyi bir kitap değil ama kötü bir kitap da değil. İçerisinde gerek kurgusal gerek anlatımsal olsun pek çok hata barındırıyor. Kapağında vadettiği şeyi sunamaması bir kenara, “şamanik”likten uzak Batı kültürünü temel almış gibi kurguluyor ve işliyor mevzularını. Kitap üzerinde not aldığım bir sürü “hata”sı var ki onları buraya tek tek yazacak değilim.
Buna rağmen, öyle çok kötü bir kitap da değil. Okuyacak daha iyi şeyleriniz yoksa biraz kafa dağıtıp gizem yaşamak için pekala vakit ayrılabilir. Böyle bir ülkede, böyle bir zamanda edebiyatla uğraşan yazarı takdir ediyorum. Bu çabası bile başlı başına bir başarı. Ama, daha öteye gidebilmesi için daha çok çalışması gerekiyor.
Kitap okumaktan daha keyifli bir aktivite varsa o da arkadaşının yazdığı bir kitabı okumak. Daha önce Türk mitolojisi ile ilgili bir kitap okumamıştım. Bana hediye ettiği bu kitapla yeni kavramlar ve kahramanlar kattığı için Adil’e çok teşekkür ediyorum. Büyük bir keyifle okudum. Umarım okuyucusu bol olur ve gelecekte başarılarının devamını görürüz.