40. yılına özel baskısı Resimler, belgeler, hakkında yazılanlar
Nedim Gürsel'in gerçeklerden düşlere, anılara sezdirmeden geçişleri erişilmesi güç bir ustalıktır. -Yaşar Kemal-
Suların, doğanın yazarı Nedim Gürsel. Bilinci ve uzaya bağımlı bir bilinçaltını aynı potada eritebilen varoluşçu bir duyarlılığı, atalarından kalma ölçütlerle yargılamadan, daha derin, daha vurgulu ve daha güzel bir biçimde kullanmayı biliyor. -Alain Bosquet-
Nedim Gürsel was born in Gaziantep, Turkey, in 1951. He published his first novellas and essays in Turkish literary magazines in the late 60s. After the coup d’état in 1971, he had to testify in court for one of his articles. This led to his decision to temporarily reside in France. He studied Comparative Literature at the Sorbonne in Paris and completed his dissertation in 1979 on Nâzim Hikmet and Louis Aragon. Gürsel then returned to Turkey, but the military putsch of 1980 sent him back into exile in France. He first wrote articles and travel reports which were published in 'Le Monde', as well as in the Turkish newspapers 'Cumhuriyet' and 'Milliyet'. Today he teaches contemporary Turkish literature at the Sorbonne and directs the Centre National de la Recherche Scientifique.
Bu kitapta ne varmış da mahkemelerde sürünmüş böyle demekten kendimi alamadım okuyunca. Yani 21. yüzyıldan bakınca o endişeli mahkemelerin tutunduğu kalıplar ciddi ciddi erimiş. Bitiminde yazarın üç sayfalık bir notu var, o notu da okuduktan sonra sorunu ve absürdlüğü netleştirmek daha da kolaylaştı. Nihayetinde bu kitap bedene yabancı olmadan yazılmış bir anlatı, yoğunluklu yazılmış ve bir tür şiddete yakından bakabiliyor; bunların yapması 1970'lerde ve 1980'lerde tedirgin edici olmuş olmalı, ama o dönemin şiddetli mekânlarına o kadar da yakından dokunarak yazıldığı söylenebilir mi? Yok. Daha çok akıl sağlığının mekânlarından dolayla anlatıyı o dönem için farklı buldum.
Nedim Gürsel’in hikâye kitabı (1975) • Anılardan kaynaklanan dokuz hikâye. Cicipapa çocukluk günlerine dönüşün, Senin Adın Yalnızlık bir bezginliğin hikâyesi. Bir taşra şehrinde her öğün bulgur yiyen ailenin oturduğu iki odalı ahşap eve çocuklar Bulgur Palas adını takmışlardır; dul bir anneye bağlı yaşantılar bu evde geçer. Avlu’da bir niifus memurunun tekdüze günleri; Camlar Buğulandı’da bir göçmen çocuğu; Kışa Doğru’da gecekondu yıkımı ve karanlıkta babasını bekleyen bir çocuk anlatılıyor. • Etki gücünü şiirli havasından alan kitap, Türk Dil Kurumu 1976 Hikâye Ödülü’nü kazandı.