Selçuk Baran’ın yedi öykü kitabı daha önce Yapı Kredi Yayınları’ndan Ceviz Ağacına Kar Yağdı (2008) adıyla tek ciltte toplanmıştı. Bütün öyküleri şimdi gözden geçirilerek, yazar fotoğraflarının bulunduğu kapaklarla ayrı ayrı basılıyor. Selçuk Baran’ın öykü kitapları dizisinde yer alan Yelkovan Yokuşu (1989) yedi öyküden oluşuyor: “Yelkovan Yokuşu”, “Değirmen”, “Bozacıda”, “Öğle Saatleri”, “Rose Bonbon”, “Bakırçalığı”, Eğrelti Yeşili”.
Yalnızlık ve umutsuzluk dolu öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yaratmakta başarı gösterdiği kabul edilen Selçuk Baran, Behçet Necatigil’den Vedat Günyol’a, Füsun Akatlı’dan Selim İleri’ye, Hulki Aktunç’tan İbrahim Yıldırım’a, İnci Aral’dan Behçet Çelik’e pek çok yazarın övgüyle üstünde durduğu, ancak günümüz okuru tarafından daha fazla keşfedilmeyi bekleyen bir yazar.
“Genliğim mi? Oysa zaman güneşli bir tarladır. Öyle olmalıydı. Nereden bakarsan bak, her şeyi görebilirsin; uzaktır biraz belki, işte hepsi o kadar ama.”
Selçuk Baran (Ankara, 7 Mart 1933 – 4 Kasım 1999) Ankara Kız Lisesi’ni ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni üstün derecelerle bitirdi. Aynı fakültenin Banka ve Ticaret Hukuku Enstitüsü’nde kurs müdürlüğü yaptı (1958-68). 1995’ten sonra bu enstitünün yayın müdürüydü. 1987-93 yıllarında TRT İstanbul Radyosu’nda radyo oyunları yazdı. “Türkân Hanım” adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelendi. İlk öyküsü (Çocuğun Biri) 1968’de Yeditepe dergisinde çıktı. Yalnızlık ve umutsuzlukla örülü öykülerinde düşsel, şiirli bir hava yarattı. Behçet Necatigil “Keskin, belirgin çizgilerden kaçınarak, dikkat isteyen, belirsiz yaşantı parçalarını birleştiriyor; çağrışım ve yorumlara açılma gücü için okuyucudan katkılar bekleyen bir ‘iç hayat’ görünümleri çiziyor” saptamasında bulundu. Selçuk Baran’dan kalan günlük, mektup ve yayımlanmamış yazıları yakın dostu Ülkü Uluırmak derledi: Haziran’dan Kasım’a (2007).Haziran ile 1973 TDK Öykü Ödülü’nü kazandı; Bir Solgun Adam ile 1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda mansiyon aldı; Anaların Hakkı ile 1978 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı Adnan Özyalçıner’le paylaştı; Bozkır Çiçekleri ile 1979 Milliyet Yayınları Roman Yarışması’nda mansiyon aldı.
Selçuk Baran bence daha fazla ilgiyi ve okunmayı hak eden öykücülerimizden. Evet, bu kitaptaki hikayeler pek iç açıcı değil, yalnız ve mutsuz karakterlerin hikayeleri daha çok. Ama incelikle anlatılan, duygu sömürüsü içermeyen sağlam metinler bunlar.
Bu yılın son kitabı Selçuk Baran'ın Yelkovan Yokuşu oldu.
Yapıkredi Yayınları'nda gezerken satış sorumlusunun önerisi ile almıştım diğer kitaplara ek olarak. Artık çok nadir fiziksel mağazadan kitap alıyorum, böyle önerileri dinlemeyi özlemişim. 💙 İçindeki öyküler oldukça melankolik, içe dönük karakterlerin bir yakınlık bulma arzusunu taşıyor sanki. Birisiyle bir bağ kurma ihtiyacı duyan karakterler saklı kısacık öykülerde. O nedenle kitabın kışa yakıştığını düşündüm. Bazı kitaplar bazı mevsimlerde daha keyifli bence. Herkese sağlık, neşe, umut ve bereket dolu bir yıl dilerken kitaptan bir alıntıya yer vererek gidiyorum. Dilerim içimize sinen, nefes aldıran, okutan ve güldüren bir yıl geçiririz.
"Oysa zaman güneşli bir tarladır. Öyle olmalıydı. Nereden bakarsan bak, her şeyi görebilirsin; uzaktır belki, işte hepsi o kadar ama."
Öykü nedir diye sorulursa Selçuk Baran'ın yazdığıdır denilebilir. Her bir öyküyü duyumsuyorum, canlı bir hissedişe ortak ediyor. Her öykü imgesini okurun içine ekiyor. Anlatı bittiğinde bile hikaye kendini zihnin başka bir arenasında sürdürüyor. Büyüleyici.
biraz uzun bir okuma oldu benim için.. ilk iki öykü kendi açımdan içine almadı beni ama iyi ki devam etmişim sayfalar ilerledikçe kendimi kaptırmış buldum kitaba. bazı hikayeler çok güzeldi duyguları hala okuduğum andaki gibi kalbimde …
Neden bilmiyorum ama öykülerin içine giremedim. Telefondan e-kitap formatında okumak mı sebep oldu, emin değilim. Yine de neredeyse 40 yıl önce yazılmış, - kimisi doğduğum sene kimisi daha da önce-, hikayeleri okumak, değişik bir deneyim oldu.
Uzundur ertelediğim öykücünün okuduğum ilk kitabının (Değirmen'in olay akışı ve de Bozacıda'nın karakter kurgusu dışında) beni pek etkilemediğini söylemeliyim. Rose Bonbon'da ise bilmiyorum Sevim Burak'tan etkilenip etkilenmediğini fakat benzeri bir üslup gözlemlediğimi belirtmeliyim. Yer yer arabeske kaçan duygu betimlemelerinin dikkatimi dağıttığını hatırlıyorum. Kış Yolculuğu, Tortu ve Anaların Hakkı kitaplarını da okuduktan sonra karar vereceğim.
“yanındakiyle yaşar aklındakiyle ölürsün” öyküleri bir kitaba toplanmış. kalbinden geçeni, arzuladıklarını bir türlü doya doya haykıramayanlar bir arayış içinde dolaşıp duruyor öyküler arasında. ya artık sustuklarından, ya denemekten yorulduklarından, ya da olmayacağını kabul ettiklerinden içlerindeki sıkışıklığı sadece biz görebiliyoruz. anlatılanlar, istenenler hep çok gerçek hissettirdi, sanki karakterlerin günlüklerine sızmışım gibi.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. İlk öyküyü bitirdikten sonra, yazarın isminden dolayı, "Bir erkek, bir kadın gibi düşünmeyi nasıl bu kadar iyi başarmış?" diye kendime sordum. Kendi cehaletim, yazarın öz geçmişini okuyunca bir kadın öykü yazarının kitabını okuduğumu anladım:) Çok samimi, çok yalın, biraz yalnız, biraz hüzünlü öykülerdi...
Selçuk Baran’ın öykülerini kaçırmayın. Bugüne kadar okumamış olmam kendi adıma çok büyük kayıp. Öyküler hem hayatın tam içinden hikayeler hem de zaman zaman ütopik ögeleri de barındırıyor. Okumayan varsa tavsiye ederim. Keyifle okuyun.
Yelkovan Yokuşu beni yüreğimden vurdu, yedi öykü var, hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Selçuk Baran sakin, duru bir dille insanın özellikle de kadının yalnızlığını, toplum içindeki sıkışmışlığını çok güzel anlatmış.
Selçuk Baran'ın ilk okuduğum kitabı Yelkovan Yokuşu. Son olmayacağını garanti edebilirim. Bunca zaman kendisini keşfetmemiş olmama hayıflansam da geç de olsa kalemi güçlü yazar tanımanın mutluluğunu yaşıyorum. Öykülerinde okuru içine çeken ve sıkışmışlığı hissettiren ve tüm bunları akıcı ama sıkıcı olmayan dille aktaran bir yazar. Elimdeki diğer kitapları için çok fazla ara vermeyeceğimi düşünüyorum.