Türkiye’nin bir milletler mozaiği olduğu hep söylenegelmiştir. Gerçi etnik aidiyetler, politikanın konusu olduğunda, bazen şiddetlenen ve amacını aşan tartışmalara yol açıyor. Ne iyi ki, bugünün Türkiye’si bu tartışmaları bir parça aşmış durumda ama milletler ve etnik gruplar meselesini her ne şekilde olursa olsun ele almak her zaman netameli olmuştur. Kökeninden tarihi gelişimine, günümüzdeki durumundan politik konumlanışına etnik gruplarla ilgili farklı görüşlerin olması kaçınılmazsa da araştırmacıların nesnelliği öncelememesi ve düpedüz öznel yaklaşımlar karmaşaya yol açıyor ve bazen sorunu içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bu kitabın konusu, çapı ve formatı, etnik aidiyetlerle ilgili Türkiye’de süren tartışmaları birkaç insanî ve vicdanî konuyu bir yana bırakırsak tartışabilecek durumda değilse de; tarihin, her türlü iktidarın yanında çoğalmaya başlanıldığında, azınlıkta kalana dünyanın dar geldiğini tekrar tekrar gösterdiğini belirtmeden geçmek istemem.
İstanbul, dünyanın en eski kent yerleşimlerinden biri olarak eski çağlardan günümüze birçok kavme, halka, ulusa ev sahipliği yapmış büyük bir metropoldür. Sokak-larında, caddelerinde dünyanın dört bir tarafından gelmiş pek çok ulustan kişiye rastlamak artık sıradanlaştı. Bunların yanında yine yüzlerce yıldır burada oturan, hayatlarına burada başlayıp burada sonlandıran pek çok etnik kökenden gelme insan var. Peki, bunlar kim? Elinizde tuttuğunuz kitap, bu merakı gidermeye çalışa-cak. Bunu yaparken bilimsel bir iddia taşımadığımızı, sadece mütevazı araştırmalarımızın, kişisel gözlem ve soruşturmalarımızın kısa sonuçlarıyla yetinmek duru-munda olduğumuzu belirtmek isterim. Kitabı hazırlarken şunu gördüm: Bu devasa konuyu yazmaya ciltler yetmez ama aynı zamanda ne kadar da bakir bir alan burası. Birçok etnik grubu yazarken şaşkınlıktan dona kaldım. Bazı bilgiler hayret verici ölçüde birbirine taban tabana zıt ve bu alan bilim insanlarından ne kadar uzaklaşmışsa o kadar siyasi rantçıların eline düşmüş. ‘Politikacılar’, etnik gruplar üzerinde at koşturmuş, biri bu yana biri o yana çekiştirmiş ve doğal olarak kışkırtmalar halkları birbirine düşürmüş. Oysa halkların istedikleri geleneklerini korumak, dinlerinin gereklerini özgürce yerine getirmek, anadillerini yaşatmak ve kendilerini ifade etmekten başka bir şey değil. İnsanlığın, ‘Büyük İnsanlık’ın parçası olmaktan başka bir şey değil.