Yangından Sonra dört çocuklu bir çekirdek ailenin makus talihini anlatıyor. Tek tek bireylere yoğunlaşan bu öyküler, bir yandan günümüz Türkiye’sinde koşulların çarptığı insanları bir yandan da büyük umutlarla hayaller ülkesine göçenlerin yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Aziz Gökdemir’in incelikli kurgusuyla birbirlerine bağlanan ve iç içe geçen bu öykülerde farklı dünyalardan, farklı kuşaklardan insanların adeta bilinç fotoğrafları çekiliyor ve kaderleri şaşırtıcı tekniklerle aktarılıyor.
Gidenleri, vazgeçen ve terk edenleri, çalkantılı geçmişten yeni dünyanın hayallerine açılırken yolun yarısında kaybolanları, yaşanan hayal kırıklığı ve hüsranı sanki bir albüm şeklinde gözler önüne seriyor Yangından Sonra. Hayatta kalanlar ile göçüp gidenlerin hikâyelerini birbirine teyelliyor.
Aziz Gökdemir, 1967 yılında doğdu, sırasıyla İzmir, Ankara ve İstanbul’da büyüdü. 1990 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleştikten sonra gazeteci, çevirmen ve editör olarak çalıştı. Çeşitli gazete ve dergilere makale ve öyküleriyle katkıda bulundu. 2000-2008 yılları arasında Aras Yayıncılık’la birlikte altı kitaplık William Saroyan dizisini yönetti, Saroyan’ın Türkiye’de tanınmayan önemli öykülerinin yanında ilk gençlik yıllarında yazılmış şiir ve öykülerinin de ilk kez Türkçeye kazandırılmasına katkıda bulundu, bazılarının çevirisini üstlendi.
İç İçe Geçmiş İstanbul Öyküleri (1998), Gökyüzü Defni (2013), Yangından Sonra (2019), İmparatora Veda (2023) adlı kitaplarının yanı sıra Bağzı Şeylere Öyküler (2013), Öyküden Çıktım Yola (2014), Kısa Film Öyküleri (2017), Edebiyatta Hukuk (2023) ve O Ada Senin Bu Ada Benim (2023) adlı seçkilerde metinleri yer aldı. Bir öyküsü, Almanya’nın Sesi Radyosu’nun 1997 Edebiyat Yarışması’na katılan kayda değer metinleri yayımladığı Yaşam İzleri (1998) / Lebensspuren (2000) adlı derlemelerde, ”Narrazioni notturne a Villa d’Este / Este Sarayı’nda İhtiyar Heyetiyle Bir Öykü Akşamı” adlı öyküsünü içeren kitapçıksa İtalya’da yayımlandı (2017). -- Aziz Gökdemir was born in 1967 and grew up in Izmir, Ankara, and Istanbul. Settling in the United States in 1990, he has worked as a journalist, translator, and editor. His essays and short stories in Turkish have appeared in various newspapers, periodicals, and anthologies. Between 2000 and 2008, he co-directed the six-volume William Saroyan series with Aras Publishing, introducing a new generation of Turkish readers to Saroyan's work, including iconic stories deemed too risky to translate in the 1960s, as well as poems and short stories written in the author's youth. He also translated some of the short stories and wrote an introduction to each book, and contributed to a companion volume of essays for the Saroyan Centennial.
Gökdemir is the author of four books in Turkish. One of his short stories was published in Turkish and German in Yaşam İzleri (1998) / Lebensspuren (2000), collecting notable entries from Deutsche Welle's 1997 Turkish Story Contest. His short story, "Narrazioni notturne a Villa d’Este / A Story Evening with the Council of Elders at the Este Palace," was published as a booklet in Italy (2017).
“geri döndüğüm yerler”de ozan can özübal’ın “mavna”sıyla ilgili bölümdeki hayıflanmamı bir kez daha dinlemek ister misiniz? hep aynı kişileri, hep aynı kitapları konuşmaktan o kadar kör oluyoruz ki bazen, ne kadar dikkat edersem edeyim kaçırdığım şaheserler oluyor. parşömen soruşturmasında mert tanaydın’ın serzenişiyle aziz gökdemir’in adını bir kez daha duyunca, mert bey’in edebi zevkine çok güvendiğimden “galiba” dedim “aziz bey’in bir kitabı vardı bende.” ta taaam 2019 tarihli “yangından sonra”. şansa bakın ki editörü mert tanaydın. iki geceye uzattığım okuma sonrası çığlıklar, yardım çığlıkları :)) çünkü bu ne hoş, ne derinlikli, ne güzel kurulmuş bir romanmış ve ben bunu nasıl kaçırmışım? trajik şeyler, hatta epey trajik şeyler yaşayan çekirdek bir ailenin 15 yılı anlatılıyor. zamanlar değişken, 2013’ten başlayıp, geriye, ileri gidiyoruz. anlatıcılar değişken, ailenin dört çocuğu da en az birer kez anlatıcı oluyor, anne, baba bazen ayrı ayrı bazen birlikte… ve fakat sadece aile değil mesela bir çocuğun sevgilisi de katılıyor bazen. ay çok uzun yazmak istemiyorum ama hemen her ferdini trajik şeylerin beklediği bu romanda her anlatıcı, okudukları, alıntıları (nefis selamlar var), dert ettikleriyle o kadar sahici ki. ve en sevdiğim… bizde niye yazılmıyor diye bazen tepinesim geldiği bir biçimde, kör gözüm parmağına olmadan, toplumsal ve politik olayları sezdirmesi. gezi’yle başlayıp ölüm oruçlarına geri gitmesi, sınıfsal farkı, gurbeti ve yabancılığı hissettirmesi. ve her karakteri dibine kadar anlamamız, seçimleriyle. uzatmayacağım çünkü bir yazıya saklıyorum söyleyeceklerimi. uzun süredir bir yerli roman beni bu denli heyecanlandırmamıştı. heyecanlanınca ben o kitaba dair yazıyorum genelde. ve aziz bey, ilk bölümde gezi olaylarında divan oteli’nin üstüne kurulduğu mezarlığı anımsattınız ya bir türk romanında, tüylerim diken diken oldu. çünkü kimseler konuşmuyor bu gerçekleri… elinize sağlık.
Her bir ferdinin kendine has trajedisini, ayrı öykülerle okuduğumuz bir roman bu. Aile fertlerinin kendi aralarındaki zayıf ve -muhtemelen- pamuk ipliği kadar ince olan bağ, hikayelerin birbirleri arasında da mevcut.
Her bir ferdin anlatıcı olması ve her hikayenin farklı tekniği olması zihinleri zorlasa da Gezi'ye selam çakan Civan'ın öyküsünü ve annenin anlatıcılığını epey beğendim. Türk romanında bu tarz çeşitliliğin olması önemli.
Çok beğendim, çağdaş Türk edebiyatında aradığım iyi hikaye anlatıcılığı, yerel ve evrensel sorunların ortaklığını görme, bireysel hikayelerden yola çıkarak siyasi sorunları tartışma gibi nitelikler mevcut metinde. Bir sürü trajedi ile dolu dört çocuklu ailenin tarihi anlatılmış ama Türkiye ve dünyanın geniş bir zaman aralığına dair çok iyi yerleştirilmiş ufak göndermeler var. Yazar bu göndermeleri ince ve göze batmayacak şekilde işlemiş. Ailenin tüm üyelerinin bakış açısını duyuyoruz ve bu anlatım şeklinde en sevdiğim yazarın kadınları konuşturma becerisi oldu. En sevdiğim kısımlar annenin bakış açısıydı. Kitapta olmasaydı daha iyi olurdu dediğim tek kısım Maria karakterinin sözleriyle araya girişi oldu.
Ben satın aldım fakat yakınlarda yazar kendi sitesinden ücretsiz olarak ulaşıma açtı kitabını. gokdemir*com adresinden erişebilirsiniz. Bu yorumu yazmadan kitabın sonundaki karanlıkta bırakılmış alıntılara dair son kısmı okumadım. Şimdi gidip hem o kısmı hem de Banu Yıldıran Genç'in coggito sitesindeki Yan Yana Durduğumuz Yerler başlıklı yazısını okuyacağım.
Yorumlarını ilgiyle izlediğim bir kişinin hakkında yazdığı övücü bir yazıyla varlığından haberdar olduğum Yangından Sonra’yı doğrusu sevemedim. Yayınevince öykü olarak basılmasına rağmen, kitabın roman niteliği ağır basıyor. Aynı aileden bireylerinin birbiriyle bağlantılı trajik hikayeleri anlatılan. Başta “ne güzel bir metinmiş” duygusu uyandıran kitap kısa sürede boğmaya başladı. Bir acılar silsilesi. Bir de Gezi’den 1915 olaylarına, Kürt meselesine, derin devlete vs. birçok şeye değinme telaşı var adeta. Sondaki causus romanına dönüşen olay örgüsü ise epey iğreti ve pek ikna edici değil. İçeriği ve karakterleriyle beni bu kadar kötü hissettiren az kitap olmuştur, bunu yazarın gücü diye olumlu anlamda söylemiyorum. Depresyona girmek isteyenlere hararetle tavsiye ederim yani. İçerikten öte Aziz Gökdemir’in dilini de kılçıklı buldum, fiyaka yapmaya, edebiyat parçalamaya yönelik bir üslubu var. “Çok-katmanlı”, derinlikli metinlerin ağdalı ve dolambaçlı bir dilde, tıka basa metaforlar ve göndermelerle dolu olması gerekmiyor.