Hayallerine kavuştuğu, mutlulukla yeni tanıştığı anda kaybolan Gökçe'nin yokluğu, en çok dostlarını etkiler. Yıllar sonra bile çözülmeyi bekleyen olayı araştıran arkadaşları, önce kendi hayatlarındaki sırlarla karşı karşıya gelirler. Gerçeğe ulaşmak ise sandıklarından daha zor olacaktır.
Geçmişin izleriyle yaşayan Yankı'yı, geçmişi şimdide arayan Alper'i, geçmişten kaçmak isteyip ona tutsak olan Erdem'i yıllar sonra bir araya getiren şey Gökçe'nin kendisini tekrar hatırlatmasıdır. Ve bu kez herkes kendi sırlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır.
"Sen, yaşayamayan tüm insanlar için yaşayabildiğin kadar yaşa. Sınırlardan ve onları aşmaktan korkma."
'Gökçe, çocuğun omzuna vurdu. "Ne istediğine dikkat et," dedi. "Yarın öbür gün ölürsem çok ağlarsın."
"Kim?" dedi Alper kaşlarını kaldırarak. "Ben mi? Şuraya yazı yorum, üç güne birini bulurum. Kırkını bile beklemem."
Gökçe, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle, "Hayata küsersin," dedi. "Hatta çocuğun olursa ona, benim adımı verirsin."
Alper de sırıttı. "Müstakbel karımla aramı, senin yüzünden aça mam," dedi. "O ne isterse o olur." ' Bunları konuşurken nerden bilecekkerdi ki Gökçe'nin ölüp Alper'in kızına gökçe ismini verip karısıyla arasını bozacağını. 😪
This entire review has been hidden because of spoilers.
"Anlamsız olan bu yaşama anlam veren tek şey ölümdü"
Selamm! Bugün okurken duygudan duyguya geçiş yaptığım ve en sevdiğim kitap olma listeme giren bu güzel kitabın yorumu ile geldim😊Kısaca konusundan bahsedeyim; Gökçe, üniversite sınavına hazırlanan hayallerine sıkı sıkı tutunan çalışkan ve çok cesur bir kız. Başarıya ulaştığı ve mutluluğu yeni tatmaya başladığı günün gecesinde bir cinayete kurban gideceğini nasıl bilebilirdi ki? Bundan en çok arkadaşları etkilenir ve yıllar sonra Gökçe'nin kendini hatırlatması ile olayı araştırmaya başlarlar. Geçmişin kapıları tekrar açılır ancak gerçeklere ulaşmak sandıkları kadar kolayda olmayacaktır. . Aşırı iyi bir kitaptı. İçinde; ihanet, entrika, aşk, gerilim, acı, ölüm, öfke, hüzün... Her şeyi barındırıyordu. Kitap çıkalı beri hakkında birçok güzel yorum okudum. Konusu hakkında az çok bilgim vardı yani. Bu yüzden de okumaya başlarken daha temkinli ve piskopatça herkesten şüphelendim neredeyse😅Yazar Bi bölüm günümüzü diğerinde ise geçmişin sayfalarını anlatıyordu. Öyle ters köşeler ve yanıltmacalar vardı ki katilin kim olduğunu anlayamıyordunuz🤐Belki de tahmini doğru tutan nadir kişilerdenim. Evet, artık ne kadar psikopatça delirdiysem nedenine kadar doğru tahmin etmişim. O sonuç beni o kadar yaraladı ki... Ne kadar sinirlenip üzülsemde yazar günümüzde sıkça olan sebeplere değinmiş. Eminim sizde okuyunca böyle hissedeceksiniz. Bir Barış Akarsu hayranı olarakta kitapta geçen şarkılarına bayıldım. Yazarın anlatım diline ve kurguya aşık oldum diyebilirim. Kalemini gerçekten çokça geliştirdiğini düşünüyorum😍 Gökçe,okuduğum en çalışkan kız karakterdi. Hiç bir kız baş karakteri bu kadar çok sevmemiştim✨ Ah Alper üzümlü kekim🥺Hissettiği acıyı iliklerime kadar hissettim.Onunla birlikte ağladım diyebilirim. Öyle ki kitaplarda en sevdiğim erkek karakterler arasına girdi 🖤 Anlayacağınız ben kitaba aşık oldum. Size de şiddetle okumanızı tavsiye ederim... Hepinize keyifli okumalar 🌼
Ya sen arkadaşlık ile ilgili yazarken güzeldi her şey, ama neden? Beyza’ya mı özendin Dilara da cinayet kitabı yazdın. Emin ol serinin 4. Kitabını yazsaydın daha çok okunurdu.
10/10 Benim için çok, gerçekten çok anlamlı bir kitaptı. Ben yıllardır Barış Akarsu hayranıyım ve kendisini de şarkılarını da çok severim. Bir kitapta hiç konserini okuyabileceğim aklıma gelmemişti çünkü maalesef o aramızdan yıllar yıllar önce ayrıldı. Ama kitapta geçmişte geçen sahnelerde Barış Akarsu'nun konserlerine yer vermek gerçekten çok çok iyi bir fikirdi. Kitap boyunca Barış Akarsu'dan atıflar ve sahneler vardı. Açıp açıp defalarca okudum çünkü bir daha başka bir kitapta Barış Akarsu'nun geçeceğini düşünmüyorum. Gerçekten Barış Akarsu'nun olduğu sahnelerden çok etkilendim ya da Barış Akarsu'nun şarkılarının geçtiği sahnelerden... Bir kitapta bu kadar sevdiğim, kendime rol model aldığım, hiçbir zaman hak ettiği ilgiyi ve değeri maalesef göremeyen bir sanatçı olan Barış Akarsu'yu görmek beni o kadar mutlu etti ki sadece sırf bu yüzden bile 10 verilir. Kitaba ve içeriğine gelirsek: Ben kurguyu sevdim, Kitap hemen içine aldı ve sürükleyiciydi. Dilini de sevdim. Bu benim okuduğum ilk Dilara Keskin kitabıydı ve kesinlikle son olmayacak. Kitapta en sevdiğim karakterler baştan sona kadar hep Alper ve Gökçe'ydi. Keşke Gökçe için daha mutlu bir son olsaydı. Gerçekten kitapta ağlamaktan helak oldum. Keşke Gökçe ölmeseydi... Katil ise beni hiç tatmin etmedi. Alper'le aynı tepkiyi verdim gerçekten böyle basit bir sebep için mi öldürdün Gökçe'yi dedim. Gökçe'nin hayalleri vardı, çok çalışmıştı ve üniversiteyi kazanmıştı. Hukuk okuyacaktı onu bile çok gördü Semih. Bence katil Semih olmamalıydı. Çünkü kitap boyunca hiçbir şekilde bize acımasız ve kötü tarafı gösterilmedi. Daha önce de böyle kitaplar okudum ve eğer karakterin yakını katilse belli sahnelerde aslında o karakterin çok da masum olmadığı ve içinden kötü biri çıkabileceğine dair ipuçları verilir ama bu kitapta o yoktu. Ve yine söyleyeceğim Gökçe'nin öldürülme sebebi çok saçmaydı gerçekten kıza üzüldüm ya yazık oldu. Aynı şekilde Ipek de öyle. Semih'in babasının gölgesinde kaldığını söylemesi onun sonunu getirdi ve bence Ipek'e kitapta çok az değindiler. Kitabın sonu fazla aceleye getirilmişti. Biraz daha sonları detaylı yazılabilirdi. Katilin kim olduğunu öğrendik ve pat diye kitap bitti. Keşke biraz daha o kısımlar detaylı islenseydi. Ama bunların dışında kitabı ben gerçekten çok sevdim. Barış Akarsu'dan dolayı da bende çok ayrı yeri olacak bir kitap...
This entire review has been hidden because of spoilers.
Nedense bu kitabı tek sevmeyen kişi benmişim gibi hissediyorum.
Dilara Keskin’in yazım dilini severim, N.G. Kabal ile birlikte Watty camiasında en sevdiğim yazım dillerinden birisidir. Ve bu kitabı da yaklaşık 2 günde mi ne bitirdim -kayıtlı tarihe dikkat etmeyin- fakat beğendiğimden değil, sadece neler olacağını merak ettiğimdendi.
Karakterlerin çoğuyla onlardan nefret etmemi sağlayabilecek bir bağ kurabildim fakat Alperen (adını hatırlamıyorum, Alperen miydi?) ve Gökçe dışında hiçbir karakteri tam olarak sevemedim.
Kitabı sevmememin en önemli nedenlerinden birisi, kitapta odaklanılan şeyin katili bulmak değil Yankı, Hakan, Burcu ve Erdem arasındaki yasak aşklar olmasıydı. Sadece son bölümlerde biraz polisiye gibi hissettirdi o kadar, geri kalan sayfalarda yasak aşk okuduk tamamen. Ama Yankı’nın Hakan ile olan nişanlarında yaptığı şey ile ben bile gurur duydum onu belirtmeliyim. Ve ayrıca herkes bu kitap için hüngür hüngür ağlamış da olsa ben tek bir gözyaşı bile dökemedim.
Fakat onun dışında, Ölüler Konuşamaz kitabını sevemedim maalesef. En azından Kaybolmuş Ruhlar Sarayı okuduğum en iyi Watty kitaplarından birisiydi :)
Reading this felt like a chore. The book drags on far longer than it needs. Pages and pages of the same sentence structures repeated over and over like the author was stuck on a loop. I sighed countless times.
What annoyed me most was that I kept pushing through, hoping the big reveal at the end would make it worth it. It didn’t. The so-called revelation is so underwhelming and flat.
The way the characters “discover” this revelation is just as disappointing: lazy, convenient and lacking any real tension. For a book that spends so long trying to build atmosphere, it completely fails to deliver anything memorable.
İlk başta yavaş başladığını düşünmüştüm ama yanılmışım. Konusu olsun verdiği mesajlar olsun o kadar iyiydi ki. Herkesin okuması gerek dediğim kitaplardan birisi oldu. Ayrıca bu yazarın en sevdiğim kitabı. Kitap bittiğinde bende bitmiş bir vaziyette oturup ağlamıştım.
Konusu: 2005 yılının bir Ağustos gecesinde, hayallerine kavuştuğu ve mutlulukla yeni tanıştığı anda kaybolan Gökçe Korkmaz’ın cesedi iki gün sonra bir çöp konteynırında bulunur. Yapılan araştırmalara rağmen katil, karanlık gölgelerin arasına gizlenmeyi başarır. Ancak bir gün, işlenen yeni bir cinayet Gökçe’nin ölümünü hatırlatır ve arkadaşları bu kez neler olduğunu kendileri araştırmaya karar verirler.
"The only thing that gave meaning to this meaningless life was death."
Love, betrayal, pain, death, anger, sadness... It was a very gripping and intriguing book in every way. It is a work that questions how to cope with the difficulties that life brings, the facts that losses add to a person and the meaning of survival through the development of events and the emotional depths of the characters.
"Live as much as you can for all the people who cannot live. Don't be afraid of boundaries and exceeding them."
Bu kitaba kötü diyen birisi olamaz. Kitap anlatılamayacak kadar çok güzel. Gerçekten müthiş içinde aşk, merak, ölümün olduğu harikulade bir kitap. Kitapta Gökçe'de Yankı'da Alper' de hatta Erdem' de bile kendimden bir parça buldum bile diyebilirim. Almayı düşünenler ilk sırada bu kitabı koyun derim. Kitaplığımda en güzel yerde.
"Sen, yaşamayamayan tüm insanlar için yaşayabildiğin kadar yaşa. Sınırlardan ve onları aşmaktan korkma."
Kitap gerçekten çok ama çok güzeldi, çok severek okudum. Katil zaten tahminlerim arasındaydı ama emin de olamıyordum. Gerçekten bir ara herkesten şüphelendim. Hatta Gökçe'nin ölmediğini bile düşünmüştüm. En sevdiğim karakter Alper oldu. Okumak isteyen herkese tavsiye ederim, mükemmeldi.
İlk 100 sayfasını ve son 50 sayfasını okudum mu? Evet. Beğendim mi? Hayır. Benim yaşıma göre mi? Yine hayır. Arkadaşımdan görüp okumak istedim mi? Evet. Arkadaşım aslında çok güzel olduğunu söyledi mi? Yine evet.
Saf bir merak ile başladım, polisiye-gizem-dram türü diyebileceğimiz bir kitap. Açıkçası fazla basit anlatım dili olsa da beni kendine çekip okuttu. Bir günde bitecek bir kitap. İnsanı düşündüren, birkaç dakika anlamsız anlamsız duvara bakmanıza neden olabilecek sözler vardı kitabın içinde.