Livaneli'nin elimde olan iki kitabından biri 'Bizi Sürükleyen Nehir'; romandan önce tarzına alışmak adına deneme okurum mantığıyla almışımdır fakat kitabı eline almadan yapılan alışverişin hazin sonu. Kitap aforizmalardan oluşuyor. En azından konu başlıkları içinde bütüncül bir yorum okumayı beklerdim. Aforizmalar bağlam olmadan üst üste yığılınca, tek tek cümleler güzel olsa da aşırı özlü düşünce okumak beni yoruyor. Bu tarzı sevenler için ise farklı konu başlıkları altında güzel düşünceler yer alıyor.
Herkese keyifli okumalar.
Elbette ölüp gideceğiz ama diyorum ki bir görelim şu memlekette güzel günler olduğunu da öyle ölelim.syf58
Ne cenaze olur müziksiz ne de düğün ne devrim ne direniş ne de sevda.
Müzik, sesi aşan bir şey. En soyut sanat olarak, bizi yüreğimizden, bilinçaltına sinmiş tortulardan yakalar.
Müzik insanın derisinin altına giren bir şey, engel tanımıyor.syf155
Kapitalist dünyanın gerçek edebiyatı halk kitlelerinden uzaklaştırmasının ve bunu bir "entelektüel oyun" haline getirmesinin bir amacı var elbette.
Söz sanatları, her zaman tehlikeli sayılmıştır. Çünkü insanları, düşünmeye, sorgulamaya, bilinçlenmeye, başkaldırmaya davet eder.
Tanrı bile insanlara kitaplarla seslendi. Darwin, Marx, Freud, Einstein dünyayı kitaplarla değiştirdi.
Bu yüzden gerçek edebiyat "kapitalist diktatörlük" için tehlikeli bir tür.syf183
Yetmişli yıllarda bireysel olmak suç toplumsallık erdem olarak gösteriliyordu.
Şimdi toplumsal sorumluluk suç, bireysellik erdem gibi gösteriliyor. Bence bireysellik ve dayanışma arasındaki denge toplum için kilit meselelerden biri.
Eğer bu dengeyi kuramazsa bir toplum. huzur da olmuyor.
Ben hep bireysellikten yana bir insan oldum; fakat bireysellik ile bireycilik arasında çok kalın bir çizgi olduğunu düşünüyorum. Bugün bireycilik, kendi çıkarlarına bakan "neme lazımcılık" hâkim.
Bir Batı demokrasilerindeki düzene bakın, bir de baskıcı rejimlerdeki kargaşaya! Çağdaş bir açık toplum örgütlenmesindeki özgürlüklerden korkmayalım.
Temel amacım her zaman çirkinliğe karşı güzellikle. zorbalığa karşı umutla direnmek oldu. Özgürlük, eşitlik. emek, kadın hakları, çocuk hakları, serbest zaman hakkı, seyahat hakkı, anadilinde konuşma hakkı, bunlar gibi birçoklarının özgür olmasını, serbest olmasını isterim.
Bunların kısıtlanmasını savunan düşüncelere ve inançlara da asla saygı duymam.
İnsan haklarına saygılı, bilgi akışının özgürce gerçekleştiği bir açık toplum mu? Yoksa fanatik baskıların kol gezdiği, sansürcü, yasakçı ve insan haklarını hiçe sayan bir ülke mi?
Eskiden köleler hiç olmazsa ayaklarına geçirilen prangaların farkındalardı, şimdikiler zincirlerini bile göremiyorlar.syf263
Kelimelerin tarih ve kültür içinde kazandığı anlamlar var, hiçbirini feda edemezsiniz. Bir örnek vereyim:Kalp, gönül ve yürek aynı anlamı içerir gibi görünür; ama kalpsiz, gönülsüz ve yüreksiz derseniz birbirinden çok uzak anlamlara gelir. Şimdi, bütün bu zenginliği atıp da bir kavramı tek kelimeyle karşılayabilir misiniz?
Ortada, yüzyıllardır kullanılan “kelime" gibi tumturaklı bir kelime varken, niçin "söz"ün küçüğü anlamına gelen "sözcük" demeye zorlanıyoruz ki? Yaşlı bir Anadolu efendisinin "Hele otur iki kelam edelim" deyişini edebiyattan çıkaracak mıyız? Pir Sultan Abdal'ın "Mecliste arif ol, kelamı dinle" dizesini unutacak mıyız? Dilde "ırkçılık" anlamına gelebilecek olan bu davranışı sol hareketlerin savunması garip değil mi?
Dil bir simgeler demeti.syf166
Düşünmek ciddi bir iş. Milyonlarca ayrıntıyı gözden geçirmeyi gerektirir. Tabular dahil her şeyi sorgulamaya açık bir beyniniz olmalı. Soru sormaya engel olan dogmalardan. düşmanlıklardan, önyargılardan, kamplaşmalardan kurtulmalı düşünen insan.
Düşünmek; önyargılardan, önkabullerden, fanatizmden, kavgadan, karşı tarafa laf sokma şehvetinden, ideolojiden, siyasetten, polemikten, aidiyetten,klişeleri tekrarlamaktan başka bir şey. syf86