Bir arkadaşımın tavsiyesi ile bir yazarın daha ilk kitabını okudum ve bu yazarı tanıdığıma çok memnun oldum.
Zaman kısa, boşa geçirme lüksümüz yok. Bu nedenle ilk eserleri veya ilk kez okuyacağım bir yazarın kitabını okumaya her zaman mesafeli yaklaşırım. Bu önyargıyla başladığım kitapları yeni bir dünya, yeni bir yazar keşfetme mutluluğu ile bitirdiğimde de mutluluğuma diyecek olmaz.
Taçlı Yazıcıoğlu’nun “Hep Sondan Başlar” kitabını bitirdiğim şu anda da bu duygular içindeyim.
İlk sayfalardaki; ‘anılarımızın ne kadarı kurgudur sizce?’ sorusu kafamda ilk şimşeklerin çakmasına neden olmuştu. Bazı satırlarında, okurken aniden fark ettiğim kendi duygularımı bulmak, karakterlerin sadece birisi ile değil, tümünde parça parça kendimi bulmak, kitapla özdeşleştiğimi hissetmek çok güzel bir duygu.
Kitap; 1970’lerin başından, 2000’li yılların ilk yirmi yılı arasında geçen bir dönem içinde, birbiri ile kesişen hikayeleri ile yedi karakterin, her biri farklı bölümlerde, zamanın doğal akışı içinde değil, geri dönüşlerle ve kendi cümleleri ile geçmişin ve bugünün muhasebesini yapması üzerine kurulmuş. Dönemin çeşitli toplum katmanlarının tipik sosyolojik özelliklerini taşıyan karakterlerin kişilikleri başarı ile oluşturulmuş. Herkesin, birlikte olduğu kişide kendi aşkını yaşadığı gerçeği ekseninde, karakterlerin her birinin büyük düşüşleri, zayıflıkları, acıları, başarıları, başarı olarak kabul ettikleri başarısızlıkları, umutları; kendimizle özdeşleştirebileceğimiz ve belki de duygularımızı tanımlayabileceğimiz incelikte psikolojik tahlillerle kurulmuş incelikli cümlelerle ifade edilmiş.
Yalnız insanların, çağımızın hastalığı yalnızlığın romanını yazmış Taçlı Yazıcıoğlu. ‘Yalnızlığı sevmek, kendini sevmekle başlar’ diyor.
Kitabın daha ilk sayfalarında yer alan ; “Yaşam öyküsü yazarak geçmişte yaşamak, geleceği durdurup güvende kalmanın en kolay yoludur…” cümlesi, bana kitabın sonuna kadar bir yaşam öyküsünü, gerçek yaşamdan karakterlerin hikayelerini okuduğum duygusunu yarattı. (sf; 13) Ancak son sayfalarda; sırf geçmişte yaşanan olayları birbirine bağlayabilmek için elimizi geçmişin bulamacına daldırmamız gerekmediğini (sf; 289), geçmişle konuştuğumuzda, elimize hiçbir şeyin geçmediğini ne zaman öğrenirsek, o an genç kalmanın sırrını da keşfetmiş olacağımızı (sf; 291), bu durumda özgürleşebileceğimizi anlıyoruz.
Bazı kitapları okuyup bitirdiğimde, yıllardır biriken duygularımı düşüncelerimi yazma isteği içimde kabarıverir. Hemen masa başına oturmak isterim. Otursam, bir çırpıda yazacakmışım, hatta onlar kadar güzel bir öykü, bir roman yaratacakmışım duygusuna kapılırım. Taçlı Yazıcıoğlu’nun “Hep Sondan Başlar” kitabı da o kitaplardan biri. İlham verici, harekete geçiren bir roman.
“…Anılarımızın ne kadarı kurgudur sizce?…”, sf; 27
“…ancak şanslı insanlar hayatlarında büyük düşüşler yaşarlar…”, sf; 157,
“Yalnızlığı sevmek, kendini sevme(nin)kle mümkün(dür)…” sf; 275,
“…Geçmişle konuştuğumuzda, elimize hiçbir şeyin geçmediğini ne zaman öğrenirsek, o an genç kalmanın sırrını da keşfetmiş olmaz mıyız?…”, sf; 291.